Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / DİNİMİZ / Tövbeye sığmayacak günah yoktur
imanilmihali.com
Tövbeye sığmayacak günah yoktur

Tövbeye sığmayacak günah yoktur

Tövbeye sığmayacak günah yoktur

Yüce Allah, tevbeleri kabul eden, Rahmet ve merhamet sahbi tek Malikimiz ve sığınağımızdır. O’nun bağışlayan ve merhamet eden olması bizlerin dünya sınavındaki en büyük umudumuz ve gücümüzdür. Çünkü zalim ve cahil insan nankörlükleriyle haddi aşar ve sürekli saparken Yüce Allah sabrı, rahmeti ve gücünden kaynaklanan sonsuz ilmiyle bağışlamayı seçer, azabı, helak etmeyi hiç istemez. O, tevbe edenin tevbesini kabul edeceğini buyuran, kullarını duaya, şükre, tevbe ve istiğfara, mağfirete çağırandır. O, kulları tevbe suretiyle geçmiş günahlarından temizlensin isteyendir.

“ .. (De ki:) “Şüphesiz ben size O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra da O’na tövbe edin ki sizi belirlenmiş bir süreye (ömrünüzün sonuna) kadar güzel bir şekilde yararlandırsın ve her fazilet sahibine faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin adınıza büyük bir günün azabından korkuyorum.” (Hud 11/2,3)

“O, kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.” (Şura 42/25)

“Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.” (Nisa 4/110)

“Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı da bulamazsın. Ancak tövbe edenler, durumlarını düzeltenler, Allah’ın kitabına sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. Bunlar mü’minlerle beraberdirler. Allah, mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.” (Nisa 4/145,146)

“Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.” (İsra 17/25)

“Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ahzab 33/73)

“Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Maide 5/39,40)

“Bu kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O’ndan başka ilâh yoktur. Dönüş ancak O’nadır.” (Mü’min 40/2,3)

Lakin tevbenin ilk kabul şartı içten yani nasuh olmasıdır ki bu içten tevbede; pişmanlık gözyaşları, tekrar etmeme azmi, bağışlanma dilenmek için eğilmek ve sadece Allah’a sığınmak vardır. Yüce Allah’ın kabul buyuracağı tevbe azgınlıkla, ısrarla, haddi aşarak, şeytanlara ve putlara tabi olarak işlenen hadsizlik günahları değil, küçük, bilmeden, gafletle ve inkar içermeyen günahlar içindir.

“Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah, bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Yoksa (makbul) tövbe, kötülükleri (günahları) yapıp yapıp da kendisine ölüm gelip çatınca, “İşte ben şimdi tövbe ettim” diyen kimseler ile kâfir olarak ölenlerinki değildir. Bunlar için ahirette elem dolu bir azap hazırlamışızdır.” (Nisa 4/17,18)

“Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. “Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter” derler.” (Tahrim 66/8)

Yüce Allah, tövbeleri kabul edendir, merhamet edendir lakin tevbeleri kabul edip etmeme kudreti de yine Yüce Allah’ın elindedir. Çünkü O, tevbe edenin halini bilen, kalbinden geçenleri okuyan, tevbenin içtenliğini görüp tartandır.

“Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Fetih 48/14)

“Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size? Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır. (Bunu yapınız ki) Allah, günahlarınızı bağışlasın, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koysun. İşte bu büyük başarıdır.” (Saff 61/10-12)

“İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayeti Kitap’ta açıklamamızdan sonra onları gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet etme konumunda olanlar lânet eder. Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lânetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim. (bakara 2/159,160)

“Sonra, şüphesiz ki Rabbin; cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra bunun ardından tövbe eden ve durumunu düzeltenlerden yanadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra da elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Nahl 16/119)

İnkar ve isyan, ecele dek sürdüğü takdirde merhamet kapıları da kapalı olacaktır ve o inkar sahipleri için merhamet olmayacak, azap dolup taşacaktır. Tevbeye yanaşmayan fasıkların hali ise malumdur.

“İnkâr eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.” (Muhammed 47/34)

“O münafıklara, “Gelin, Allah’ın Resûlü sizin için bağışlama dilesin” denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. Onlara bağışlama dilesen de, dilemesen de onlar için birdir. Allah, onları asla bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez.” (Münafikun 63/5,6)

İnkarcı zalimlerin kendileri ıslah olup Allah’a yönelmedikçe başkalarının mağfireti de onları kurtaramayacaktır. Dinle alay edenlerin, münafık, müşrik ve kafirlerin hali bu cümledendir. İman sahiplerinin imanlarıyla oynayanlar, imanı ve ayetleri alaya alanlar, iman sahiplerine zulmedenler, kulları imandan küfre çevirmeye çalışanlar, imansızlık çığrını açmaya ve şeytanlaştırmaya yeminli olanlar için Hz. Peygamber dahi yetmiş kere mağfiret dilese bile  af olmayacaktır. 

“Sadakalar hususunda gönüllü bağışta bulunan mü’minlerle, güçlerinin yettiğinden başkasını bulamayanları çekiştirip onlarla alay edenler var ya; işte Allah asıl onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez.” (Tevbe 9/79,80)

“Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyip onu az bir bedel ile değişenler (var ya); işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Kıyamet günü Allah, onlarla ne konuşacak, ne de onları arıtacaktır. Onlar için elem dolu bir azap vardır. İşte bunlar hidayeti verip sapıklığı, bağışlanmayı verip azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)” (Bakara 2/174,175)

Dünya sınavının bedbahtları zalimler, inkarcılar, tevbeden kaçınanlar, iman etmeyenler, yeryüzünde bozgunculuk edenlerdir ki şirk ve inkar en büyük zulümdür. Bu nedenle tövbeye en yakın olması gerekenler de onlardır. Onların tevbeyi engelleyen karanlık kalpleri vardır ve tevbe ile kurtulacak akibetleri bu nedenle karanlıklara mahkumdur.

“Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır…” (Şura 42/42,43)

Şirk en büyük günah ve zulüm olduğu içindir ki bu hal üzere ölmek ebedi cehennem ateşine mahkumiyettir.

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa 4/116)

“İnkâr eden, Allah yolundan alıkoyan, sonra da inkârcılar olarak ölenler var ya, Allah onları asla bağışlamayacaktır.” (Muhammed 47/34)

İmandan küfre dönenler ise verdiği söze (Fıtri misaka) ve imana ihanet edenlerdir ki bunların eceli azaplara davetiye olacaktır. İmandan küfre dönen azgın taşkınların inkarda da ileri gidenleri için merhamet olmayacaktır. Bunların hali tevbe etmeye dahi yanaşmayacak kibirli büyüklenme halidir ve onlar asla hata yaptıklarını dahi düşünmeden nefislerinin ve şeytanlarının oyunlarına uyarlar.

Zulmetmek, Kur’an’ın savaş açtığı tek şeydir ve zalimler bu hal üzere ölürlerse inkar, isyan ve yedek ilahlarıyla afsızlığa mahkum olanlardır. Ecelden önce tövbe edip durumlarını düzeltenler içinse tıpkı iman etmek gibi makul bir zaman kalmalı, samimiyet ispat edilmeli, riyadan uzak huşu ile kalpler Allah’a teslim olmalıdır. Yoksa Firavun imanı kimseleri kurtarmaz, kurtaramaz.

“Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenlerin tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir. Şüphesiz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, dünya dolusu altını fidye verseler bile bu, hiçbirisinden asla kabul edilmeyecektir. Onlar için elem dolu bir azap vardır. Onların hiçbir yardımcıları da yoktur.” (Al-i İmran 3/90,91)

“İman ettikten, Peygamberin hak olduğuna şahitlik ettikten ve kendilerine açık deliller geldikten sonra inkâr eden bir toplumu Allah nasıl doğru yola eriştirir? Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez. İşte onların cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin üzerlerine olmasıdır. Onun (lânetin) içinde ebedî kalacaklardır. Onların azabı hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz. Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran 3/86-89)

“İman edip sonra inkâr eden, sonra inanıp tekrar inkâr eden, sonra da inkârlarında ileri gidenler var ya; Allah, onları bağışlayacak da değildir, doğru yola iletecek de değildir.” (Nisa 4/137)

“Şüphesiz inkâr edenler ve zulmedenler (var ya), Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir.” (Nisa 4/168)

Hz. Peygamberin dahi inkarcı kafirler için mağfiret dilemesi akibeti değiştirmeyecektir çünkü bağışlama mertebesinde sadece Allah vardır ve O dilediği kimseyi bağışlayan, dilediğine qazabın katmerlisini layık görendir. Çünkü O kalplerin özünü bilendir.

“Bu işte senin yapacağın bir şey yoktur. Allah, ya tövbelerini kabul edip onları affeder, ya da zalim olduklarından dolayı onlara azap eder. Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-İ İmran 3/128,129)

“Andolsun, Allah birçok yerde ve Huneyn savaşı gününde size yardım etmiştir. Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat (bu çokluk) size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet (bozularak) gerisingeriye dönüp kaçmıştınız. Sonra Allah, Resûlü ile mü’minler üzerine kendi katından güven duygusu ve huzur indirdi. Bir de sizin göremediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenlere azap verdi. İşte bu, inkârcıların cezasıdır. Sonra Allah, bunun ardından yine dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Tevbe 9/25-27)

Allah, kullarına tevbe için, pişmanlık için süre verendir. Böyle yapması inkarcıların tevbeye yanaşabilmesi hem ıslah olmayacaklarsa zulümlerinin artması ve helaklerinin hak olması, hem de o zalimlere uyacak yeni zalimler belli olsun diyedir.

“ .. Şunu da bilin ki, Allah içinizden geçeni hakkıyla bilir. Onun için Allah’a karşı gelmekten sakının ve yine şunu da bilin ki Allah gerçekten çok bağışlayandır, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)” (Bakara 2/235)

Allah, kullarına kaldıramayacağı yükler yüklemez. Tevbe ile dua bu anlamda kardeştir ve bağışlanma dileyenlerin inşallah sesleri karşılık bulacaktır. Bağışlanma dilemek ister kulun kendisi veya etrafı veya başkaları için olsun tevbe kadar kıymetlidir ve kalplerdeki iman tohumlarını yeşertir.

“Allah, bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): “Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara 2/286)

“De ki: “Size, onlardan daha hayırlısını haber vereyim mi? Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın rızası vardır.” Allah, kullarını hakkıyla görendir. (Bunlar), “Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah’tan) bağışlanma dileyenlerdir.” (Al-i İmran 3/15-17)

Mü’minler çirkin iş yapmayan, yapınca hemen tevbe eden ve bağışlanma dileyenlerdir. Onlar bile bile işledikleri günahlarda ısrar etmeyenler, günahtan ve günahın vebalinden korkanlardır.

“Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.” (Al-i İmran 3/135)

Peygamberlerin örnek Kur’an ahlakları bu konuda kullara örnektir ve Allah’a iman ile Allah’ın sınırlarına riayet inşallah cehennem azaplarından kurtulmaya da vesile olacaktır.

“Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun, ona iman edin ki, günahlarınızı bağışlasın ve sizi elem dolu bir azaptan kurtarsın.” (Ahkaf 46/31)

“Biz her peygamberi sırf, Allah’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı. Hayır! Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa 4/64,65)

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Al-i İmran 3/31)

Sadece güzele yönelmek değil aynı zamanda ve belki daha da fazla olarak tagutlardan kaçınmak cennetler için şart olandır ki müjdeler bu kullar içindir. O halde tevbe ile imanı seçmek, zulüm ve inkardan kaçınmak lazım gelendir.

“Tâğût’tan , ona kulluk etmekten kaçınan ve içtenlikle Allah’a yönelenler için müjde vardır. O hâlde, kullarımı müjdele!” (Zümer 39/17)

Keza kulun duası da şükür, salih amel, iman, selim kalp, affolunma, bağışlanma üzeredir. Allah’a koşulsuz teslim olmak ve geçmiş günahların temizlenmesi ve pis işlerin güzelleriyle değiştirilmesi demek olan tevbe dua ile birlikte en büyük nimetlerdendir ve fakat temiz, samimi ve kalıcı olmalıdır.

Şeytanlar kandırmayı, Allah doğru yola kılavuzlamayı diler. Allah’ın vaadi haktır ve O iman edip salih amel işleyenleri cennettine koyacağını vadetmiştir. Bunun ötesi yalandır, batıldır, zulümdür. Dinin tek sahibi, bağışlamanın ve şefaatin tek adı Yüce Allah’tır.

“Biz, insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va’ddir.” (Ahkaf 46/15,16)

Özetle

Yüce Allah tevbeleri çokça kabul eden, merhamet ve bağışlama sahibidir.

O, dilediğinin tevbesini kabul eden, dilediğini etmeyendir ki O herşeyi bilen ve gören olduğundan kalplerin samimiyet ve temizliğine göre karar veren, ecelden önce kullarının tevbesini isteyendir.

Başkalarının tevbe ve mağfiretinden ziyade kulun kendi tevbesi arzu edilendir. Hz. Peygamberin mağfireti makbul ise de Yüce Allah nefis sahiğplerinin kendi rızalarıyla kendisine yönelmesini daha çok arzu edendir.

Allah aksini dilemedikçe affedilmeyecek günah, inkar ve zulüm yoktur. Lakin bunun şartı ecel anından önce olması, samimi ve kalıcı olması, pişmanlıkla ortaya çıkması, o andan sonraya ait düz ve düzgün yaşama dair sabit kılınmış olmasıdır.

Kalplerin özünü bilen Allah kime tevbe nasip edeceğini de, kimin tevbesini kabul edeceğini de bilendir. O, önce imanı, sadece kendisine koşulsuz teslimiyeti ve Allah’ın sınırlarına uymayı, sonra Allah yolıunda mücadeleyi emredendir. O korkuya, sevgiye, hürmete, sığınılmaya en layık olandır. O, kanmayan, aldanmayandır. O, şah damarlarından yakın olup bizi bizden iyi tanıyandır.

O, Allah’tır.

Tevbeye sığmayacak günah yoktur lakin Yüce Allah’ı kandırmanın da imkanı yoktur.

Mü’min, şeytanlara uymayan, imana girip çıkmayan (imanda sabit kalan), özü sözü bir, vicdan sahibi Allah’tan korkandır. Mü’min, iman eden, imanının gereğini yapan, dünya süsleri ve para için ruhunu satmayandır. Mü’min rızkı ve medeti, nimeti ve nafakayı sadece Allah’tan bekleyen, şeytanlara el açmayan, sadece Allah’a sığınıp güvenendir.

Vekil olarak sadece Allah’ı yeterli bulanların adı olan mü’min, dua ve tevbe ile küçük ve büyük günahlarının affını dileyen, secdelerde, gecelerde gözyaşları ile bağışlanma dileyenlerdir. Mü’minler, günahın küçüğünden dahi kaçınan, günahın vebalinden korkan, zulmetmeyen, inkar ve isyana yaklaşmayan, Yüce Allah’tan iman ve temiz nefis dilenenlerdir.

Allah’ın rahmetinden ümit kesenler ise sadece kafirlerdir.

“De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(Zümer 39/53)

İman sahipleri cennetlere girecek yegane ümmettir ve Kur’an mü’minin vazgeçilmezidir.

Allah, iman sahiplerine müjdeler, inkar sahiplerine azaplar verecek olandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir