Anasayfa / BAŞ YAZILAR / TEVEKKÜL
imanilmihali.com
TEVEKKÜL

TEVEKKÜL

TEVEKKÜL

Öncelikle Diyanet İşleri Başkanlığının “TEVEKKÜL” hakkındaki açıklamasına göz atalım.

“Sözlükte güvenmek, dayanmak, işi başkasına havale etmek anlamlarına gelen tevekkül terim olarak, hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah’a bırakmak demektir. Mesela bir çiftçi önce zamanında tarlasını sürüp ekime hazırlayacak, tohumu atacak, sulayacak, zararlı bitkilerden arındırıp ilaçlayacak, gerekirse gübresini de verecek, ondan sonra iyi ürün vermesi için Allah’a güvenip dayanacak ve sonucu O’ndan bekleyecektir. Bunların hiçbirisini yapmadan “Kader ne ise o olur” tarzında bir anlayış tembellikten başka bir şey değildir ve İslam’ın tevekkül anlayışıyla bağdaşmaz.

Tevekkül, Müslümanların kadere olan inançlarının tabii bir sonucudur. Tevekkül eden kimse Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş, kaderine razı bir kimsedir. Fakat kadere inanmak da tevekkül etmek de tembellik, gerilik ve miskinlik demek olmadığı gibi, çalışma ve ilerlemeye mani de değildir. Çünkü her Müslüman olayların, ilahi düzenin ve kanunların çerçevesinde, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde olup bittiğinin bilincindedir. Yani tohum ekilmeden ürün elde edilmez. İlaç kullanılmadan tedavi olunmaz. Salih ameller işlenmedikçe Allah’ın rızası kazanılmaz ve dolayısıyla cennete girilmez. Öyleyse tevekkül, çalışıp çabalamak, çalışıp çabalarken Allah’ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak ve sonucu Allah’a bırakmaktır.

Yüce Allah bir ayette “Kararını verdiğin zaman artık Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.” (Al-i İmran, 3/159) buyurmuş, müminlerin bir başka varlığa değil, yalnızca kendisine güvenmelerini emretmiş, çünkü tevekkül edene kendisinin yeteceğini bildirmiştir (Al-i İmran, 3/122, 160; Maide 5/11; Tevbe 9/51; İbrahim 14/11; Teğabün, 64/13; Talak, 65/3). Hz. Peygamber (s.a.s.) de devesini salarak tevekkül ettiğini söyleyen bedeviye “Önce deveni bağla, Allah’a öyle tevekkül et.” (Tirmizi, Kıyamet, 60) buyurarak tevekkülden önce tedbirin alınması için uyarıda bulunmuştur.(DİB)”

Buradan hareketle kısaca şöyle diyebiliriz; tevekkül yapılması gereken her şeyi yaptıktan sonra Allah’a dayanıp, güvenmek, sonucunu Allah’a bırakmaktır. Yani kul, hak ve adalet ölçüsünde inandığı doğru yolda tüm emeğini ortaya koyacak ve sonra ilahi kudretin tek sahibi Yüce Allah’ın onay ve iradesini bekleyecektir. Çünkü tüm mülk, kudret, hakimiyet ve irade sadece Allah’ındır. Bizlerin hayır diye düşünerek yaptığımız bir şey şer, şer diye yaptığımız bir şey pekala hayır olabilir ama bunun kadri, hikmeti ve hakikati sadece Allah katındadır.

Tevekkül, kadere imanın tabii sonucudur. Ama maalesef yüzyıllar boyunca yanlış anlaşılmış, tembellik, miskinlik olarak ve başa gelenlerin değişmez olduğu şeklinde yorumlanmıştır ki bunun en önemli oyunlarından birisi yöneticilerin mukedderat olduğuna dairdir. Oysa tevekkül, Allah’a dayanıp, güvenmek, çalışıp çabalarken Allah’ı daima yanımızda bilmek ve işlerin sonucunu Allah’a bırakmak, Allah’a güvenip sonuçtan endişe etmemek anlamına gelir.

Öte yandan tevekkül tüm yapılması gerekenleri yaptıktan sonra, insanın içinde duyması gereken bir iç huzur, mutmain olma ve en önemlisi Allah’ın takdir edeceği sonuç ne olursa olsun buna razı olma ahlakı, sonucu Allah’tan ve yalnız Allah’tan bekleme hâlidir.

Mümin, yaptığı ve yapacağı işlerde Allah’a güvenip dayanır. Bu güven onu kötü şeyler yapmaktan alıkoyduğu gibi zor anlarında da ona ümit aşılar. İnanan bir kişi her işinde Allah’ın rızasını gözeterek doğru ve dürüst davranır. Bir konuda elinden geleni yaptıktan sonra sonucun kendisi için hayırlı olmasını ümit ederek Allah’a tevekkül eder.

ALİ İMRAN 160:

“Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah’a güvenip dayanmalıdırlar.”

ALİ İMRAN 173:

“Bir kısım insanlar, müminlere: «Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!» dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve «Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!» dediler.”

MAİDE 11:

“Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini unutmayın; hani bir topluluk size el uzatmaya yeltenmişti de Allah, onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan korkun ve müminler yalnızca Allah’a güvensinler.”

ENFAL 2:

“Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.”

TEVBE 129:

“Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O yüce Arş’ın sahibidir.”

HUD 123:

“Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah’a aittir. Her iş O’na döndürülür. Öyle ise O’na kulluk et ve O’na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.”

HADİS (İBN MACE, ZİHD, 18):

“Sizler Allah’a gereği gibi tevekkül etseydiniz (sabahleyin) aç çıkıp (akşamleyin) tok olarak dönen kuşu rızıklandırdığı gibi, elbette sizi de rızıklandırırdı.”

Tevekkül gereği kişi ve toplumun gayret ve emeklerini, niyet ve amellerini mükafatlandıracağını, cezalandıracağını düşündüğümüz tek makam Yüce Allah’tır. O, tüm kişi, toplum ve insanlık için en hayırlısını tatbik edecek, edasına ve devamına müsaade edecek veya etmeyecek olandır.

Bizlerin dar görüşlü, cahil-yetersiz akıllarımızla hakikatin tamamını, bunun ileriki uzantılarını tahayyül etmemiz imkansızdır. Lakin Yüce Allah ezeli ve ebediyeti bilen vasfıyla insanlık için hak olan sonucu elbet nasip edecektir.

Burada unutulmaması gereken nokta şudur; son karar ve onayı Yüce Allah’ın verecek olması kulu amel ve niyetinden dolayı aklamaz. Yani şer ve kötü lehinde karar verip amel icra edenlerin hasıl olacak hayırlardan nasibi olmadığı gibi art niyetli ve haksız düşünceleri ile varsa yapılan hile ve tuzakları elbet karşılık bulacaktır.

Yüce Allah’ın bu toplum için uygun gördüğü karar paralelinde olsa bile insanlığın haksızlığa taraf olmaları ve salih niyet ve amellere balta vurmaları aklanmış ve helalleştirilmiş değildir. yani sonuç ne olursa olsun veballer ve sevaplar değişmez. Ortaya çıkacak beşeri sonucun tahakkuku için ter dökmüş olanların dünyevi bir mantıkla galip geldiği ve sevaba hizmet ettiği asla düşünülmemelidir ki belki Allah’ın da rıza gösterdiği bu sonuç belki toplumun ve insanlığın belası bile olabilir. Bunu sadece Allah bilir ama bu durumda o gaye için ter dökenlerin durumu belaya hizmet etmek ve helake çabalamaktan öte gitmez.

Yüce Allah kader bahsindeki yazılarımızdan da hatırlanacağı gibi, olacakların tamamını bilen olduğu içindir ki bazı şeylere rıza gösterir ve bazılarının hayata geçmesine mani olarak hayrı yüceltir. Bu arada kimlerin şer ve kimlerin salih olduğunu da bilir. Yani cennet ve cehennemin muhatapları bellidir. Bu muhataplık ise beşeri kazanım ve sonuçlar istikametinde olmakla değil, HAK VE HUKUKA RİAYET, ADALET VE SEVGİYE DAYALI İYİNİYET ile ilgilidir.

Demek ki tüm galibiyetler zafer değil ama bazı mağlubiyetler zaferdir.

Son söz; ameller kadar niyetler de hesaba çekilecektir. Hak ve adalet ölçüsünde, Allah’ın sınırlarına uymak gayesiyle atılan her adım, beşeri olarak mağlup olsa da hak katında aslında galip olandır. Haksız ve hileli beşeri zaferler ise kula cehennem ateşlerinden başka bir şey vaad etmez.

Unutmamak gerekir ki; müsibet/helak kaçınılmaz ise, nasihat görevini yerine getirenler inşallah beraat edecektir. Tüm dünya aleyhine bile dönse kulun görevi tevhidin öncüsü İbrahim Peygamber gibi Yüce Allah’ı ve hak!kı savunmaya devam etmektir.

Galibiyet ve mağlubiyetin aslı ve astarı sadece Allah katında ve bilgisindedir.

Rabbim, toplumda yakın zamanda yaşadığımız büyük ölçekli tercih sınavında hak ve adaleti yaymak üzere emek veren kullarından razı olsun.

Rabbim, kulların hak ve hürriyetlerini tuzak ve hilelerle yerle bir edenleri helak eylesin.

Rabbim Hak yolunda yürümeye gayretli kullarına güç ve kuvvet versin.

Rabbim vatanımızı ve İslam’ı şirk ve şer odaklarından muhafaza eylesin.

Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an ne diyor biz ne yapıyoruz

Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz

Kur’an ne diyor biz ne anlıyoruz ? Kur’an; Allah kelamı olarak sadece doğruyu bildiren, insana ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir