Anasayfa / İMAN ESASLARI / Tevhid ve küfür mücadelesi
imanilmihali.com
sabahlar

Tevhid ve küfür mücadelesi

Tevhid ve küfür mücadelesi ilk insanın yaratılması esnasında başlayan ve kıyamete değin sürecek iman savaşının adıdır ki iki cephenin birinde Allah dostları diğerinde Allah düşmanları vardır. Küfür nasıl tek bir millet ise iman kardeşliği de aynı milletin adıdır ve Kur’an’ın emrettiği kardeşlik de budur.

TEVHİD VE KÜFÜR MÜCADELESİ

Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük azap vardır. (Al-i İmran 3/176)

TEVHİD VE KÜFÜR MÜCADELESİ VE TARAFLARI

Yüce Rabbin; İslam’ı tek, adaleti tam, kudreti sonsuz ve ilmiyle rahmeti kâinat dolusudur.

Her zerre muazzam bir eserin akıllara zarar inceliği ve hikmeti ile tek elden yaratılmış, her var oluş ve yok oluş bir ilahi maksada göre tanzim edilmiştir. Kusursuz ahenk ve mükemmel dengenin gerisinde sadece ve sadece Yüce Allah vardır.

İnsan bedenindeki en minik hücreden devasa gökadalara kadar her şey Allah tarafından yaratılmış ve aynı karakterde üretilmiştir. Yaratan da öldüren de, yeniden yaratacak olan da O’dur.

Kalpler, eller, kanımızda dolaşan minicik maddeler, bitkiler, rüzgâr, yağmur, bulut, kuşlar, güneşle ay, tüm gök cisimleri O’nu tesbih eder ve O’na dua ve hamd ederler.

O tek malikimiz, tek sahibimiz ve tek velimizdir.

Bu kalp çağrısı, bu ezelden teslimiyet, bu minnet ve şükran, bu yürekler dolusu sevginin adı; TEVHİD’dir.

Ve İblis… Kıskanç, isyancı, nankör, cahil, haddi aşan, kibirlenendir. Gözleriyle hakikati gördüğü halde isyanında direnen, insandaki ilahi hikmetin maksadına eremediği halde büyüklenen, aşağılanmasına ve makamdan kovulmasına insanı sebep gören, insandan nefret eden, karanlığın ve kötülüğün temsili.

Hz. Adem (as) ve eşi yaratılıp cennete yerleştirildiğinde isyanını, öfkesini olanca riyakarlığı ve yalanı ile donatıp daha gözünü açmamış melek kadar masum insanı aldatan, yasak meyve adına hırs, doymazlık, nankörlük filizlerini eken ve insanı bir anlık gafletle Rabbine isyan ettiren varlık.

Kâinattaki güzel, iyi, aydınlık, doğru olan her şeyin öteki yanı, eksi kutbu, karanlık yanı iblis. Rabbin hikmet ve kudretine, ilim ve iradesine, hakikate ve hakka isyanın adı; KÜFÜR.

Ve İblis Adem (as) Peygamber ile eşinin tövbesi kabul edilip affedilince, kendisi isyanında direnmeye devam edip daha çok aşağılanınca ‘insanı var olduğu sürece Allah’a karşı aldatıp isyan ettireceğine dair’ yemin eder. Cennetteki yaşam bir süreliğine sona erer ve dünya macerası başlamış olur.

İnsan ümmetler halinde yaşar, ürer, ölür, yeryüzüne yayılır ve ilk atasından ve fıtrattan aldığı ruh ve şuurla Rabbini tanıyıp, hamd ve tesbih ederek yaşar. TEVHİD nuru ile nefes alır, Allah sevgisi ve azab korkusuyla nankörlük etmeden hayatını tamamlar.

Gaflete düştüğünde, sıkıştığında, kıskandığında, acizliğine çare aradığında, ümitsiz olduğunda yanılır, açlığına ve nefsine yenilir ve şehveti, hırsı, batılı tercih eder. KÜFRE dalar ve düzelmediği sürece de bu bataklıkta kalır, çıkamaz.

İblis ve şeytanları tuzaktadır. Kalbi sertleşmiş, ümidi azalmış, açgözlü, imanı zayıf kulları nerede olsa bulur ve onun kulağına fısıldar. Güzel gösterir, kışkırtır, isyana teşvik eder. Kandırır ama zorlamaz, kışkırtır ama güç kullanmaz, güçlü ve sinsidir ama imanı kuvvetli olanlara ilahi irade gereği dokunamaz.

Aldananlar KÜFRE batar, aldanmayanlar TEVHİD nuru ile aydınlanmaya devam eder.

İblis gözle görülmez. Zaten onun eylemlerini insan ve cin şeytanları yani iblisin askerleri seve seve yerine getirir ve kendilerinden medet uman insanlar üzerine hiç görünmeden ama etkilerini hissettirerek nüfus eder, saptırırlar.

KÜFÜR, sonucunda elde edilen dünyevi kazanç, makam, başarı ve büyüklenme nedeniyle aldanmışlara çok güzel gelir. Bu nedenle KÜFRE daha çok batılır, sonra haksız kazanca daha çok açlık hissedilir sonra daha çok küfre batılır ve Allah hidayet nasip etmezse bu böyle devam eder ve azgınlıklar karanlıklarda sonuçlanır.

TEVHİD zordur. Doğrudan ayrılmamak, sabır ve tahammül ile kadere razı olup hak yememek, rızkın Allah’tan geldiğini bilerek paylaşmak, elindekini bir başkası ile paylaşmak insana zor gelir bazen.

KÜFÜR almaya TEVHİD vermeye özendirir insanı ve vermek zordur. Kolay olan, ahireti düşünmeden dünyayı daha yaşanır kılan bolluk içinde kuralsız yaşamanın hafifliğidir. Bu yüzden KÜFÜR ve iblis pek çok taraftar bulur kendisine.

TEVHİD yolcuları ise azdır. Milyarlarca dünya nüfusu, milyarlarca Müslüman nüfusu arasında TEVHİD yolcuları ancak milyonlarla ifade edilir. Doğrusunu Allah’ın bildiği imanlı kalplerin sayısı hakkında konuşmak haddimiz değildir ancak söylenecek en masum şey KÜFÜR yolcularının TEVHİD yolcularından maalesef çok olduğudur.

Peki, neden böyledir? İnsan Kur’an’a bakmaz mı? İnsan kâinat ve tabiatta Allah’ın ayetlerini görüp teslim olmaz mı? İnsan dünyanın faniliğini görüp ahiret hazırlığı yapmaz mı?

Doğru ve güzeli emreden, mütevazı ve fedakarca yaşamayı hedefleyen, paylaşmayı ve güzeli emreden TEVHİD, ahlaksız, nankör, haksız, Hak’sız yaşamak demek olan KÜFÜR karşısında neden yenilir?

Çözüm, çare, cevap insanın zaaflarındadır. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.

Dünya imtihanının kritik noktası budur; zayıf yaratılan insan biraz gayretle hakikati görecek, tahammül edip sabredecek, çirkinin albenisine rağmen güzelin sadeliğine teslim olacaktır. KÜFÜR bu dünyada ve fazlasını isterken, TEVHİD aslen ahirette nasip arar.

KÜFÜR bu dünyadan sonrasını bilmez, bilse de unutur, sonrası yokmuş gibi yaşar ve yaşatır. Bu yüzden dünya kâfirin cennetidir. Haddi aşmakta, suç işlemede çekince görmez.

TEVHİD ise bu dünyadan sonraki baki yaşamın hayaliyle, mizan korkusuyla, azap ve mükâfat bilinciyle yaşar. Elini haramdan, pisten, haksız olandan çeker, utanır, korkar, çalmaktansa aç ölmeyi yeğler.

Bugün dünya üzerindeki kirliliğin temelinde işte bu TEVHİD ve KÜFÜR mücadelesi vardır ve insanlar ister beyaz, ister kısa, ister kadın olsunlar Kur’an ifadesiyle mü’min ve kâfir olarak sadece iki türdür. İnsanlar arası başkaca ayırım yoktur. Tek ayrım vardır o da takva’dır.

Takva’nın; Allah’ın koyduğu sınrılara (hududullah’a) riayet etmek ve insanlar arası değil Allah katında bir üstünlük derecesi olduğu hatırlanırsa, gerek hukuki, gerekse dini-manevi yönden takva Allah katında insanlara giydirilecek tek ve gerçek elbisedir. Bu yüzden elbiselerin en güzeli takvadır.

Makam, para, evlat ve mallar bu dünya eğlencesi, oyalamasıdır. Bunların hiçbiri takva elbisesinin cebine giremeyecektir. Kefen cebine sadece ameller, hayırlar, niyetler ve Allah’a teslimiyetler girecek ve inşallah ahirette zerre kadar herşey TEVHİD nurlarının mükafatlandırılması ile sonuçlanacaktır.

Yüce Allah nurunu elbet tamamlayacaktır ve akıbet mutlaka muttakilerindir.

Başı da sonu da bilen ve kurgulayan Yüce Rabbin kusursuz dengesinde adeta iyi ve güzelin karşı oturağında oturan iblis, belirleyici ve emredici olmaktan uzak sadece kendisine verilen isyan ve aldatma görevini yürüttüğü halde kendisi bile farkında olmadan dünya sınavının bir faktörü olarak yine ilahi iradeye hizmet etmektedir.

Öyle ki insanların iyi ve kötüyü tercih hak ve sorumlulukları varken, iblis sayesinde bazı cevaplar doğal olarak yanlış olacaktır. İblis ve küfür olmasa herkes haşa adeta melek olur ve kötülük yeryüzünde barınamazdı. Nihai hedef kötülüğün kökünü kazımak olsa da Allah bunu insanın kendisinin başarmasını ister hem de İblise rağmen.

Yoksa kötülüğü de, iblisi de, karanlığı da, çirkini de yaratan Allah’tır. Dilese yeryüzünde ne çirkin kalır ne çirkinlik. Bu insanlar tercih etsin ama doğruyu bulsun ve Allah’ın ipine tutunsunlar diyedir.

Bu noktadan bakıldığında KÜFÜR kendisine tabi olan gafillerin ne kadar acz içinde olduğunu gösteren bir zavallı aldanmacadır. Sonsuz, ışıksız, mahveden bir karanlıktır.

TEVHİD ise nur üstüne nur, güzellik ötesi güzelliktir.

Dünyadaki tüm meseleler bu iki devin kavgası şeklinde sürerken TEVHİD yolcuları doğrunun farkındayken maalesef KÜFRÜN yolcuları çoğu zaman hatalarının farkında bile değildir. Kalpleri mühürlü, gözleri kör, kulakları sağır bu küfür yolcuları bazen iyi bir şey yaptıklarını bile sanarak aldanırlar. Oysa iblisin dini ŞİRK’tir.

Şirk dini; rastgeleliğe ihtimal vermeyen iblisin en zalim eseridir.

İnsanı ister hain ve kâfir olsun, ister aldanmış ve kandırılmış olsun yok eder. Küfrün kalesi şirk kula yapışan ve çıkmayan kene gibidir. Nefsi körleyen, şehveti azdıran şirk, KÜFRÜN elebaşısı ve hidayet düşmanı bir yok edicidir.

KÜFÜR kendisine tabi olanları bazen açığa vurur bazen de gizler. Gizler çünkü dişi bir örümcek gibi diğer insanları da ağına düşürebilmek için bu sahtekârlar ile tuzak kurar. Kendisine açıkça tabi olanlar kâfir iken işte bu gizli ve sinsi oyuncuları da münafık ismiyle anılır. Ve münafıkların yeri cehennemde kâfirlerden daha derindir.

Kalpten inanmadığı halde mü’minler gibi inandığını kalpten değil ama diliyle ifade eden bu insanlara, TEVHİD yolcuları inanır ve itimat ederler. Sonra o münafıklar mü’minleri kışkırtır, şeytanlık yapar ve yoldan çıkarırlar. Münafığın başlıca görevi de işte tam budur. Sessizce sokulan ve yürekten bıçaklayan bu münafıkların verdiği zarar çok daha fazladır ve bu yüzden cezası da daha şiddetlidir.

Münafıkların da daha kötüsü elbet vardır. Bunlar da menfaatleri gereği gösteriş ve çıkar uğruna yalan söyleyen mürailerdir. Münafık inanmadığı halde inanmış görünür ve aslen inanmaz. İman edenler üzerindeki kini menfaatten ziyade öç alma duygusundan kaynaklanır. Ama mürailer menfaat için gün olur kafir ve münafıkları bile vurur. Bu tipler çıkar ve menfaat uğruna ne mü’min tanır ne kafir. Tek sevdikleri şey kendileri ve çıkarlarıdır.

İster kâfir ister münafık ister mürai olsun hepsinin bencilliği had safhadadır ve çıkar uğruna yapamayacakları yoktur. İsterler ki haram bile olsa bolluk içinde yüzelim, hak yiyelim, zorbalıkla elde edelim, hesapsız yaşayalım. KÜFRÜN esiri bu bedenler dilerler ki hiç ölmesinler…

Bu müşrikler ayetleri değiştirmekte, hadisler üretmekte, dincilik yapmakta, dine zarar vermekte sakınca görmezler.

Öte yanda tüm bu manevi mikropların tehdidi altındaki TEVHİD yolcuları Kur’an’a sarılır, hakikate ve kalplerindeki iman nuruna sımsıkı tutunup sabreder ve niyaz ederler. Dünya onlar için kandırılmışlıklarla, acılarla, sınavlarla, yokluklarla bezenmiş adeta bir cehennemdir. Bunların cennetleri ise ahiret yurdudur. İnşallah mizan ve hesaptan sonra gülecek olanlar da bu TEVHİD yolcularıdır.

O gün iblis yandaşlarına şöyle diyecektir;

“Ben sizi zorlamadım, güzel gösterdim. Aklınızı kullanıp kanmasaydınız. Ben Allah’tan korkarım ve kendime bile faydam dokunmazken size nasıl yardımcı olurum? Ben sizin bana taptığınızdan haberim bile yoktu ki şimdi sizden sorumlu olayım?” Bu kâfir ve münafıklar için yıkılışın resmidir. Ve kandırılmışlar şöyle dua edecektir; “Rabbim bize bir şans daha ver, dünyaya dönüp hep iyilikle yaşayalım!” Nafile istekleri reddedilinceyse şöyle diyeceklerdir; “Rabbim bizi kandıran bu zalimlere, bu elebaşlarına, bu yöneticilere iki misli ceza ver!”

TEVHİD yolcuları öte yanda her iki taraflarından nurlar fışkırarak cennete doğru süzülecek ve sonsuz-mutla cennet yaşamına adım atacaktır.

KÜFRÜN ve TEVHİDİN bu mücadelesi ilelebet sürmüş ve sürecektir.

Dünya sınavı bir tek sorudan ibaret değildir. Aldığımız her nefes, harcadığımız her kuruş, işlediğimiz her amel ve hatta içimizden geçen her niyet bir sınav vesilesidir. Çünkü Allah her şeyi bilen ve duyandır. O bize şah damarımızdan yakınken nasıl olur da O’ndan bir şey gizli kalır? Ahirette zerre kadar bile olsa her şeyin karşılığı verilecekken nasıl olur da insan kötülük işlemekten çekinmez?

Hakikat saklı kalamazsa, gerçekte aldanan kim aldatan kimdir?

Yüce Rabbin adaleti şaşmaz. İyilik, güzellik, doğruluk ve dürüstlük kazanacaktır. Dünyada bu lezzetlerin egemen olacağı ana kadar bizlerin görevi bu değerlere sarılmak ve savunmaktır. Ecelimizden önce bu güzellik dünyaya egemen olamasa da biz Rabbimize doğru tarafta olduğumuzu göstermiş olacağız ve inşallah mükâfatını da göreceğiz.

Şu hikayeyi hatırlamakta fayda var;

Karıncanın birisi telaşla ağzında bir dirhem su ile koşarken karşıdan gelen arkadaşı nereye gittiğini sorar. Karınca der ki; “Duymadın mı Hz. İbrahim’i yakacaklarmış!” Diğer karınca ; “Ateşi görmedin galiba, göğe değecek. Senin bu taşıdığın su ne olacak ki?” Bizim karıncanın verdiği cevap hepimize nasihat olacak cinstendir; “OLSUN HİÇ OLMAZSA TUTTUĞUM TARAF BELLİ OLUR!”

Dünyayı değiştiremeseniz de doğru tarafta olun ve çekinmeden bunu ifade edin. Çünkü duyan, bilen biri mutlaka vardır…

Ama bu kadar kötülük varken…..bizim gayretimiz neyi değiştirecek….kaç kuruşluk dünya …gibi vesvese ve safsatalarla aldanırsak alacağımız karşılık sadece hüsran olacaktır.

Allah kuluna zulmetmez ama insan zulmeder. KÜFRÜN yolcuları Allah’a isyan ederken hayatı çekilmez hale getiren haysiyet yoksunlarıdır. Onlara tabi olanlar da tıpkı elebaşları gibi ateşlere mahkûmdur.

Mü’min’e düşen imanına son nefesine kadar sahip çıkmak, kâfir ve münafığa düşen bir an önce tövbe edip doğru yola dönmektir. Rehberimiz Kur’an gözümüzün önünde, Allah’ın ayetleri kainatın her yerindedir.

Kimse sınavın adil olmadığını söyleyemez. Yüce Allah kitaplarını, Peygamberlerini defalarca göndermiş ve insanları sapmalarından sonra yeniden doğru yola kılavuzlamıştır.

Hala yanlış yolda yürümeye devam edenler için söylenecek söz şudur; cehenneme odun olun!

Yüce Rabbim TEVHİD nuru ile aydınlanmaya çalışan imanlı kullarına yardım etsin, onları aldanmalardan ve aldatmaktan muhafaza etsin,

Rabbim kalbi Allah için çarpan, yüreği Peygamber, Kur’an ve İslam ile dolu kullarına rahmet ve merhamet etsin,

Rabbim kâfir ve münafıkların soyunu kessin, ellerini tutmaz, gözlerini görmez etsin,

Rabbim insanlığı hidayete, nura, TEVHİDE erdirsin. Amin!

İnkâr edenler, kendilerine vermiş olduğumuz mühletin, sakın kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz, onlara ancak günahları artsın diye mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır. (Al-i İmran 3/178)

TEVHİD VE KÜFÜR MÜCADELESİ

Bu yazıyı okudunuz mu?

En büyük günahlar

En büyük günahlar

En büyük günahlar Günah, dinen yasak edilen ve suç sayılan, söz ve davranışları yapmak durumunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir