Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Tevbe ile kurtulunamayacak haller
imanilmihali.com
Tevbe ile kurtulunamayacak haller

Tevbe ile kurtulunamayacak haller

Tevbe ile kurtulunamayacak haller

Doğrusunu sadece ve daima Allah bilir.

Yüce Allah, tevbeleri çokça kabul edendir, merhamet edendir, Rahmeti engin olandır. O, tevbe edenleri seven, esirgeyen ve bağışlayandır.

“Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lânetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim.” (Bakara 2/160)

“ … Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.” (Bakara 2/222)

Dinen tövbe (veya tevbe), Müslümanların dine girdikten sonra cehalet ve gafletle işledikleri masum ve sıradan kabahatleri örten, günahları temizleyen bir nimettir. Bu anlamda tevbe sıradan, gafletten doğan, kişi-kamu haklarına kalıcı zarar vermeyen, küçük ve beşeri zaaflardan kaynaklanan masum günahlar içindir.

“Âyetlerimize iman edenler sana geldikleri zaman, de ki: “Selâm olsun size! Rabbiniz kendi üzerine rahmeti (merhameti) yazdı. Şöyle ki: Sizden kim cahillikle bir kabahat işler de sonra peşinden tövbe eder, kendini düzeltirse (bilmiş olun ki) O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (En’am 6/54)

“Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nahl 16/119)

Nasuh tevbe olarak da anılan asıl – makbul tevbe ise bilmeden işlenen, içerisinde kasıt veya zulüm barındırmayan günahlar içindir. Yoksa günahları fütursuzca işleyip ecele yakın zamanda edilen ve ayrıca kafirler halde ölenlerce edilen tevbe değildir. Burası tevbenin muteberliği anlamında çok mühimdir. Çünkü sanılanın aksine ne Yüce Allah her tevbeyi (haşa) kabul etmek mecburiyetindedir ve ne de günahın vebalinden çekinmeyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin yani imana düşman olanların tevbeleri makbul değildir. Bu bahis aşağıda ayrıca açıklanacaktır.

“Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa 4/17,18)

Yüce Allah’a karşı işlenen günahlara ait tövbelerin durumu

Buraya kadar ayetlerden anlaşıldığı üzere Yüce Allah’ın rahmeti, gün boyu defalarca günah işleyen insanoğlunu affetmek şeklinde tezahür eder. Bunun istisnası günahı çekinmeden işleyenlerin ecele yakın tevbeleri ve küfür üzere ölenlerin tövbeleridir. Bunun detayı ise yine ayetlerde gizlidir. Müslüman dünya her konuda olduğu gibi tevbe konusunda da Kur’an’ın tüm ayetlerine aşina olmalı ve anlayarak okumalıdır ki anılan bu satır aralarına erebilsin.

Öncelikle Yüce Allah’ın tövbesini kabul etmesi için kulun iyi kişi olması, kalbinin temiz ve samimi olması gerekir. Bu tarifin dışındaki kimseler içinse tevbelerin kabulü veya reddi Yüce Allah’ın takdirindedir. Dilerse kabul eder ve dilerse azap eder.

“Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.” (İsra 17/25)

Tövbe eden kulun evvela iman etmesi, daha sonra kalan hayatında salih amellere yönelmesi, o ve benzer hatalardan sakınması lazımdır. Keza tövbeden sonra kulun izlemesi gereken yol doğruluk yolu yani Kur’an yoludur.

“Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.” (Taha 20/82)

“Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner.” (Furkan 25/71)

Tövbe eden kulun affedilmeyi umarak ıslah olması, imana ve dine dönmesi, fenalık, kötülük ve zulümleri iradesiyle tekrarlamamak üzere terk etmesi bir diğer ilahi kuraldır.

 “Ancak tövbe edip bundan sonra ıslah olanlar müstesna. Çünkü Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nur 24/5)

Dine girdikten ve iman ettikten sonra inkara bulaşanların, sonra bu inkarda haddi aşanların ise tövbeleri asla kabul edilmeyecektir.

“Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.” (Al-i İmran 3/90)

Zulüm üretenlerin, dine yalan söyleten münafıkların ise tövbelerinin kabulü kati değildir, takdir her daim olduğu gibi Yüce Allah’ındır. Lakin bu belirsizlik dahi bizlere zulmün ne denli çetin ve çirkin bir amel olduğunu izaha yeter.

“Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder.” (Al-i İmran 3/128)

Münafıkların durumları da zalimlere benzerdir. Hatta cehennemdeki yerleri kâfirlerden de aşağıdadır. Onların tövbelerinin kabul şartı ise ayetin ifadesiyle durumlarını düzeltmeleri yani ıslah olup imana dönmeleridir. Bahsedilen imana dönüş ise Kur’an’a sarılmak, Allah’tan başka ilah tanımamak, sadece Allah diyebilmek şeklinde olmak zorundadır.

“Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın. Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.” (Nisa 4/145, 146)

“Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Maide 5/39)

İmanda sebat etmek yukarıda bahsedilen şartların tekrarı mahiyetindedir ve durumu düzeltmek, doğruyu bulmak, Kur’an’a sarılmakla ifade edilen aynı şeyi vurgular.

“Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (A’raf 7/153)

Nihayet bir tekrar mahiyetindeki ayetle buyrulmaktadır ki her Müslüman ve her tövbe eden kul dosdoğru olmak zorundadır. Çünkü Allah her şeyi duyan, gören ve bilendir.

“Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.” (Hud 11/112)

Özetlenecek olursa; Yüce Allah kendisine dair işlenen günahlarda tövbeleri kabul eden Rahmet sahibi Rahman’dır. Affedicidir, affetmeyi sever. Yeter ki kullar pişman olsun, gözyaşı ile kendisine yönelsin, günahı tekrarlamamak azminde olsun, günahın vebalinden dahi çekinsin, tövbeden sonra salih amel üretsin, imana dönsün, Kur’an’a sarılsın ve dosdoğru olsun.

Ve tüm bunlar samimi, kalpten olsun.

“Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. “Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter” derler.” (Tahrim 66/8)

Melekler dahi tövbe eden samimi kulların günahlarının affı için, Allah yoluna uyanların tövbelerinin kabulü için Yüce Allah’a dua ederler ve onlar için cehennem ateşlerinden korunma dilerler.

“Arş’ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar (melekler) Rablerini hamd ederek tespih ederler, O’na inanırlar ve inananlar için (şöyle diyerek) bağışlanma dilerler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O hâlde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru.” (Mü’min 40/7)

Kullara ve kamuya dair işlenen günahlara dair tövbelerin durumu

Yüce Allah kendisine karşı işlenen günahların geniş rahmeti ile bağışlasa da yine O sonsuz adaleti ile diğer varlık ve kişilere karşı işlenen günah ve zulümlerde bağışlama yetkisini mazluma yani günah ile zarar görene bırakır ki kısaca kul hakkı denen bu kavram dinin en temel ve çetin bahislerinden birisidir. Yani bazı günahlar vardır ki Yüce Allah affetse de günah işleyenin affı ve tövbesinin kabulü mazlumun affına bağlıdır.

Hak yemek bahsiyle yakından alakalı bu konu işlenen günahın muhatabı olan mazlumun, kendisine zarar verene hakkını helal etmesi veya etmemesi ile ilgilidir. Hakkaniyetin tesisi hem Yüce Allah’ın affına ve hem de mazlumun hakkını helal etmesine bağlı olduğundan eziyet edilen veya hakkı yenen kullardan helallik alınmadan edilecek tövbelerin de kabulü şüphelidir.

Çünkü günah işleyip zarar verdiklerinden bağışlanma dilemeyen bir kimsenin zaten samimiyeti şüphelidir ve imanı da o denli zayıftır. Bu durumda kaçınılmaz olarak afsızlığa zaten mahkumdur. Sonra o mazlum o günahtan dolayı uğradığı hak zafiyeti giderilmediği sürece, günahı işleyenin günahı devam etmeyi sürdürecektir ki bu da tövbeyi geçersiz kılacaktır.

O halde kul hakkını gasp eden bir günahtan bahsediyorsak hakkı yenenden helallik alınmadan tövbe etmek nihayetsiz bir dua olmaktan öte gidemeyecektir.

Kaldı ki bu gasp bir kula karşı değil topluma, kamuya, devlete karşı işlenmişse durum çok daha vahimdir.

Tekrar hatırlayacak olursak tövbenin kabulü, tövbe eden kulun sonraki yaşamında doğru ve güzel bir hayat yaşamasına, samimi olarak imana dönmesine bağlıdır ki helallik alınmadan edilen tövbelere dair Yüce Allah haklarından feragat etse ve o kulu bağışlasa da günahkâr kulun tövbesi verdiği zarar devam ettiği için zaten nasuh yani makbul tövbe olmayacaktır.

Hakkı yenen bir tek kul ise belki arayıp bulmak ve daha hayatta iken helalleşmek mümkündür ama hakkı yenen koskoca bir toplumsa helallik almak o kadar kolay değil hatta imkânsızdır. Bu durumda ise helalleşme faslı ahiret yurduna kalır ki oradaki helalleşme servetlerle değil sevap – günah takaslarıyla olacaktır.

Sonuç

Tövbe kula bahşedilmiş en büyük nimetlerdendir ve günahsız kul yoktur. Lakin tövbe bir oyun ve eğlence vasıtası değil, bir Rahmet vesilesi ve nimetidir. İşlediği hata ve günahlardan sıyrılıp, güzele ve doğruya dönenler için bir affedilme mekanizması olan tövbe samimi kullar için inşallah bağışlanma vesilesi olacaktır.

Lakin samimi olmayan ve akabinde doğruya yönelinmeyen tövbelerin durumu Allah’a kalmıştır ve şayet o günah kul veya kulların hakkına gasp etmişse telafisi zarar görenlerin de affetmesine bağlıdır. Bu durumda Yüce Allah tövbeyi kabul etse ve bağışlasa da kulların hakkı bakidir ve helallik almayı gerektirir. Bu dünyada ve az sayıda insana karşı ise mümkün, vefat etmişlerin hakkı veya çok sayıdaki kula ait haklar ise zor veya imkânsızdır.

O halde tövbeye yeltenmekten daha güzel olanı tövbe gerektirecek günahlardan sakınmaktır, hele ki hak yemekten zinhar kaçınmaktır.

Aslolan Allah rızasından mahrum olmamaktır lakin Yüce Allah hak ve adalete olan derin vurgusuyla hem kendi haklarını ve hem de diğer kulların haklarını öne çıkarmakta, yenen hakların muhakkak sahiplerine döneceğini vurgulamaktadır. Bu ise haksızlık yapmanın dehşetli akıbetini anlatır.

Günahtan zarar görenlerin mağduriyeti devam ettikçe tövbeye yönelen kişinin günahı devam edeceğinden samimilikten ve sonrasında doğru yola dönmekten uzaktır. Zaten hakkı yenenden af dilemeyi aklından dahi geçirmeyen bir kimsenin tövbesi de samimilikten uzaktır.

Bu yüzden herkes ve özellikle Müslüman dünya ve bilhassa iman sahipleri, günahlardan sakınmalı, hak yemekten zinhar kaçınmalı, kalpten tövbe ederek, küfür üzere ölmekten ve borçlu olarak vefat etmekten uzak durmalıdır.

Yüce Allah günahları affetmeyi sevendir ama O aynı zamanda haklara saygıyı ve hakları sahiplerine vermeyi emredendir. Bu nedenle tövbe doğrusunu Allah bilir lakin Allah rızasını kaybetmekten korkan ve yediği hakları sahiplerine iade edememenin ıstırabıyla gözyaşı dökenlerin hakkı ve kazancıdır.

Bu yüzden de zulüm üretirken, günah işlerken, cehalet ve gafletle kabahatlerde ileri giderken iki kere düşünmek lazım gelir ki tövbeler kullara karşı işlenen her günahı temizleyemez, Allah affetse de kullar affetmeden hesaptan kurtulunamaz.

Kullara karşı işlenen bu günahlar ise adaletsizlikler, haksızlıklar, kayırmalar, hırsızlıklar, kamu ve yetim malına yönelmeler, toplumun iradesine karşı gelmeler, kötülüğü egemen yapmaya çalışmalar, masumiyete düşman olmalar, zulme ve şeytanlara ortak olmalar şeklinde tezahür eder. Hepsinin temelinde de fani dünya hayatının süslü eğlenceleri vardır ki tamamı geçicidir ve asıl hayat ahiret yurdundakidir. Orada mutlu ve emin olmanın şartı ise hem Yüce Allah’ın affına mazhar olmaktan ve hem de bu dünyada hak yememekten geçer.

Tevbe ile kurtulunamayacak haller diye kast olunan da budur; iman etmedikçe, samimi olmadıkça, tövbeden sonra durumu düzeltmedikçe, ıslah olmadıkça, Kur’an’a dönmedikçe doğrusunu Allah bilir ancak tövbenin kabulü zor olduğu gibi, tövbe edilse ve o tövbe Yüce Allah tarafından kabul edilse bile yenen hakkın alacak – borç muhasebesi bakidir. Bu da şu demektir ki tövbe edilse ve kabul olunsa da yenen haklar er yada geç sahiplerine elbet ödenecektir. 

Rabbim kullarını tövbe gerektirecek günahlardan uzak eylesin.

Rabbim kulların veya toplumun haklarını yediren günahlardan uzak eylesin.

Rabbim adaletsizliklerden, haksızlıklardan uzak eylesin. Amin.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir