Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / Tövbe ve istiğfar etmek
imanilmihali.com
Allah (cc)

Tövbe ve istiğfar etmek

Tövbe ve istiğfar etmek

İSTİĞFAR NEDİR?

Sözlükte “örtmek, örtbas etmek” anlamına gelen istiğfâr, dinî bir kavram olarak, hata ve günahların Allah tarafından af ve mağfiret edilmesini istemek; kulun işlediği iyi ve güzel amelleri azımsayıp bunları artırmaya çalışması, günahlarını çok bulup bunları azaltmaya gayret etmesi demektir. Aynı kökten gelen “Gufran” ve “Mağfiret” kelimeleri, Allah’ın kulun hata ve günahlarını örtmesi, ona azap etmemesi, günahlarını bağışlaması anlamına gelir. İstiğfar ile “günahtan vazgeçme” anlamına gelen tevbe arasında bazı farklar vardır. Kişi ancak kendi günahından dolayı tevbe edebilirken, başkalarının günahından dolayı da istiğfar edebilir. Yani başkasının affını Allah’tan dileyebilir. Allah’ın güzel isimlerinden olan “gafur” ve “gaffâr”, günahları örten, bağışlayan, affeden demektir (bk. Gafir). Kur’ân’da pek çok âyette istiğfarda bulunmak emredilmiş, Allah’ın mağfiret edici olduğu ısrarla vurgulanmış, özellikle seher vakitlerinde olmak üzere istiğfar edenler övülmüştür (Meselâ bk. Âl-i İmrân, 3/17; ez-Zâriyât, 51/18). (M.C.)

İstiğfar, “Ya Rabbi bana mağfiret et, bize mağfiret buyur, mağfiretini niyaz ederim” gibi dua ve niyaz ile mağfiret istemektir. Tevbe ise günaha nedamet ve bir daha yapmamak üzere azim ile dönüştür. İnsan, başkalarının günahları için de istiğfar edebilir. Kur’ân’da “Rabbimiz, hesabın görüleceği gün, beni, anamı babamı ve müminleri bağışla.” (İbrahim, 14/41) gibi bunun pek güzel misalleri vardır.

Fakat kimse başkasının adına tevbe edemez. Bununla beraber istiğfar, tevbeyi de içine alabilir. Alûsî’nin naklettiği vechile İbnü Receb demiştir ki: Yalnız istiğfar, duada mağfiret isteğiyle beraber tevbedir, “Allah’tan mağfiret diliyor ve O’na tevbe ediyorum.” gibi tevbeyi de zikrederek istiğfar ise, sadece mağfiret talebiyle duadır. Bir de demiştir ki, yalnız istiğfar, geçmiş günaha nedametle ve onun şerrinden korunmayı dua ile talep ve gelecek günahın şerrinden de onu yapmamaya azm ile korunmayı talebdir. Ve işte “Israr ile sağîra (küçük günah) yoktur, istiğfar ile de kebîre (büyük günah) yoktur.” gibi varid olan hadislerde ısrarı yas a klayan ve soyut olarak zikredilen istiğfardan kastedilen böyle nedamet ve azm ile tevbeyi içermiş olan istiğfardır. Eğer geçmiş günaha nedamet yoksa, o sadece duadır, nedamete yaklaşmış ise tevbedir.”

Bunun özeti, şer’an istiğfara vaad edilmiş ve tertip edilmiş olan hükümler, tevbe mânâsında olan istiğfardadır. Mutlak olarak istiğfar denildiği zaman o kastedilir. Tevbe, nedamet mânâsı bulunmayan ve günahtan pişman olmaksızın sadece onun af ve mağfiretini istemekten ibaret kalan istiğfar, sadece bir duadır, makbul olmamak gerektir. Çünkü hem günaha pişmanlık duymamak, hem de onun mağfiretini istemek Allah’a karşı edepsizliktir. Ancak bu, kişinin kendi günahı hakkındadır.

İmam Ahmed b. Hanbel’in “Müsned”inde ve “Sahih-i Müslim”de ve daha başkalarında Hz. Aişe’den rivayet edilmiştir ki, Resulullah (s.a.v.) son zamanlarında sözünü çok söyler olmuştu ve sorulduğunda: “Rabbim bana ümmetimde bir alamet göreceğimi haber verdi ve onu gördüğüm zaman hamd ile tesbih ve istiğfar etmemi emir buyurdu.” demişti. “Keşşaf Tefsiri”nde der ki: “Tesbih emriyle beraber istiğfar emri dinin kıvamı olan emir ile emri olgunlaştırmak içindir. Yani dinin kıvamı itaat ile günahlardan korunmak arasını toplamadadır. Bir de Resulullah’ın masum olmasıyla beraber bu emir ümmetine lütuf olması içindir. Bir de istiğfar, Allah için tevazudan ve nefsin hazmindendir. Ve ondan dolayı nefsinde bir ibadettir. Peygamber (s.a.v.) hazretlerinin: “Ben gece ve gündüz yüz kere istiğfar ederim.” dediği de sahih rivayetler cümlesindendir.”

Alûsî der ki: “Kul her ne kadar çok çalışsa da, Mabud’un celaline layık olanı, gereği gibi yerine getirmede kusurdan uzak olamayacağına işaret için birçok taatlardan sonra istiğfar da meşru kılınmıştır. Onun için zikretmişlerdir ki, farz namazı kılan kimse için akabinde üç defa istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seher vakitleri dilediği kadar istiğfar etmesi ve hacının hacdan sonra istiğfar etmesi meşru kılınmıştır. “Seherlerde istiğfar ediciler.” (Âl-i İmran, 3/17), “Sonra insanların akın akın döndüğü yerden siz de akın edin ve Allah’tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir.” (Bakara, 2/199). Aynı şekilde abdestin sonunda ve her toplantının bitiminde istiğfarın meşru olduğu da rivayet olunmuştur. Resulullah herhangi bir toplantıdan kalkarken de derdi. Bu şekilde istiğfar emrinden, anlaşıldığı nakledilen vefat haberine bir remiz var demektir. Meşhuru da bu işaret, dinin emrinin kemal bulmasıyla davet görevinin tamama yaklaşmış olduğuna delaletten anlaşılmıştır.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerinde şu meâlde buyurmuştur ki: “Günah ilk defa yapıldığı zaman kalpte bir siyah nokt a yani kara bir leke olur. Eğer sahibi pişman olur, tevbe ve istiğfar ederse kalp yine parlar. Etmez de günah tekrarlanırsa, o leke de artar, sonra arta arta bir dereceye gelir ki, leke bir kılıf gibi bütün kalbi kaplar ki Mutaffifîn sûresinde “Hayır, onların işleyip kazandıkları şeyler, kalplerinin üzerine pas tutmuştur.” (Mutaffifîn, 83/14) âyetindeki “rayn” da budur.” Bu hadis gösteriyor ki, günahlar devam ettikçe kalpleri bir kılıf gibi kaplar. İşte o zaman bu âyetinde buyurulduğu gibi Allah tar a fından mühür ve baskı yapılır. O salgın leke o kalbe basılıp tabedilir. Başlangıçta âharlı parlak bir yazı kağıdı üzerine dökülmüş, silinmesi mümkün olan bir mürekkep gibiyken, bundan sonra matbû ve silinmez bir hale gelir. Diğer bir deyişle, alışkanlıkla bir ikinci huy olur. Ne silinir, ne çıkar ve o zaman ne iman yolu kalır, ne de küfürden kurtulmaya çare. Bu mühürleme ve baskının kazanılması kuldan, yaratılması Allah’tandır.

(Mümin, günahını dağ gibi görüp, üstüne düşeceğinden korkar. Münafık ise, burnunun üzerine konan ve hemen uçacak sinek gibi görür.) [Buhari]

Sevgili Peygamberimiz gece yapılan duaların müstecâb olduğunu şu sözleriyle müjdelemektedir: “Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve; ?Kim Bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim Benden bir şey istemişse onu vereyim. Kim Bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım? der.? (Buhârî, Teheccüd, 14; Daavât, 13)

(Tevbe ve istigfâr kalb ile, dil ile ve günâh işliyen a?zâ ile birlikte olmalıdır. Kalb pişmân olmalı. Dil, dua etmeli, yalvarmalı. A?zâ da günâhdan çekilmelidir.)

Müslümanlar cuma günü Kur?an okumak, zikir ve tefekkür etmek, Peygamberimize salât ve selâm getirmek, tövbe ve istiğfar etmek, camiye gidip vaaz ve hutbe dinlemek suretiyle böyle değerli ve önemli bir günün manevî feyzinden yararlanmaya çalışırlar.

Berat Kandili, içlerinde Allah?a kulluk görevini yerine getirmede kusur ve yanlışının olduğunu hissedenlerin Yüce Allah?a yönelerek, O?nun rahmet, şefkat ve mağfiretine sığınabilecekleri, karardığını düşündükleri gönüllerini tövbe ve istiğfarla arındırabilecekleri çok özel bir gecedir.

Kadir gecesini, namaz kılarak, Kur?an-ı Kerim okuyarak, tevbe, istiğfar ederek ve dua ederek değerlendirmeli; geçen hayatımızın Kur?an ve sünnete uygun olup olmadığının muhasebesini yapmalıyız.

Her hayırlı işte olduğu gibi dualara da eûzü ve besmele çekerek başlamalıdır. Duadan önce tövbe ve istiğfar edilmelidir: Günah işleyen bir kulun duası kabul edilmeye layık değildir.

SALAT, Allah’tan rahmet, meleklerden istiğfar, müminlerden dua demektir. Burada aynı fiilin, Allah’a ve meleklerine isnad edilmiş olması açısından rahmet ve istiğfarı kapsayan özel bir yardım mânâsını ifade etmesi gerekir. O’na kavuşacakları gün, öldükleri veya kabirden çıktıkları, yahud cennete girdikleri gün esenlik dilekleri selamdır. Her türlü sakınca, afetlerden selamet, uzaklık haberidir.

İstiğfar Duası nasıl yapılır?

(3 kere) ?Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe?l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve?l-hayyü?l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü?t-tevbete ve?l-mağfirete ve?l-hidâyete lenâ, innehû, hüve?t-tevvâbü?r-rahîm.?

?Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur?ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm?dır.?

Sonra İman Tazelenir?.

?Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve?l-yevmi?l-âhiri ve bi?l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve?l-bâsü bade?l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh.?

Akabinde 10 kerre LA İLAHE İLLALLAH denilir ?.

Hadis-i şerifte, ?Her namazdan sonra, üç kere ?Estagfîrullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etebü ileyh? okuyanın bütün günahları affolur? ve ?İstiğfâra devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, dertlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızıklandırır? buyurulmuştur. İstiğfârlardan meşhûr olanı, Peygamberimizin bildirdiği,?Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanirrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbigfir lî? istiğfarıdır.

TÖVBE NAMAZI

Günah işleyen insanın günahından hemen tövbe etmesi Allah’ın kesin emridir (Nisâ, 4/17-18). Yüce Allah. “Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin?” (Tahrîm, 66/8). ayetinde günah işleyen müminlerin nasûh tövbesi ile tövbe etmesi istenmektedir. Nasûh tövbesi, şartlarına uygun olarak içtenlik ve ihlas ile yapılan tövbeye denir. Tövbenin şartları; kişinin yaptığı günahına pişman olması, Allah’tan af ve mağfiret dilemesi ve günahı terk etmesidir. Yüce Allah, günahına tövbe etmeyen kimseyi zâlim olarak nitelemiştir: “Kim tövbe etmezse işte onlar, zalimlerin ta kendileridir” (Hucurât, 49/11). İşlediği bir günahtan tövbe etmek isteyen kimse her zaman ve her mekanda bunu yapabilir, ancak abdest alıp iki rekat veya daha fazla namaz kıldıktan sonra tövbe etmesi müstehaptır. İşte bu namaza tövbe namazı denir. (İ.K.)

Tövbe ve istiğfarın kabulü Yüce Rabbin rahmetine bağlıdır. Kişi kendisi için tövbe ederken başkaları için de istiğfar edebilir. Mağfiret ise Allah’a mahsustur. Bu nedenle duaları “Mağfiret eyle Rabbim” şeklinde bitirmek gerekir.

Şefaat ise aslen ahirete mahsus olmakla beraber Allah’ın rahmeti sonsuz olduğundan bu dünyada da görülebilir. Yüce Allah kendisi bağışlayabilir, şefaat edebilir veya şefaat etmeleri için seçeceği kullarına şefaat etmeleri iznini verir. Onların şefaatlerini de kabul edip etmemek kendi elindedir. Ancak merhametinin yüzde birini bu aleme, kalanını kıyamete ayırdığını hadislerden öğrendiğimiz Rabbimizin rahmet ve şefaatinin ahirette de fazlasıyla bizi kucaklayacağına şüphe yoktur. lakin bu günah işlemekten çekinmeme anlamına gelmemelidir. Çünkü çok günahı olan şeffat ile cehennem ateşinden kurtulsa bile yaşayacağı o endişe ve korku çok ağırdır. Yaşamı keşkelere bırakmamak için Allah herkese imanlı birer müslüman olarak ölmeyi nasip etsin inşallah!

Tövbe ve istiğfar etmek

Bu yazıyı okudunuz mu?

İbadet salih amelden değildir

İbadet salih amelden değildir

İbadet salih amelden değildir İbadetin din adına yapılan kulluk göstergesidir. Tüm yeryüzünü mabet, tüm yönler ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir