Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Tevbe için asla geç değildir
imanilmihali.com
Tevbe için asla geç değildir

Tevbe için asla geç değildir

Tevbe için asla geç değildir

Yüce Allah kimin daha iyi işler yapacağını görmek için sınavı yaratandır. Adil, şeffaf, hakkaniyetli ve anlaşılır haldeki bu sınav zengin olma, ayıp şehvetlerde gezme, haram yeme, servetle şımarma, makamlara gelme sınavı değil, iman ve salih amel sınavıdır.

“Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir. O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Mülk 67/1,2)

Sınavın müjdesi cennetler sadece iman edenler içindir.

“İman edip salih ameller işleyenler ise cennetliklerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara 2/82)

“Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir.” (Mü’minun 23/1)

“ .. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir.” (Ahkaf 46/15,16)

Sınavda asla affedilmeyecek olanlar, Allah’a ortak koşan ve bu hal üzere ölen müşriklerdir. Bunların cezası ebedi cehennem ateşidir.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa 4/116)

Kafirler de inkar üzere ölürlerse cehennem azaplarına mahkum olacak bir diğer gruptur. Bunlar bir süre sonra ateşten kurtulsalar bile uzun müddet cehenneme mahkum olacaklardır.

“Şüphesiz inkâr edenler, insanları Allah yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir. Şüphesiz inkâr edenler ve zulmedenler (var ya), Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.” (Nisa 4/167,168)

“Kâfirlerin refah içinde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın. (Onların bu refahı) az bir yararlanmadır. Sonra onların barınağı cehennemdir. Ne kötü bir yataktır orası!” (Al-i İmran 3/196,197)

“Melekler, kâfirlerin yüzlerine ve artlarına vura vura ve “haydi tadın yangın azabını” diyerek canlarını alırken bir görseydin. (Ey kâfirler!) Bu, sizin ellerinizin önceden yaptığının karşılığıdır. Yoksa, Allah kullarına zulmedici değildir.” (Enfal 8/50,51)

“İnkâr eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.” (Muhammed 47/34)

“Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler.” (Mü’minun 23/117)

Münafıklar, akibetleri kafirlerden de kötü cehennemliklerdir. Bunların cehennemdeki yeri kafirlerden de aşağıdadır.

“O münafıklara, “Gelin, Allah’ın Resûlü sizin için bağışlama dilesin” denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. Onlara bağışlama dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah, onları asla bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.” (Münafükun 63/5,6)

Buraya kadar anlatılanlar hallerini düzeltmeyenler ve bu hal üzere yaşayıp ahirete intikal edenler içindir. Cehennemler sadece kafir, müşrik ve münafıklar için de değildir. Müslüman olduğu halde imanında samimi olmayanlar veya müslüman olduğu halde iman etmeyenler de o ateşi muhakkak tadacaktır.

Cehennem azap dolu bir cezadır ve şefaat ile kurtulamayacak bu grup için hesap çetin olacaktır. O zaman anlaşılacaktır ki dünya hayatında üç kuruş zevk ve dürtü için feda edilen ahiret esenlikleri yaratılışın ve sınavın en büyük gayesidir. Fakat o zaman da imana ve amele vakit ve fırsat kalmayacağından akibetler değişmeyecektir.

Öte yandan umut daima vardır ve Allah affedendir. Ahiret yurdundan önce, ecel gelmeden en karanlık kalplerin, en zalimlerin, en münafık ve kafirlerin dahi kurtuluşu mümkündür. Çünkü Allah affeden, affetmeyi sevendir.

“Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.” (Hicr 15/49,50)

“Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.” (Nisa 4/110)

“ .. Şüphesiz, Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Bakara 2/173)

“Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. İşte onların mükâfatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir!” (Al-i İmran 3/135,136)

Bağışlamak Yüce Allah’a mahsustur ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar kurtuluşa erecek olanlardır. Kur’an’ın emir ve yasakalrı kullar içindir. Güzeli yapmamak da, kötüyü yapmak da vebali artırır. O halde Allah’ın sınırlarını iyi anlamak ve güzele hizmet ederken aynı zamanda kötü ve kötülüklerle mücadele etmek lazım gelir.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.” (Ahzab 33/70,71)

Şükretmek bağışlanma yollarından birisidir. Nimetlerden sorulacağımız o din gününde şükredenler azap görmeyecek olanlardır. Nimetlerin sınırsız olduğu düşünülürse aldığımız nefesten evladımıza kadar, Kur’an’dan çiçeklere kadar her şeye şükretmek lazım gelendir. Nimet helal ve temiz olmalıdır ki şükrümüz de has ve makbul olsun.

“ .. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.” (Şura 42/23)

“Eğer siz Allah’a güzel bir borç verirseniz, Allah onu size, kat kat öder ve sizi bağışlar. Allah, şükrün karşılığını verendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir).” (Tegabun 64/17)

Bağışlamayı seven Yüce Allah’ın rahmet kapısı daima açıktır. Tevbe tüm kötülükleri silen ve esenlik verendir. Nasuh tevbe, olması gereken, pişmanlıktan doğan, tekrar etmeme azmini doğuran, göz yaşlarıyla Allah’a yönelmenin ve bağışlanma dilemenin adıdır. Nasuh olmayan tevbe ise ciddiyetsizliktir ve Allah katında değeri olmayacaktır. Çünkü Allah dilimizden dökülen seslere değil, kalbimizden geçenlere değer verir ve samimiyetle huşu yoksa orada riya vardır ve tevbe kıymet kazanmaz.

“ .. Şüphesiz O (Allah), tövbeleri çok kabul edendir, çok bağışlayandır.” (Bakara 2/37)

“İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır. Onun (lânetin) içinde ebedî kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz. Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran 3/86-89)

“Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nahl 16/119)

“Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.” (İsra 17/25)

“Ancak tövbe edip bundan sonra ıslah olanlar müstesna. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nur 24/5)

“O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” (Şura 42/25)

“Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Furkan 25/70)

“Semûd kavmine de kardeşleri Salih’i peygamber gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka hiçbir ilâhınız yok. O, sizi yeryüzünden (topraktan) yarattı ve sizi oranın imarında görevli (ve buna donanımlı) kıldı. Öyle ise O’ndan bağışlanma dileyin; sonra da O’na tövbe edin. Şüphesiz Rabbim yakındır ve dualara cevap verendir.” (Hud 11/61)

“Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Maide 5/39)

“ .. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.” (Hud 11/2,3)

“ .. Ey mü’minler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nur 24/31)

“Allah’ın onlara seslenerek, “Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyeceği günü hatırla.” O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar. Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur.” (Kasas 28/65-67)

Nefsi şeytan işi pisliklerden ve inkardan temizlemek de hayra ve güzele dönmenin bir diğer yoludur. Cihadın en yücelerinden olan nefisle cihad bu anlamda geçmiş tüm kötülükleri istikamete sokan bir kurtuluş reçetesidir.

Nefis terbiye edilemezse kötülüğü emreder. Nefisleri temizleyen ise sadece Allah’tır. Lakin kul nefsini terbiyeye çalışır ve temizlemesi için Yüce Allah’a duacı olursa inşallah kalbi karanlıklardan arınacaktır.

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems 91/7-9)

Geç olmadan

İnkar, küfür ve şirk üzere olmak hem bu dünya hayatında hem ahiret yurdunda helake sebeptir. Ecel herkesin kendi kıyametidir ve berzah alemi iman etme, tevbe etme, salih amel işleme yeri değildir. Sınav bu dünyadır ve ecelden önce doğru istikamete yönelebilmek tek çaredir.

Yapılan hadsizlik, zulüm, hata ve kötülükler ne nispette olursa olsun merhamet Yüce Allah’ın vaadidir ve tevbe kapısından girebilenler, tevbeyi kalpte besleyenler, hataya geri dönmeyenler için inşallah saadet pınarları şırıl şırıl akacaktır.

Yüce Allah, Kur’an’ı ve Peygamberi ile kullarını bu saadete, sırat-ı mustakime çağırır. Şifa ve rahmet Kur’an’dadır ve en katı kalpler dahi O’nunla yumuşar, hidayete yönelir.

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran 3/31)

“Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.” (İsra 17/82)

Allah’a karşı gelmekten sakınmak ve kötü işleri bırakmak müjdelere vesile olmaya layıktır.

“De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.” (Al-i İmran 3/15-17)

İnkar üzere ölmek nasıl ki afsızlığa mahkumsa, tevbe ile Hakka yönelmek de geçmiş günahları inşallah bağışlayan ve affın kapılarını açandır.

“Fakat inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler. Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Onlar da feryat ettiler, ama artık kurtuluş zamanı değildi. (Sad 38/2,3)

İnkar üzere ölmek hali sadece İslam’a hiç girmemişler için değil aynı zamanda imandan küfre geri dönenler içinde vaaddir.

“İman edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.” (Nisa 4/137)

Tevbe etmek aklın ve kalbin feryadı, Kur’an ve Peygamberin işareti, Allah’ın emridir.

“Hâlâ mı Allah’a tövbe etmezler ve O’ndan bağışlanma istemezler? Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Maide 5/74)

“Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (En’am 6/54)

“Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (A’raf 7/153)

“Ey Muhammed! İnkâr edenlere söyle: Eğer (iman edip, düşmanlık ve savaştan) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Eğer (düşmanlık ve savaşa) dönerlerse, öncekilere uygulanan ilâhî kanun devam etmiş olacaktır.” (Enfal 8/38)

Dualar, tevbelerle semaya yükseldiğinde inşallah Yüce Allah sesimizi duyacak ve bizi bağışlayacaktır.

“Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni, gökle yerin genişliği kadar olan, Allah’a ve Resûlüne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun. İşte bu, Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Hadid 57/21)

Lakin tevbede de esas olan; kulun kalpten gelen bir pişmanlıkla Allah’a yönelmesi, kalp ve dille bunu ifade etmesi, sonrasında kötü işleri terk edip güzele yönelmesi ve o hataları tekrar etmemesidir. Bir başkasının mağfireti ancak biz aynı hissi kalbimizde yaşatıyorsak olasıdır. Yoksa en muteber kulların dua ve mağfiretleri dahi eğer biz tevbeye yakın değilsek nafiledir.

“Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez.” (Tevbe 9/80)

Yüce Allah bize şahdamarından yakındır ve rahmeti geniş olandır. O, kalplerin özünü bilendir. İmanı veren ve bilen, nefisleri temizleyen sadece O’dur. Bu yüzden huşu ve samimiyet kurtuluş için elzemdir. Riya ve gösteriş, münafıklık ve takiyye bağışlanma bir yana Allah ile alay etmenin vebalini de omuzlara yükler ve kul kapkara kalbiyle cehennemlere aday olur.

Allah’ın rahmetinden umut kesilmez

Allah’ın rahmet ve merhametinden umut kesmek sadece kafirlere mahsustur ve kafir veya müşrik dahi olunsa rahmet ve tevbe kapısı her zaman açıktır, umut daima vardır.

“De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Azap size gelmeden önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra size yardım edilmez. Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında, işlediğim kusurlardan dolayı vay hâlime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin.”(Zümer 39/53-56)

“İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer.” (İsra 17/83)

“Ey iman edenler! Kendilerine Allah’ın gazap ettiği, kabirlerdeki kâfirlerin ümit kestikleri gibi tamamen ahiretten ümitlerini kesmiş bir toplumu dost edinmeyin.” (Mümtehine 60/13)

“(Yakub (as) şöyle dedi) Ey oğullarım! Gidin Yûsuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf 12/87)

“(İbrahim (as)) Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”(Hicr 15/56)

“İnsan, hayır (mal, mülk, genişlik) istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır.” (Fussilet 41/49)

Bu nedenle ister mü’min ister kafir olsun her kul daima şükretmeli, dua ve tevbe ile Allah’tan rahmet ve bağışlanma dilemeli, asla umut kesmemeli, cennetleri ve Allah rızasını ummalı, kötülüklerden sıyrılıp ahiret için hazırlık yapmalıdır.

Rabbim işte o zaman dualara karşılık verecek, inşallah bağışlayacak ve bizleri ateşlerden koruyacaktır.

Umudu reddetmek, akibete razı olmak ve Allah’ın rahmetini inkar etmek ise hesap günü kulu misliyle azaba sevk edecektir.

Melekler ve ecel alametleri göründükten, mucizeler belli olduktan sonra tevbenin kıymeti olmayacaktır. Çünkü artık salih amel şansı ve imanı ispat şansı yoktur.

Vakit varken, ecel gelmeden tevbe ile küfrü ve inkarı bırakmak, hata ve günahlardan, haramlardan sıyrılarak temiz ve helal olana yönelmek, dua ve şükürle, tevbe ve istiğfarla Allah’tan af ve bağışlanma dilemek esas olandır.

Kurtuluşa erenler sadece iman sahipleridir, günahları temizlenenlerdir.

Umut daima vardır ve ancak kafirler Allah’tan umut keser.

Bunun için yapılması gereken sadece kötü huy ve alışkanlıklardan sıyrılıp, olması gereken, fıtrata uygun, Kur’an istikametinde yeni bir yaşama merhaba diyebilmektir.

Rabbim dua, şükür ve tevbelerimizi kabul eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Din ve Fıtrat

Allah’ın tek dini ama iki din tarifi, insanın tek doğru ama iki yaşam şekli vardır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir