imanilmihali.com

Transhümanizm

Transhümanizm, İblisin ahdi ile çağlar önce duyurduğu tevhide zıt, şirk dininin tüm alt versiyon ve hedefleriyle birlikte modern zaman versiyonudur. Coronalı günlerde dünya milletleri olarak evlerde hapisiz. Bu esnada geri planda ne yaptıkları ise meçhul! Soru şudur; neden? Ölmeyelim, hastalanmayalım diye mi? Hayır! Bizlere hürriyetsizlik tatbikatı yaptırıyor, tepkileri bloke ediyor, asosyal yaşama alıştırıyorlar. İletişimi kesip, dünyadan habersiz bırakıyorlar. Aileleri bölüyor, eşleri çatıştırıyor, çocukları bilgisayara mahkum ediyor, yaşamı yüz metrekareye sığdırıp, ayaklarımızı topraktan kesiyorlar.

Göklerde ve uzak coğrafyalarda ise mekik dokuyarak emellerine uygun alt yapıları hazırlamakla meşguller. İkinci ve sonraki dalgalarda ise en mahremlerimize ulaşacak, 6G ile bizi uzaktan komuta edecek, biz evdeyken gelip aşılayacak, asiler, hastalar, kaçaklar evlerden alınacak, bu arada yaşlılar, hastalar, engelliler merhametsizce ölüme terk edilecek, ölüleri almak bile mümkün olmayacak. Merhumlar, koyun leşi gibi uzak diyarlarda üst üste büyük çukurlara atılıp, üzerleri kireçle ve toprakla örtülecek.

Tüm bunlar ise asla yeni ortaya çıkmış şeyler değildir. Tüm masonik semboller, siyon protokolleri, karanlık örgüt ayinleri, kabala kökenli tarikat yapılanmaları asırlardır bizlere anlattı bunları. Her şey gözler önündeydi. Çünkü yarın huzurda Yüce Allah’a ‘her şey gözlerinin önündeydi, aklı kullanıp kanmasalardı’ diyebilmek için, kendi üstünlüklerini ispat için bu şarttı. Bitmedi, doların üzerine bile yazdılar ‘başladığımız işi bitireceğiz’ diye. Her şeyi gören gözü, güneşi her eve sokmaya çalıştılar her yoldan. Yüzümüze gülüp arkamızdan kuyumuzu kazdılar. Savaşlar, kıtlıklar, salgınlar yaratıp dünya insanlığına dört koldan savaş açtılar. Her şey … iblisin ahdinin satır aralarında yazıldığı gibi oldu.

Üst akıl uzayda onlarca yıl ne aradı? Sapık uzay tarikat fantezilerindeki gibi Andromeda imparatorluğu ile reptile (sürüngen, kertenkele) adamlar atmosfer dışında bizler için mi savaştı, yoksa atmosferi daha 1950’li yıllarda delip geçmek için (Kur’an korkusuyla) üç adet nükleer bombayı yakın göğün dışına çıkışı denemek için mi patlattılar? Cinleri 1960’larda uzaya gönderecek kadar sürrealist bu insanlar kadim efsanelerden aldıkları ilhamla, medyumların kehanetleriyle yoksa bir yaşam modeli, güç, ilahi unsur mu aradılar, ya da ölümsüzlük? Kıyamete meydan okumak istercesine uzaya kaçıp sığınmak mıydı dilekleri? Onlarca izafi teori var haklarında. Lakin kesin olan şu ki ısrarla uzaya ulaşmaya, dünyayı atmosfer dışından yönetmeye çalışıyorlar. Planları ise kesin ve açık değil. Denver hava limanı tünellerinde ne olduğunu dünya hala bilemiyor.

Uzay yarışı dediğimiz şey aslında değişik ülkelerdeki aynı takımın farklı ekiplerinin mücadelesi daha doğrusu iş bölümüydü. Hatırlayın, Yahudi olmayan, siyonist felsefeye taraftar olmayanlar Uzay ajanslarının kapısından bile geçemezdi. Neden? İşte bu günler için. Tekrar edelim ki Samanyolu galaksisi dışında hiçbir kainat varlığı mevcut değildir ve muhtemel arşa dek koyu bir karanlık vardır. Bizlerin gökyüzünde gördüğümüz her şey gece perdesi içindeki süsler ve kandillerdir. Dünya devekuşu yumurtası şeklindeki haliyle su üstünde yüzen bir yeryüzünden ibarettir (yerküre sözü Kur’an’da asla geçmez), dünyanın yörüngesi yoktur, dünyadan başka yerde yaşam ve varlık yoktur, tüm gezegenler ve güneş ve ay dünya etrafında dönmektedir, dünyanın kendi etrafında döndüğü bile gerçek değildir.

İlk okuyuşta itici ve korkutucu gelen bu hakikat Kur’an’ın bildirdikleridir ve şayet düşünülürse gerçekliği de anlaşılacaktır. Keza teknoloji gibi maalesef bilime de uzanan kirli eller bu yalanları bize asırlardır yutturmuştur ve gayeleri Kur’an’ı boşa çıkarmak, haklılığının ispatına mani olmaktır. Şimdilerde de güneş batıdan doğacak diye korkmaktalar. (manyetik alanların yer değiştirmesi sebebiyle)

Bilgi aradılar, keşif yaptılar, zaafları belirlediler ve plan geliştirdiler. En büyük korkularını tespit ettiler. Güneşi ve Allah’ı. (Bu arada bizleri kainat yolculukları ile kandırdılar, cenneti aradılar, sahte resimlerle, yağlı boya tablolarla olası yaşamlara ve yalan UFO’lara, uzaylılara alıştırdılar. Göktaşı felaketleri ile dünya sonunun gelmesinden bizi kurtaracak Mesihleri kafamıza işlediler.) Güneşin çocukları (şeytana tapanlar) güneşi engellemeye çalışıyor. Işığın her eve girmesini isteyenler (İllüminati’ler) şimdi depoladıkları sanal ışığı dilediği yere diledikleri kadarıyla gönderme derdinde, kim bilir hangi formatta?

Transhümanizmi tanıdıkça masonik felsefenin tüm küresel hamlelerde etkin olduğunu görmemek mümkün değildir. (Tavsiyemiz İblisin ahdi esrindeki İlluminati ve masonluk bölümlerine göz atmanız, tabi Hollywood ve uzay siyonizmi bölümlerine de.) Yani küreselcilerin tam adı; ‘küresel siyonistler’ yani şeytanın çocuklarıdır! (666 çocukları) Yapmak istedikleri tek şey vardır ve her şey o planın parçasıdır; yaratılanı, fıtratı değiştirmek. Bu iblisin ahdindeki tüm yeminlerin ortak gayesidir. Satır aralarında yer alan her bir ahid Coronalı günlerde birer birer hayata geçiyor ve şeytan ilk defa kazanmaya bu kadar yakınlar. Genleri, biyolojileri, sosyolojileri, maneviyatları, tıpları, organizmaları, kabulleri, kültür ve değerleri değiştirmek üzereler. Hatta evrenin işleyişini, beslenme alışkanlıklarını, insanlık birikimini, merhamet ve vicdanı yok etmek üzereler, birey iradesine el koyuyorlar, mülkiyet hakkı yok ediliyor, düşünen değil yapan insanlar ediliyoruz….

Masonlar.. ataları cinlerin Hz. Süleyman emrinde zor şartlarda çalıştırıldığı günlerin intikamını alma ve o esir, çaresiz İblisi şimdi vahyin ve Yaratıcı kudretin üzerine kral yapma derdindeler. Hiram usta şahsında asırlardır simgeleştirdikleri intikam yeminlerinde şiddet ve zulüm yönlerini ise henüz göstermediler. İnsanlığın göktaşlarıyla, depremlerle, lazer ışınlarıyla, hastalıklarla vurulacağı dördüncü ve beşinci dalga henüz gelmedi. (Hollywood filmlerini hatırlayın.)

Hollywood yıllardır uzay istilalarını boşuna göstermedi. Dini filmleri kıyamet ve tufanla bağıntılı boşuna yapmadılar. Masonik işaret ve sembolleri her yeri boşuna yerleştirmediler. Uzaylı gibi her yeri istila edecekler ve bunu da bizzat uzaylı kandırmacasıyla yapacaklar yani Denver’da ürettikleri kertenkele adamlarla, Avustralya’da ürettikleri klonlanmış ruhsuz askerlerle, Ortadoğu’dan kaçırıp militan asker yaptıkları çocuklarla. Şimdi sistem ana saatine 2045 diyorlar. Hatırlayın 2045 Maya takviminin ve Keops piramidinin dünya için biçtiği son ömürdür! Bu yüzden 2030 yılına dek değişimi (aşılamayı, sistemi kurmayı) tamamlamak ve sonraki on beş yıla hazırlanmak hevesindeler.

Uzay hakimiyetinin yedek planı ise dünyada işler ters giderse kendileri için kaçış üssü olması. (Elysium, Yeni Cennet filmini hatırlayın) Bu kadar inançsız ve acınası haldeler. Ama para ve güce sahipler, insanlığın duyarsızlığı da işlerine geliyor. Tüm insanlığı kurtarma, hatta sekiz milyarı yaşatma dertleri asla yok. Talihsiz, bencil bir gidiş bu. Yaşlılar, engelliler, kronik rahatsızlığı olanların ise hiç şansı yok. Fıtratı yenmelerine imkan yok ama bir çok canın öleceği, çok acılar yaşanacağı muhakkak.

Statücüler ya da statükocular küreselcilerin en sevmediği radikal gruplardır. Bu insanlar genelde yaşlılardır. Yoksullar da statünün değişmesinden daha da muhtaç duruma düşeceklerini düşündükleri için korkarlar. Şimdi coronanın iki temel hedefinin neden yaşlılar ve yoksullar (zenciler, evsizler, korkaklar, azla yetinenler, dilenciler vb.) olduğu anlaşılır olmuştur. Bilgisayar tutkunu gençler geleceğin yeni imarını destekler, üretken iş adamları sisteme lazımdır ve çocuklar yarının potansiyel beyinleri / kobaylarıdır. Bu yüzden hedefte değillerdir, en azından şimdilik. Keza ücra devlet ve kurumlar da değildir. Çünkü göz önündeki kurum ve devletler, kişiler, örgütler haber ve reklam değeri taşıdığı için kıymetlidir. Ve bu yerlere çoktan kendi adam ve sistemlerini monte etmişlerdir bile.

Yine bir dipnot düşelim ki, yaygın görüşe göre çoktandır halka tanıtıp sevdirdikleri emojiler aslında yeni bir alfabe modeli ve Emoji alfabesi müfredata önce seçmeli ders sonra zorunlu ders olarak girecek. (Taht oyunları (Game of Thrones) dizisindeki uydurma lisan kurslarına dünya üzerinde tam bir milyon kişi kayıt yaptırdı!)

Peki nedir bu yaşananlar, yeni sistemin dini transhümanizm nereden çıkmıştır?

Transhümanizm, 21nci yüzyılın vahiysiz dininin adıdır. Hümanizm’den Posthümanizm’e geçiş aşaması olan Transhümanizm gelişen teknolojiyi kullanarak insanın fizyolojik ve zihinsel kabiliyetlerini geliştirmesi ve ihtiyarlama, hastalanma gibi istenmeyen ya da önemsiz görülen yönleri ortadan kaldırmasını amaçlayan bir akımdır. Her şeyi ile süper olmayı hedefleyen Transhümanizm daha çok süper zeka, süper yaşam süresi ve süper sağlık üzerinde durur. Bu üç aşama ile insanların artık ölmeyen, hastalanmayan ve süper zeka olan birer superhuman’a dönüşeğini iddia eder.

Transhümanizm’in tarihî, mistik/gnostik kökenleri Yahudi Kültüründeki golemlere , Roma efsanelerine, Eski Yunan’daki tanrı ve yarı-tanrı insanlara ve Kabalacıların tanrı-insan metaforu gibi mistik ve kültürel mantalitelerine uzanmaktadır. Transhümanizm fikri doğrudan veya dolaylı olarak Nietzsche’nin Übermensch (üstün insan), Neo-Darwinci olarak Darwin’in tekâmül nazariyesi (evrim) ve Russel Sir Francis’in öjeni (sağlıklı cenin) teorileriyle ilişkilidir. Transhümanizm’in insan modeli Transhüman yani “H+” (Human plus) şeklinde nitelendirilir. Bu insan genetik mühendisliği, psikofarmakoloji , geç yaşlandırıcı terapileri, sinirsel ara yüzleri, interfaces robotları, hafıza artırma ilaçları, giysi bilgisayarları ve bilinçsel teknikleri kullanmasından dolayı insanın en gelişmiş şeklidir yani bir Posthüman’dır. İnsanlığın Transhümanizm sürecinde kullanacağı bilim ve teknolojinin imkânları NBIC yani nano teknoloji, biyoloji, iletişim (enformasyon) ve bilişsel başlıkları altında ele alınmaktadır.

Transhümanizm disiplinler arası bir akım olduğu için otomasyon, robotik, sibernetik, elektronik ve yapay zeka (AI) alanında şirketler, kulüpler ve buralarda istihdam eden bilim insanları, fütüristler , fizikçiler, filozoflar ve çeşitli meslek grupları Transhümanite doğrultusunda çalışmalar yapmaktadır. Transhümanzm’in önde gelenleri Ray Kurzweil, Aubrey de Grey, Max More, Zoltan Istvan ve Nick Bostrom gibi isimlerdir. Sinema ve roman, Transhümanist hayal, imkân ve sorunların değerlendirildiği en önemli alanlardır. Marvel’in süper güçlü süper kahramanları, Transformers filmlerinde harika mafsalları olan robotlar Transhümanist hayalleri yansıtmaktadır. Ex Machina, I Robot, Transendence, Chappie ve Matrix gibi filmler Transhümanizmin’in imkân ve olası tehlikesini göstermesi bakımından önemlidir. (Transendence filmini izleme şansınız olursa beynin bilgisayara aktarılıp nasıl ölümsüzleştirilmek istendiğinin bir örneğini görebilirsiniz.)

Wikipedia’ya göre; Transhümanizm, insanın fiziksel ve bilişsel yeteneklerinin artırılması ve yaşlanma ve hastalanma gibi arzu edilmeyen veya gereksiz görülen yönlerinin ortadan kaldırılması amacıyla teknoloji ve bilimden faydalanılması gerektiğini öne süren uluslararası bir entelektüel ve kültürel harekettir. Transhümanist düşünürler, bu amaçla insan geliştirme tekniklerinin ve yüksek teknolojinin kullanılması imkânlarını ve muhtemel sonuçlarını tartışırlar. Transhümanizm teriminin ilk kullanılış tarihi 1957’ye kadar uzansa da terimin çağdaş anlamı 1980’lerde California tabanlı bir grup gelecek bilimcisi, bilim adamı ve sanatçının o zamana kadarki gelişmeleri düzenleyip transhümanist hareketi oluşturmasıyla başlar. Transhümanist düşünüler insanın sonuçta çok gelişmiş yeteneklerinden ötürü posthuman (post insan veya insan ötesi) adını almayı hak edecek olan bir varlığa dönüşeceği öngörüsünde bulunurlar.

Son derece büyük bir değişime ve dönüşüme uğramış bir insanlık geleceği düşüncesi dünya çapında çok sayıda taraftarla beraber çok değişik bakış açılarından eleştiriyi de beraberinde getirmiştir. Transhümanizm bir yandaşı tarafından “insanoğlunun en cüretkar, cesur, yaratıcı ve idealist amaçlarını temsil eden bir hareket” olarak tanımlanmıştır. Bu hareketin bariz bir karşıtı ise onu “dünyanın en tehlikeli fikri” olarak tanımlamıştır.

“Transhümanist Düşüncenin Tarihi” isimli makalesinde filozof Nick Bostrom, söz konusu akımın yeni yetenekler kazanmayı ifade eden antik temellerinin mitsel düşüncede yerini bulduğunu belirtir. Ne var ki, Bostrom bu akımın daha sonraki evrelerini Rönesans ve Aydınlanma Çağı’na dayandırır. Marquis de Condorcet ise insan ömrünün uzatılmasında Tıp biliminin kullanılması gerektiğini savunan ilk kişidir. Benjamin Franklin de hızlı ilerleyen bilimin bir sonucu olarak bütün hastalıkların ortadan kaldırılmasından ve yaşlılığın engellenmesinden bahsetmiştir. Transhümanist kavramların 20. yüzyılda doğrudan ve etkili bir habercisi ise John Burdon Sanderson Haldane’in 1923 yılında yayınladığı makalesi ‘Daedalus: Science and the Future‘dır. Haldane bu makalesinde genetik ve diğer gelişmiş bilimlerin insan biyolojisine sağlayacağı büyük faydalardan söz etmiştir.

Biyolog Julian Huxley ise bilindiği kadarıyla transhümanizm kelimesini ilk kullanan kişidir. (Unesco, BM, eğitim bilim ve kültür komisyonu üyeliği yapmıştır, üstün objedir.) 1957’deki bir yazısında Huxley Transhümanizmi, “insan olarak kalan fakat kendisini aşarak insan doğasının yeni imkânlarını, yine kendi doğası için keşfeden insan” olarak tanımlamıştır. Böyle bir tanım 80’lerden günümüze gelen transhümanizm tanımından ise oldukça uzaktadır.

Peki, bilim adamlarının tanrı yerinde, politikacıların rahip olacağı bu düzen ne kadar insanidir? İnsana ölümsüzlük vaad ediyorlar, gerçekleşir mi? Bu kavram bu yüzyıl için tasarlanan inanç sisteminin adı. Tümden de gelsek, parçaları da birleştirsek üst akıl bu inancı iknaya çalışıyor. Ulus devletler kısır döngü içinde. Çabalar beka ve sağlıkla sınırlı. Ama yaşanan süreç çok daha vahim. Şimdi müdahale edilip durdurulmaz ise iş kötü. Bilim üzerinden haşa bir ilahlaştırma operasyonu gerçekleştiriliyor. Kendi yetiştirdikleri zombi bilim insanları ile transhümanistler her konuda ve her yönüyle bir algı oluşturuyorlar, sloganları ise; “bilme kaşı çıkılmaz” Bu başlığı atansa The Economist, küreselcilerin yayın organı.

Bilim adamları haşa tanrı, politikacılar da rahip gibi. Halk onlar ne dese yapıyor. Neden? Halk korkuyor. Bilimin gücü, teknolojinin saygınlığı ve cazibesi kullanılarak anormal şeyler halka kabul ettiriliyor. İnsanlık sorgulamayı bıraktı. Endişe ile televizyon ekranlarındaki corona vaka sayılarını izliyor. Kendileri bu yeni dinlerini şöyle tanımlıyor;

“Transhümanizm; ‘insanlığın evriminde bir sonraki mantıklı adımdır ve insan ırkını uzun vadede hayatta kalması için çözümdür diyorlar…” İnsanlık yok olma tehlikesi ile mi karşı karşıya? Biz mi bilmiyoruz? Kim demiş?

“Transhümanizm; insanın fiziksel, psikolojik, entelektüel ve biyolojik olarak kapasitesinin yükseltilmesi ve gerçek insana ulaşabilmesi için ortaya çıkan bir dizi felsefi akımdır…” diyorlar.

“Transhümanizm; yeni teknolojilerle insanı güçlendiren, yeni bir insan ortaya çıkartan human plus (H+) veya post human şeklinde insanlığın bir üst sınırıdır…” diyorlar.

Diyorlar ki “insanlığın mevcut kapasitesi zihinsel kapasitesi yetersiz. Tanrı insanı çürük yaratmış. Biz kapasiteyi güçlendirmek istiyoruz. Gerçek insanı oluşturmak, yaratmak istiyoruz”. Bunu neyle gerçekleştirmek arzusundalar? İmplant ve enjeksiyonlarla. İmplant ile kast ettikleri deri altına yerleştirilen biyometrik çiplerdir. Enjeksiyon ile de programlanabilir tozları kast ediyorlar.

Bütünün parçalarını iyi görmek lazım. Hiçbir şey bağımsız değildir. Fransa Pasteur, Wuhan enstitü ve laboratuvarlarını veya Hong Kong’lu bilim adamlarını ayrı ayrı ulus devlet üstünden okumamak gerekir. Bağlılarına bakılmalıdır. Fetö’cü cemaat örneğindeki gibi dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar aynı ailedenler, aynı maksatla iş görüyorlar, merkezleri bir. Farklı araştırma enstitülerinin beyanlarını ait oldukları ülkelere mal etmemek gerekir. Hepsi aynı inancın adamları, sözcüleridir. Hatta bazen kendilerince üretilen aksi sesleri bile iyi yorumlayın ki gazı almak veya reaksiyonu yükseltmek veya kamufle olmak maksatlıdır. Bunları birbiriyle yarışan değil, tamamlayıcı teknoloji olarak görmek lazımdır. Örnek; 1998 humanplus (H+) transhümanist derneği kuruluyor, kurucusu Nick Bostrom. Nerden güç alıyor? Kim fonluyor? Bugün uyduları, aşıları kim fonluyorsa aynı kişi, aynı fon.

“Vahiy olmadan din” Biyolog Julian Huxley’in kitabının adı. (‘Yeni bilimi inşa etmek’ ise ikinci kitabı) Bu yüzyılın empoze edilmek istenen dini bu. Corona günlerinde ne gördük? Dini inanç merkezlerine operasyonlar gördük. İran’ın Kum kenti, Vatikan, Kabe’de, evanjelistlerin (Yahudici çakma Hristiyanlar) kiliselerinde. (Sinegoglar hariç!!) Şu an dünya genelinde ibadet yapılamıyor. Hapsolundu. İnsanlar kültürel değerlerini yapamıyor, manevi gereklerini yapamıyor. Kabe’nin üstünü örtme projesinde Suudilerin her şeyi gören gözü mimari plana koymasına bile şahit olduk!

Bu bilim adamı kılıklı insanlar transhümanizm ile insanları geçmişinden, kültüründen, inancından kopartarak daha iyi insanlar yapacağını söylüyorlar. İnsan fıtratı erkek ve kadın üzerine kuruludur. Cinsiyet eşitliği kadın ve erkek olarak doğmayı kapsamaz. Dijital teknolojilerle yeni tıp ile implant ve enjeksiyonlarla insanda cinsiyeti ortadan kaldıracaklar, kaybedecekler. Türkiye maalesef olayı daha anlamadı. Nötr insan yaratacaklar. Kız ve oğlan fiziksel olarak doğsun ama sonradan cinsiyetini kendisi seçsin diyorlar. Müdahale edecekler, tercih sunacaklar. Şimdiden erkeklerin üretkenliğini hedef almaya başladılar bile! Filmlerde çok yakında bunları göreceğiz. Kendi cinsiyetini seç! İnsan bu öneride biyolojik olarak doğuyor, öldürülüyor, robot olarak yeniden doğuyor.

Ayrıca dünyada ünlü sanatçı ve sporculardan bir kısmı kadın görünen erkek, erkek görünen kadındır. Lady Gaga küresel şovlarına ve transhümanist kliplerine devam etmektedir. Daha pek çok sanatçı da küreselcilerin desteğinde (ki onlar sayesinde oradadırlar) siyonist şovlarla gençleri zehirlemeye çalışmaktadır. Elon Musk’ın genç eşi (32 yaşındaki Kanadalı müzisyen Grimes) ruhunun bir kısmını on milyon dolara satışa çıkaracak kadar ileri gidebilmektedir. Musk’ın altıncı oğlunun ismi ise; X Æ A-12. Yanlış okumadınız aynen bu. (Tepkiler üzerine şu şekilde değiştirdi; X Æ A-Xii) Hatta çocuğu herhangi bir cinsiyete bağlı kalmadan yetiştireceklerine ve dünyada mal sahibi olmadan yaşayacaklarına dair söylemleri mevcut.

Singularity üniversitesi, Google düşünürü Dr. Peter Diamandis ve Ray Kurzweil tarafından 2008 yılında kuruldu. “Tanrınınki 1.0 bizimki 2.0 diyor.” (1.0 insan modeli klasik insan fıtratı, 2.0 insan modeli; makina zekasına (yapay veya transfer zekaya) sahip cyborg’lardır.)

İslam alemi Kur’an’dan uzak, Hristiyan alemi Teslis’e ve bin yılcılığa saplı olduğundan ve siyonist yahudicilik şeytancılığa soyunduğundan, Allah’ın vaadi ile küresel diktanın emelleri mukayese edilmekten maalesef uzaktır. İnsanlık yapılanları şeytancılık olarak görememekte, görse de tanımlayamamaktadır. Oysa ortada aleni bir durum vardır ve kısaca izah etmek yerinde olacaktır. Küreselcilerin yapmaya çalıştığı asıl şey ‘fıtratı değiştirmek’tir. Yani yaratılmışın ilk halini, dengedekini, çiftliğini, kadere ve ecele mecburiyetini, kutsallığını, ömrünü, övgüye değer kısımlarını, zayıflıklarıyla bütün oluşunu. Bu emeli, İblisin ahdinin bir numaralı gayesi olarak zaten tanıyoruz. Diğer tüm hamleler bu başlık altında toplanabilirse de biz biraz daha açalım.

Küresel zihniyet, 1.0 dediği klasik insan tipini noksan-zayıf görmekte, 2.0 üstünlüğüne çıkarmak adına genleriyle, ruhuyla, hafızasıyla, duygularıyla oynamaya cüret etmektedir, cinsiyetleri ortadan kaldırarak çift’liği bozmaya, doğumla gelen yazgıyı cüzi iradeye bağlamaya, ölümsüzlük vaadiyle hafızaları bilgisayara taşımaya çalışmaktadır. Kadere müdahil olmak arzusundaki küresel dikta, külli iradenin dokunulmazlık alanına girmeye cesaretle, cüzi iradeyi egemen kılmaya çalışmakta, şer güçlerin sihir, büyü ve kabala kokan anlayışını dine empoze etmeye çalışmaktadır. Aynı zihniyet, kurmayı hayal ettiği yeni dünya düzeninde tüm semavi dinleri ortadan kaldırarak şeytani kuralsızlığı dinleştirme, fıtratın tersini dinleştirip Kur’an hükümlerini boşa çıkarma gayretindedir. Keza bu yarı tanrı adamlar hürriyet, mülkiyet ve hür iradelere pranga takmaya çalışarak, sınavı temelden sarsmak hayalindedir.

Ayrıca Allah’ın vaadinde yer alan ‘tevhidin yeryüzü egemenliğini’ yok sayacak veya engelleyebileceğini sayacak kadar densiz olan küreselciler, insanlık tekamülünü diledikleri formata sokmaya ve makineleşmiş dünya- robotlaşmış insan modellemesiyle dini kökten saf dışı bırakmayı hedef almaktadır. Tabiat ve çevreye zarar vermekten, halk sağlığıyla oynamaktan çekinmeyen küreselcilerin bir diğer sapık-şeytani ideali de dünya nüfusunu azaltmaktır ki bu Tanrısal plana doğrudan müdahaledir. Öte yandan yeryüzünde sadece Allah takdiri ile gerçekleşecek doğal afetleri (fırtına, deprem vs.) yaratmak ve yönlendirmek hevesinde olan bu seçilmişler, Tsunamiler, volkanlar ile mucize yaratmak hevesindedir. Dahası rızıklara el atarak, rızık veren konumuna geçmeye dair istekleri aşikardır ve doğal gıdalarla oynayarak, tarım ve hayvancılığa sunilik katarak tabiatın gidişatına müdahale etmek cüretini gösterebilmektedirler.

Yine bu insanlar, servetlerine güvenerek ölümsüzlük aramakta, organ nakli, kan değişimi, gen transferi ile Yaratan’ı aldatmaya çalışmaktadır. Aynı oyunları Mesih yalanlarıyla şekillenen türbülans ve kıyamet senaryoları için de geçerlidir. Değişik ümmet ve lisanlardan teşkil insanlığı standart modellemeye bağlamak hevesindeki bu sapık anlayış, dini motif ve ibadethaneleri devre dışı bırakmak, insanlığın asırlar süren manevi birikimini yok etmek gayretindedir. Benzer şekilde akrabalık ilişkilerinden, bilim birikimine kadar her alanda maziyi yok etmek isteğindekiler, haber ve gelişmelerin dahi ayıklamayı müteakip insanlara ulaşmasına ulaşmasına müsaade etme hakkına sahip olduklarını savunabilmektedir. Keza despot rejim ve polis devletlerle toplumları sürüleştirme hevesleri ortadadır.

Finansal kumpaslar, suni krizler ve sahte kaoslarla ilahi nizamı işlemez, cumhuriyet gibi ideolojileri iş görmez hale gelmekle suçlayacak, totaliter rejimleri dayatacak kadar zalim olabilen bu insanlar terör üretmede, ayaklanma ve çatışma yaratmada sakınca görmemektedir. İslam toplumlarının gözlerinde çöp kadar değer taşımadığı yeni düzenlerinde, kendilerinin seçkin ve efendi, diğer tüm insanlığın köle ve esir olacağı varsayımıyla, eşitlik ve hakkaniyete de sırt dönmüş haldedirler. Ayrıca adalet ve hakkaniyete dair yeni kaleme alacakları yasalarla düzeni yeniden tesis, resetleme hevesleri saklıdır. Yeni düzende ilahları şeytan olacak küreselcilerin, tüm gayretleri iblisin ahdini hayata geçirmek, Allah’ın vaadini boşa çıkarmaktır. Bu sebeple insanlara da verdikleri sözü unutturmaya ve ölüm korkusunu yücelterek ama ahiret hesabını ve hatta ahireti unutturarak dünyevi inanışları karartmaya çalışmaktadırlar.

Hümanizm adı altında insanı yarı tanrı yapmaya çalışan bu zihniyet, içteki öz’ün aslında Allah’tan bir parça olan nefha olduğunu unutturarak, kozmik düzeyde insanı aracısız Allah’a ulaşabilen (kitap ve peygamberleri yok sayarak), kainatta her şeyi değiştirebilecek güce sahip varlık olarak tanıtmaya çalışması sınırsızlığa özlemin de ispatıdır. Velhasıl bu küresel nizamla getirmek istedikleri sistemde çalışmak, amel, üretim yerine tüketimi esas kılmakla, tekamüle darbe yapmak gayretindedirler.

Nihai tabloda ise asıl gayeleri; Hz. Süleyman emrinde zor şartlarda çalıştırılan cin şeytanlarının ve iblis yandaşlarının intikamını almak, şeytana verdikleri ezeli ahitin gereği olarak kuracakları krallıkta insan denen varlığı çöp kadar kıymeti olmayan, bir mevkiye indirmektir.

Dinin tüm müesseselerini, insan unsuru ile birlikte sıfırlamak, dua, tevekkül, tevbe, şükür gibi tüm manevi hazları yok etmek ve bu surette aslında duygulardan müteşekkil insanı makineleştirmek hevesindeki küresel diktatörizm, merhamet ve şefkati, sevgi ve paylaşmayı ortadan kaldırarak hissiz bir dünya yaratmayı dilemekte, hoşgörüsüzlüğü saltanat mevkine taşıyarak insan haklarının tüm değerlerini yok saymak teşebbüsündedir. Sanattan modaya, kültürden tarihe, spordan siyasete kadar her alanda farklı bir bakış açısı getirmeye çalışan küresel dikta, siyonizmle el ele insanı işlediği ilk günahın çok daha büyüğüne; Allah’ın sınırlarını külliyen terk ettirmeye çalışmaktadır.

Bu ve benzer sebeplerle global şeytanların yapmaya çalıştıkları insanlığa, dine, inanca, akla ve kalbe aykırıdır, tevhide düşmanlıktır, başarısızlığa mahkumdur. Ancak bu farkındalık dahi onları engellemeye yetmeyeceğinden, gereken şey bu şeytan idrakiyle mücadele etmek, radyasyonla zehirlenmekten, inançlardan vazgeçmekten sakınmak ve kötülük cephesinin tüm kurumlarıyla mücadele etmektir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir