Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / TEVHİD DİNİNİN FELSEFESİ
imanilmihali.com
imanilmihali.com

TEVHİD DİNİNİN FELSEFESİ

TEVHİD DİNİNİN FELSEFESİ

Yüce Allah’ın dini sanılanın aksine zor, anlaşılmaz ve yoruma muhtaç değildir. Hele noksan hiç değildir. Yaratan ile yaratılan arasına bir şey veya bir kimsenin giremeyişinin de asıl nedeni bulur ki din her insanın cevherinde zaten doğuştan beri vardır. Bu cevher ise huzur, selamet ve esenliğe tamamen uygundur ve doğru yol, cennetlere varan yol tam olark budur. Bu hk ve adil olan yoldur ve Sırat-ı Mustakim denen sınavın en hassas ve kıymetli sorusudur.

Yüce Allah dini bizler için kolaylaştırırken de bunu hedeflemiş, en cahil kulun bile sadece ay ve yıldızlara bakarak kendisini bulmasını, anlamasını, sınavı idrak etmesini istemiştir. Yani hiç kimse diğer tahrif edilmiş dinlerdeki gibi aracıya muhtacım, birisi bana anlatsa diyemez, dememelidir. Akıl, ruh ve şuurun, kalp ve vicdanın, fıtrat yemininin gayesi de budur.

Bu yol dışındaki tüm yollar, sapaklar, virajlar, tünel ve dehlizler pistir, haindir, batıldır, çirkin ve kötüdür. Dahası bu yollar şeytani vadilere varan akibeti karanlık şirk kokulu yollardır ki sadece bugünü ve bu dünyayı değil yarını ve ahireti de çıkmazlara sokar.

Yüce Allah insanı sever, güvenir, kendisinden çok şey bekler, mutlak iman ve itaat ister, hak ve adaletle yaşasın ister. Bu yüzden sayısız kitap ve peygamber yollamış, her çağa, her ümmete bir rehber sunmuştur ki insanlar haberimiz yoktu veya bize de hitp ettiğini bilmiyorduk diyemeyesin. Dahası her ümmete kendi lisanıyla göndermiştir ki insanlar ilahi mesajı anlasın ve hayata tatbik edebilsin.

Tevhid, Rabbimizin çağlar boyu değişmeyen ve değişmeyecek en kuvvetli mesajıdır. Takva ise keza Allah katında bir üstünlük dereccesidir ki bunun ölçüsü Allah’ın sınırlarına riayetle ve muhabbetle ölçülür.

Akibet ve cennetler tevhidin uygulanmasına ve samimiyetle sahiplenilmesine bağlı olduğundandır ki çok esas birkaç başlık dışında gayet elastiki ve kolaydır. Çünkü Allah kullarına kaldıramayacağı yükler yüklemez. Zaten o halde sınav adil olmazdı. Ama Allah bu kolaylık ve nimetlere karşılık insanoğlundan sadakat ve sabır ister, samimiyet ve muhabbet ister, hak ve adil olanı ister ve bekler.

İslam, tevhidin son halidir ki asla son din değildir. Çünkü Allah’ın dini değişmez. Değişen toplumların azma durumların göre değişen haram ve helallerdir. Yoksa iman, sevgi, barış, akıl, bilgi, fedakarlık, paylaşma gibi ana esaslarda asla bir fark ve değişiklik yoktur. Bu zaten tevhidin ana kolonudur ki buna aykırı olanlar şeytanidir, batıldır, doğru değildir.

İslam’ı son din göstermedeki sakınca diğer dinleri de eski bile olsa hala muteber kabul etmeye götürür bizleri ki bu yanlıştır. Çünkü kıyamete kadar ki dönemde hak din sadece İslam’dır ve Kur’an tüm insanlığın tek rehberidir. Ve Kur’an tevhidin özeti, hap haline getirilmişi, kolay ve sade halde sunulmuşu, son ve nihai olanıdır.

Kıyamete çeyrek kalayı yaşadığımız şu ahir zamanda bu nedenle tevhidin, İslam’ın, dinin tek rehberi Kur’an ve yüreklerdeki fıtrat yeminidir.

Tevhid tüm insanlık için esas, tüm mahlukat için geçerli, yaratılışın tamamını kapsayacak kadar kudretli ve ilahi olandır. Bu nedenle onu bilmek, anlamak, okumak ve tatbik etmek keyfi bir lütuf değil ibadet, ahlak ve salih amel zaafı olanlar için bile iman bahsinde defalarca tekrar edildiği gibi farzdır, zaruridir ve kaçınılmaz olnadır.

Cennetlerin giriş kapısını açan tek anahtar imandır. İman takvanın da, tevhidin de, selametin de şifresi, kılvuzu, önderi ve sağlayıcısıdır. Çünkü nasıl akıl olmadan din ve Allah anlaşılamazsa, iman olmadan da tüm amel, niyet ve ibadetler beyhudedir, gayesizdir, hata yapmaya ve hedef saptırmaya müsaittir. Bunun en büyük örnekleri bu yaşanılan yüzyılda bolca görüldüğü içindir ki insanlar riya ve gösteriş ile şirke batmaktan, münafıklık etmekten, dini çıkar ve menfaatlerine alet etmekten kaçınmazlar. Daha vahim ve acı olanı ise şudur ki Allah’ın öfkesi Kur’an’da bir yerde ve bir grup için geçer ve o bahis zulmedenlere karşı direnemeyip boyun eğen firavun halkını hedef alır. Yani Allah çizgisi dışında mal ve servetle korkutanlara, zulmeden, haksızlık yapanlara karşıdır Allah’ın tek öfkesi. Bu denli rahmet ve merhamet yüklü Rabbimizin firavundan çok firavuna tabi olanlara öfkelenmesi tevhidin ve yaratılışın felsefesini de açıkça ortaya koyar.

Yüce Allah kötülükleri, hisleri, kıskançlıkları, hırs ve kibirleri bilir. Söylenen, işitilen, görülen, bilinen hiçbirşey O’ndan gizli kalamaz. Bu hallere, kötülüklere sessiz kalması ise acizliğinden (haşa) değil sınavın adaletinden ötürüdür. Yani sınavın ortasında çocuklara doğru şıkkı eliyle göstermek gibi bir mecburiyeti yoktur Rabbimizin veya zalimlerden çekinmesi, kudretsiz olması bahis konusu değildir. Mesele şudur, Rabbimiz zalimleri ve kötüleri elbet bilir. O’nun izni olmadan bir yaprak yere düşemez, bir gebe doğuramaz. Hal böyleyken o zalimlerin kötülükleri artsın da helakleri hak olsun diye beklerken öte yandan sonsuz merhametiyle hala tevbe kapılarını açık tutar. Kaderi ve zamanın tüm evrelerini bilen Yüce Allah bugün yaşayanların akibetlerini de bilir. Ama zalimlere süre vermesinin asıl gayesi o zalime başkaldıracak Allah dostlarının ortaya çıkması ve aynı zamanda o zalime korkarak teslim olup Allah yolundan vazgeçecekleri görmek içindir. O, dönecek münafıkları da elbet bilir ama verilen bu süre kalp ve niyetlerin hayata geçmesi, eyleme dönüşmesi ve meleklerin şahitlik edebileceği şekilde uygulamaya konmasıyla alakalıdır. Çünkü melekler niyetleri bilemez, sadece yapıln, edilen ve söylenenleri not eder. gaybı ve kalpleri bilense sadece Allah’tır.

Bu nedenle tevhid sınavın kitapçığı ve cevap anahtarıdır.

Tevhid neye emreder dediğimiz zaman ise cevabımız şu olmalıdır; Tevhid insanca yaşamak, güzel, doğru ve hak olan herşeydir ki doğru yol bir tanedir, batıl ise binlercedir. O halde tevhidin doğrusunu öğrenmek yani tek rehber olan Kur’an’a yönelmek, anlayarak okumak ve hayata yansıtmak esas olandır.

Tevhid kullara, samimiyeti, muhabbeti, acımayı, paylaşmayı, sınavı idrak etmeyi, hoşgörüyü, fedakarlığı emreder. Tevhid şeytani sıfat ve eylemlerin tamamını da yasaklar ki bu gruba hırs, kibir, yalan, iftira, günah, haram, sahte, batıl, tuzak, hile, çirkin olan herşey dahildir. Aldatmaların en kötüsüyse muhakkak Allah ,ile aldatmaktır ki bu bahis sahifelere sığmayacak kadar uzun ve kapsamlıdır. Çünkü kafir ve müşrikler güruhu o denli yaygın, sinsi ve organizedir ki durmaksızın Kur’an ayetlerini boşa çıkarmaya, (haşa) Allah’a kafa tutmaya, doğru yolun tanım ve istikametini değiştirmeye gyret ederken öte yandan akıl ve kalpleri dünyevi işlerle, beşeri arzularla doldurur ve tevhidi her gün baltalamaya çalışır.

Dinin kıyısından tuttuğu halde dindar olduğunu sanan gafillerde bu tuzaklara kanıp; modernlik, medeniyet, bilim, zamanın gereği, kuşak çatışması, moda, estetik, değişik dini ve siyasi akımlar, spor ve özellikle maddi gelir durumları adına ahireti unutup, tevhidden uzaklaşıp bu dünyanın sınav olduğunu unuturlar. Bu tevhid düşmanlarının ilk hedefidir ki ahireti unutan sorgudan, sorguyu unutan günah işlemekten kaçınmaz ve fütursuz, gayesiz, sahte bir hayata kendisini de ailesini de mahkum ederken cehennemlik olduğunun farkına varmaz, umursamaz ve sanır ki ileri de düzelir, tevbe ederim. Oysa eceli sadece Rabbimiz bilir ve kulun tevbe imkanı hiç olmayabilir veya nasuh olmayan bu sahte tevbelerin kabulüne dair bir şartta yoktur. hele ki tevbenin salih amel ve güzel hislerle ispatlanmak mecburiyeti nedeniyle yaşarken kömür gibi kapkara olmuş kalplerin temizlenmesi sadece Allah’ın lutfuna bağlıdır.

Sınırsız şefaat bahsi ve nasılsa Allah affeder kandırmacası ise gaffurun ve tabiki şeytanın en büyük silahıdır ve kulların çekinmeden günah ve haramlara dalmasına imkan tanımak içindir. Herkes affedilecek olsa sınav neden vardır? Cennetler bu kadar kolay olsa neden sahabeler yanıbaşlarındaki Peygamberimize rğmen can ve mallarını feda etmiştir? Neden Peygamberimiz kızına “Seni ben bile kurtaramam” demiştir?

O halde şu çok iyi anlaşılmalıdır ki herkes kendisinden sorumludur. Mahşerde mazeret ve yalancı şahitlik yoktur. Kimseye zerre haksızlık yapılmayacağına göre aldanma ve aldatma olmayacaktır. Hatta kimseye sorulmayacaktır bile. Çünkü şahit meleklerin tertip ettiği, Rabbimizin son şeklini verdiği amel defterlerinde kulların yaptığı, neden yaptığı, sayısı, etkisi, maksadı zaten malum ve listelenmiş olcaktır ki bunun tartısı bilemeyeceğimiz bir şekilde zaten huzura gittiğimizde tamamlanmış olacaktır. Biz orada mahkeme edilmeyecek sadece bize yapılacak tebliği dinleyecek ve olabilirse af ve şefaat dileneceğiz. Ama şu da bir gerçektir ki şefaat sadece Allah’ın razı olduğu kullaradır ve cennetlere sadece mü’minler girecektir.

O gün zalimlere uyanlar zalim elebaşlarını suçlayacak ve Yüce Allah’a bunlar bizi kandırdı diye şikayet edecektir. Ama o gün can derdindeki zalimler bunu duymayacak, duysa da oralı olmayacak, suçu kabullenmeyecek, bu durum kimseye bir bahane olamayacak ve cezalar elebaşlarına da ona uyanlara da iki misli tatbik edilecektir.

O gün Peygamberin, ümmetinden Kur’an’ı okumadığına dair yapacağı şikayette hakkımızda hiç iyi olmayacak ve rahmet umutlarını azaltacaktır.Oysa Tevhidin anayasası olan Kur’an elimizin altında, gözümüzün önündedir. Oysa zalim, cahil ve nankör insan bilmediği halde, nefsine ve şeytana yenilerek büyüklenmekte, hırs ve kibirleriyle şeytana asker olmaktadır.

Yüzyıllarca İslam gönüllülerinin tevhid yolunda yürümeye gayret ederken gevşek davranmasının nedeni, şirk belasının ümmetlere anlatılmamasıdır ki şirk denen tehlikenin farkına varılamazsa tevhidin gücü ve mahiyeti asla anlaşılamaz. Böyle olunca da cennetler hayal olur.Çünkü tevhid iyilik yapmayı emrederken, kötü ve kötülüklerden de sakınmayı emreder. Bu bir rica değil emirdir, farzdır.

Zekat, hac, namaz, oruç gibi ibadetler muhakkak önemlidir. Salih amel keza şart ve gereklidir. Lakin herşeyin başı yukarıda bahsedildiği gibi sadece ve mutlak olarak Allah’ı bilmek, sadece O’na sığınıp, medeti, şifayı, rızkı O’ndan beklemektir. Şirk işte bu sadeceyi ortadan kaldırır ve gaffurla elele yürüyen münafıklar güruhunun da gayesi tıpkı müşrikler gibi bu sadece’yi ortadan kaldırmaktır.

Oysa tevhid… sadece Allah demek, diyebilmektir.

Rabbim imanlı kullarına rahmet ve merhamet eylesin.
Rabbim hain, batıl, çirkin ve kötü tuzakalrı sahiplerinin başlarına geçirsin.
Rabbim kafir, müşrik ve münafıklara aman vermesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir