Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / Tevhidde hiyerarşi yoktur
imanilmihali.com
Tevhidde hiyerarşi yoktur

Tevhidde hiyerarşi yoktur

Tevhidde hiyerarşi yoktur

Tevhid dini İslam, sahibi Yüce Allah, rehberi Kur’an, elçisi Hz. Muhammed (sav) tarafından bina edilmiş, sınırları belirlenmiş, tamamlanmış, kıyamete kadar baki ve geçerli kalacağı bildirilmiş ve Kur’an diğer tüm semavi dinlerden farklı olarak Allah tarafından korunacağı ahde bağlanmış tek tahrif edilmemiş kutsal kaynaktır.

Kur’an’ın tahrif edilemez oluşu, İslam’ın tahrif edilemez olduğu manasına değildir ve maalesef bir taraftan İsrailiyat, bir taraftan şeytan taraftarlarının baskı, hile ve aldatmaları ile İslam’ın bugün yüzü gözü kan içindedir ve Kur’an dininden de her geçen gün uzaklaşan bir Müslüman camia vardır.

Küfrün tek millet ve şirk cephesinin tam bir şer koalisyonu olduğu hatırlanırsa, hakkın karşısındaki bu batıl direnişlerin zafere eremeyeceği muhakkaktır. Muhakkaktır ama hakikati gizleyen, değiştirmeye teşebbüs eden, en azından deneyen bu şirk ordusunun tevhide ve imana, Kur’an ve hakikate zarar veremese de Müslümanlara ve İslam’a zarar verdiği ortadadır.

Kur’an’ın dokunulmazlığı ve pis ellerin ona uzanamaması nedeniyle pis ellerin hedefi önce kişiler ve sonra varlıklar olmuştur ki bu densizler ilk sıraya yazık ki Hz. Peygamber ve sahabeleri koymuştur.

Önce bu kimselerin yüceltilmesi ve sonra tartışmasız kılınması ile başlayan oyun, bir süre sonra ona atfedilen hadis ve davranışlar hatta kıyafet ve susmalar ile camiayı dinden uzaklaştırır, dini de iki başlı hale getirir olmuştur. O kadar ki hadislerin ayetleri değiştirebileceğine kadar uzanan bu küstah yaklaşımlara kanan insan sayısı azımsanamayacak kadar çoktur. O muteber kişi ağzından sözde dinin modern zamanlara adapte edilmiş haline ilişkin uydurulan hadislerin gayesinin ne olduğu açıktır ve dincilik tayfası bunu gayet iyi kullanır.

Tartışma üstü kitap sadece Kur’an ve tarrtışma üstü kişi sadece Hz. Peygamberdir. Diğer tüm söz, kitap, kişi ve varlıklr tartışılabilir ve yorumları dikkate alınabilir ama şu aleni ve kati bir hakikattır ki Yüce Allah dışında hiçbir kimsenin hatta peygamberlerin bile din adına hüküm koyma yetkisi, görevi ve hakkı yoktur.

Yukarıda sözü edilen tayfa ise değiştiremediği Kur’an yüzünden hayata istekleri doğrultusunda dini kurallar koyma ve böylece saltanatını ölümsüz kılmaya gayret etmektedir. Ve bu maalesef küfür kadar basit bir mesele değildir. Baştan sona şirk, katıksız şirk, katmerli şirktir ki bunu yapanı da, uyanı da, menfaat uğruna aldanmış görüneni de müşrik yapar.

Şirkin ayetlerde geçen mahiyetlerine bakıldığında Allah’ın hep var olduğu ve inkar edilmediği, bu anlamda küfür ile şirkin kati olarak ayrıldığı görülür. Allah, şirkte vardır ama yanında birileri, bazıları da vardır. Küfürde de bu yoktur. Yani küfür inkar eder geçerken, şirk inkar etmeden inkardan beter yapar.

Konumuz şirk olduğu içindir ki bu ekleme ve yatay olarak birilerini irade ve kudrete ortak etme girişimini açmak lazım gelir.

Sırasıyla Rahmet Peygamberi dahil tüm peygamberler, sahabeler, veli ve evliya adı altında çoğu ölmüş kimseler, şeyh ve tarikat liderleri kuyruğa girip saltanat dinciliği gereği hiyerarşik olarak yönetimden hisse kaparlar. En tepede her zaman Allah vardır. Sonra peygamberler ve diğerleri.

Her kademe bunlara göre övülmeye layıktır, övülmeli, göklere çıkartılmalıdır. Ama bir üst kademeye ve onun yetkilerine asla erişememelidir. Bu ilk bakışta hoş ve makul görünürse de dinde yeri asla yoktur ve bu şirkin kazanımı, ehli kitapın oyunu, haçlı seferlerinin dinci yobazlar ile işbirliğidir.

En tepede, sadece Allah vardır ve başkaca bir kişi veya varlığın o piramitte yeri asla olamaz. Olamaz çünkü tüm diğerleri yaratılmıştır, tüm diğerleri çifttir, tüm diğerleri bir araya gelse bir sinek bile yaratamazlar. Dolayısıyla dindeki en muteber kimselerle bu ilahi piramitteki Allah mevkinin hemen altına kalın bir çizgi çekip ayırmak ve tüm diğerlerini dindar, dine hizmette başarılı, mü’min, veli gibi ayrı ve çok çok daha alt gruplara koymak lazım gelir.

Bu diğerlerinin tamamı (Peygamberimiz dahil) ayetleri yani vahyedilen hakikatleri almak, tanıtmak, tebliğ etmek, uygulayarak göstermek, en fazla Kur’an istikametinden sapmadan dine değil fakat hayata ait meselelerde acizane beşeri yorumlar katmaktır. Bu kimseler dine egemen olmaya çalışırsa, din adına hüküm koymak, kaldırmak, değiştirmek cihetine giderse bu kudrete isyan ve şirktir.

Hayata dair meselelerde ise (miras, boşanma, adalet, eğitim, eşler arası münasebetler gibi) ayetlerin paralelinde, genel manasına aykırı olmamak kaydıyla, açıklayıcı olarak yol göstermekten öte gitmeyecek bir yetki erki dine hizmet etmek gayesinden de taşmamalıdır.

Tevhidin temeli olan Kur’an bu nedenle korunmakta, pis ellerin hilelerinden korunmaktadır. İslam ise Kur’an tarafından değil ama uydurma hadisler, şeyhler, şıhlar, türbeler, bilimum islam dışılıklar tarafından sürekli darbe almaktadır.

Son zamanlarda Kur’an mealleri üzerindeki tercüme veya parantez oyunları da artmıştır ve ayetlerin orjinali ellenmeden mealler ılımlı, siyasi, şirk odaklı hale getirilmek istenmektedir. Buna rağmen Kur’an’ın genel mana ve hitabı değişmemiş ve aynen muhafaza edilmektedir. zaten bu yönetim piramitinin şirk olduğunu da bize Kur’an söylemektedir.

Keramet, mucize, ilham, rüya adı altında insanlar son Peygamberin vefatını unutup bu sahte peygamberlerin ardına düşmekte ve şirke balıklama atlamaktadır. Oysa Kur’an’daki veli kavramının açııklaması sadece iman ve takva sahibi kimseler şeklindedir. Bu iki meziyete sahip olanlar ise asla din adına hüküm koymaz, buna teşebbüs bile etmez.

Şeyhten yardım istemek, af ve cennetler için şeyhi aracı yapmak, kişiliğini silip şeyhte fani olmak, feyizlenme yani sadece onun sözlerini tartışmasız kılmak gibi eylemlerle kimlerin ne hale geldiği ortadadır. Bu kimseler aynı zamanda Allah’ın dinini böldüğü için de suçlanacaktır ki her biri diğerini din dışı ilan etmekte zaten ustadır.

Dahası bu beyhude yanılmalar sadece diriler için değil ölüler içinde geçerlidir ve dirilere gönderilmiş Kur’an, bu kimselerce öldükten sonra bile bıraktıkları söz ve eserlerle hep ikinci plana atılmaktadır.

Müridlerin mişnalara tabi olma halleri nihayetinde işi, Kur’an’ı okunmaz, mescid ve tarikatten içeri sokulmaz hale getirmiştir. Yani Kur’an bu kimselerce Peygamberimizin ahirette şikayetçi olacağı gibi hayatın dışına itilmiş haldedir.

Dahası şeyhte fani olmaya çalışan bu kimseler Kur’an’ın ‘sürüleşmeyin’ emrine de aykırı davranarak, insan onur ve şerefini yaralamaktadır.

Tarikat liderlerinden bazılarının kendisine vahiy (ilham, rüya adı altında) gönderildiğini söylemesi, kendilerini zamanın peygamberi gibi görmesi, orasını burasını müridlere öptürmesi (!), her türlü ahlaksızlığa bu sözde tedavi ve okumalar esnasında teşebbüs etmeleri duyulmamış şeyler değildir.

Şirk bahsinde en mühim nokta ise şudur ki o şeyhin haram ve helal belirleme yetkisi vardır ve hristiyanlıktaki ruhban sınıfına ait ayet ve peygamberimizin hadisi hatırlanırsa bu zaten tek başına şirktir.

Aklı ve vicdanı, hatta imanı ve dini toplumdan alıp bir kişiye teslim etmek ise zaten yaratılışa ve fıtrata aykırıdır. Rabıta denen bu olayda sadece şeyh düşünür, karar verir ve tüm müridler ona uyar. Çoğu yalan ve yanlış bu kararların vebali ise hepsinedir. Akla ve bilme ihanet damgası taşıyan bu eylemin kalıcı hasar vereceği de açıktır.

Sözde vahyin (açıkça diyemedikleri için ilham veya rüya derler) , ilmin yerini alıyor olması da Gazali ile başlayan kirli bir oyunun sonucudur ve İslam aleminin bugünkü acınacak halinin sorumlusu bu yanlış hurafe ve saplantıdır.

İşte tüm bu yanılmalar Kur’an’dan uzak kalmanın ceremesidir.

Tarikatler üzerindeki bu mütalanın gayesi içten gelen yani din içinde odaklanan kirli yozlaşmanın bir ayağını tanıtmaktır. İçteki diğer kirlenmeler ise; para ile kandırmalar, mevki ve makam ile esir etmeler, liyakat ve ehkliyet yerine sadakati en başa koymalar, hizipçilik gibi çoğu siyasi zorlamalardır. Dahası diyanet işlerinden (din değil) sorumlu bir kurumun bu kötü gidişata dur dememesi de dinen hayret edilecek bir meseledir.

Tüm iç yanlışlıkların dış kaynaklardan doğduğuna en azından desteklendiğine ve beslendiğine şüphe yoktur ki haçlı seferleriyle başlayan İslam’ı ve Türk’lüğü ortadan kaldırma gayesinde atılan bu son adımlar 21. yüzyılda Ehlikitabın, dağılan komunist bloktan sonra hedefe İslam’ı oturtmasından dolayıdır. Bizzat Teatcher’in bunu ifade etmesi ve tüm Hristiyan – Yahudi odakaların bunda kenetlenmesi boşuna değildir ve yazık ki son yirmi senede dünyada yaşananlar (özellikle ortadoğuda) hep Müslümanların kan ve can verdiği acı tecrübeler olmuştur.

Bu odakların ilk gayesi İslam’ı ve Türklüğü ortadan kaldırmak, sonraki hedefi enerji kaynaklarına sahip olmak, tali gayeleri ise kendilerine köle insanlar yaratmaktır.

Buraya kadar ki faslın çoğu laik kesimce anlaşılır olduğuna şüphe yoktur. lakin bunun bir adım daha gerisi tüyler ürperticidir ve siyonist felsefenin ayak sesleri gizli dehlizlerden ayyuka çıkmaktadır.

Tüm dünyadaki dincillik belasının baş mimarı, destekçisi, elebaşısı olan siyonist Yahudiler, hedef seçtikleri hristiyan ve müslüman kesim ve ülkeleri birer birer yutmak gayesiyle gizli, sinsi, hiyerarşik (!) bir yapılanma ile haksız kazandıkları milyar dolarları harcayarak dünyaya kan kusturmakta ama asla ön planda olmamaktadır. Filistin bir istisnadır ve coğrafi yakınlık ve ilk hedef olmaları nedeniyle onlar faturanın en ağırını ödemekteler. Nedense tüm Müslüman ülkeler Kur’an’ın zalime karşı cihad emrini işletmemekle İsraile destek verir haldedir.

Uluslararası arenada papalık, siyonist yahudilerle işbirliği içinde, adeta yahudileşmiş olarak Türk ve İslam düşmanlığına çanak tutmakta, kin ve düşmanlığı, bir din makamına yakışmayacak tarzda kışkırtmaktadır. Papalık Cizvit papazları, haçlı seferleri, engizisyon mahkemeleri ile zaten şaibelidir. Bu İslama düşman halleri ise alenen durdukları nokta hakkında fikir vermektedir.

Çok uluslu cemiyetlerinde çöküşü ve itibarsızlaşmaları bunlar nedeniyledir. Ülkeler arası hukuk sadece zayıf ve Müslüman olanları bağlarken, güçlü, gayri islam ve zengin ülkeleri nedense bağlamamaktadır. Dahası israil bir kez olsun F,listin’e uyguladığı insanlık dışı işler nedeniyle uluslararası camiadan tenkit bile almamıştır.

Dahası Suriye, Arap baharı gibi tüm meselelerde hep kuramcı ve destekçi olan bu ülkenin esamesi bile okunmaz. Ülkemizin 1984 yılından itibaren yaşadığı terör belasının arkasında da bunların olduğu elbet yakın tarihte anlaşılır olacaktır ki günümüz modern ülkelerinin ortadoğudaki çıkarları uğruna federatif yapıları ve terör örgütlerini müttefik ülkelerin varlığına rağmen kullanıyor olması kirli planın izlerini yansıtmaktadır.

Bu yakın tarihte böyle olduğu gibi uzak tarihte de böyledir. Dünya tarihi dinler tarihidir ve hiçbir büyük savaş veya ayaklanma yoktur ki ardında dini bir emel yatmasın. Bir zamanlar hristiyanların oynadığı bu arka plan rolü son yüzyılda maalesef yahudilerin eline geçmiş ve artık hristiyanlarda kandırılır ve yönetilir olmuştur. Onalrın da ilk ve en büyük kaybı doğal olarak İncil’in tahrifatı ve İsrailiyatın dinlerine girmesidir ki İslam üzerindeki güncel oyunlar Hristiyanların yahudiliğe (siyonizme) teslim olmasından dolayı gelen sıra nedeniyledir.

Bu teslimiyetin batıl ve haksız olduğu açıktır. Açıktır ama hedefe konan yeni dünya düzeni hayali pekçoklarını kandırmakta, gelecek kurgusunda rol kapma gayreti akıl almaz fedakarlık ve tavizlere yol açmaktadır.

yahudilerin bu sinsi hayali asla gerçekleşmeyecek bir rüyadan öte gidemez ama tüm dünya bu tatlı hayalde yönetici ve kuralsız olabilmenin rüyasıyla yatmakta, kalkmaktadır.

Dünya üzerindeki meselelerin özü sanıldığı gibi enerji, su, para filan değil doğrudan dindir ve hedef tahtasında şimdilerde İslam alemi yer almaktadır. Oklar ise siyonistlerin elindedir ki dilediğine atmakta, tüm diğerleri ona acımasızça çullanmaktadır. Bu bahis uğruna sayısız oyunları sergileyen, sayısız numara yapan, milyarlarca dolar harcayanların asla şefkat ve erki paylaşma gibi bir niyetleri de yoktur. Çünkü siyonistlerin katolik inançalrında yahudi nneden doğmamış hiçkimse yahudi değildir ve asla yönetici yani efendi olamaz. Olsa olsa saraya uşak olur. Tüm hristiyan aleminin kandırılmışları işte bu hizmetkarlık için uğrş vermektedir.

Yahudilere kanmayan, yahudileşmeyenler için öngörülen gelecek tasviri ise köle olmak veya yok edilmektir ki İslam alemi bunun en çetin örneğini yaşamaktadır. yahudileşmeye çalışanlar dini yahudi dinine benzetmeye çalışark veya kişisel olarak tavizler vererek hiç olmazsa saraya hizmetçi olmak gayesindedir.

Kur’an ise bunların batıl ve hakjsız olduğunu defalarca kez anlattıktan sonra hak ve adaletin mutlaka galip geleceğine and içmektedir. Yani bu pis oyun mutlaka kötü sonla bitecek, bu hayalin temsilci ve takipçileri bedbaht olacaktır. Lakin bu aldanış ve şeytana uymaların yaşanacağını da haber veren Kur’an’dır.

Peygamberimizin hadislerinde de bu konu vurgulanırken, ümmetin ahir zamanda yahudiler ve Hristiyanlar ile aynı yolları takip edeceği ve imtihanları olan paraya tapacağı ve Kur’an’ı okumayacağı, okusa da anlamadan okuyacağı ihbarı sayısız kere yapılmıştır. Keza kıyamet alemetleri sayılırken de yaşanacaklar ve dindeki bozulmalar tarif edilmiş ve aahir zamanın sonuna doğru iman edenlerin sayısının azalacağı ihbarı yapılmıştır.

O halde doğru taraf Allah tarafı, Kur’an tarafıdır.

Siyonistlerce yaşam gayesi haline getirilen dünya sadece bir sınav alanıdır. Siyonistlerce en büyük korku haline getirilen ölüm, sadece bir boyut değiştirme olayıdır. Siyonistlerce kadere isyan ve dinin haramlarına baş kaldırı ise küfür ve şirktir. Dahası Allah’ın yerine veya yanında Şeytana’da ilahi kudret ve mülkte ortaklık tanıma gayesi affedilmeyecek katmerli şirktir.

Dinlerin mezheplere, hiziplere, cemaat ve tarikatlere bölünmesi işte bu menavi kardeşlikleri bitirmek maksadıyladır. Bugün dünyada dinleri, mezhepleri, tarikatleri, farklı inanç şekillerini alt alta koysak muhtemeldir ki binlerce inanç çıkar karşımıza. Bir tek Allah ve bir tek Kur’an’a rağmen insanlık neden bu haldedir dersek te cevap siyonizimdir.

Onların gayesi ne olursa olsun iman sahibi kimselerin ilk görevi kanmamak ve Kur’an’a sarılmaktır. Onların hileci ve güçlü olmaları bu hakikati değiştirmez ve kanan kaybeder. Ölmek pahasına kanmayanlar ise kazananlardır. Bu acımasızlara karşı tüm kaybedilecekler sadece bu dünya ile sınırlı önemsiz şeylerdir ve ahirette başarı ve kazanç inşallah kalıcıdır. Seçim, akıl, irade kulundur.

Gerçek dinde, iman ve tevhidde hiyerarşi asla yoktur olmayacaktır.

Var gibi göstermeye çalışanların tamamı, göklere piramit basamaklarıyla tırmanmak isteyenlerin (!) tamamı şirk cephesidir ve kaybedecek olanlardır.

Dini işlerde hiyerarşi ve piramit adı geçen her organizasyon, hele gizliyse, şirke hizmet eder.

Allah ve Peygamberi ise mutlaka galip gelecek ve ahirette kimseye zerre kadar adaletsizlik yapılmayacaktır.

Tüm söz ve hüküm Allah’ın, tebliğ Kur’an’ındır.

Kur’an’ı okumamak veya anlayarak okumamak ise şirke kucak açmak, aklı devre dışı bırakmak, cehalete yenik düşmek, sürüleşmektir. Bunların tamamı ise zulüm ve haksızlıktır.

Rabbim dini bölenlere, imanı para ve mevkiye satanlara, şirk ve küfür ile işbirliği yapanlara göz açtırmasın, tuzaklarını başlarına geçirsin.

Amin!

Tevhidde hiyerarşi yoktur

Bu yazıyı okudunuz mu?

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir