Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Tume bin Ubeyrık olayı
imanilmihali.com
Tume bin Ubeyrık olayı

Tume bin Ubeyrık olayı

Tume bin Ubeyrık olayı döneminin sahabelerinden birisinin nasıl haktan saptığını, adaletsizliği teşvik ettiğini ve münafıklıkla nasıl kurtulmaya çalıştığını, akrabalarının da nasıl yalancı şahitlik yapabildiğini AMA Yüce Allah’ın hak ve adaletten yana olduğunu anlatan güzel ve evrensel bir kıssadır.

Tume bin Ubeyrık olayı – Nisa 105 ve 109 ncu ayetler

Asr’ı Saadet döneminin meşhur ve evrensel kıssalarından birisi muhakkak hakkında ayet inen Tume bin Ubeyrık olayıdır. Bu olay münafıklara mal edilmeye çalışılsa da öyle değildir ve bilerek veya bilmeyerek pek çok sahabe din adına yalan ve iftiraya aracılık etmiş, Peygamberi adaletsizliğe zorlamış ve kafire karşı münafığın yanında yer almıştır.

Önce Nisa suresinin ilgili ayetlerine bakalım.

105. (Ey Muhammed!) Biz sana Kitab’ı (Kur’an’ı) hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana öğrettikleri ile hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma.
106. Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
107. Kendilerine hainlik edenleri savunma. Zira Allah, hiçbir haini, hiçbir günahkârı sevmez.
108. Bunlar, insanlardan gizlenmeye çalışırlar da Allah’tan gizlenmezler. Hâlbuki Allah, geceleyin, razı olmayacağı sözleri kurarlarken onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıklarını (ilmiyle) kuşatmıştır.
109. İşte siz öyle kimselersiniz (ki, diyelim) dünya hayatında onları savundunuz. Ya kıyamet günü onları Allah’a karşı kim savunacak, yahut kim onlara vekil olacak?

Ayetin devamında ise konunun sadece bir münafıklık olayı olmadığı aksine en sadık müminlerin bile bu gaflete düşebileceğine ikaz vardır ve yapılmaya çalışılanın masum bir yanılgı olmadığına ihbar vardır.

Sahabe arasında zikredilen Tume’nin olaydan önce de münafık olduğunun söylenmesi ise sahabenin günahsızlığını savunarak sahabe ağzıyla uydurma hadis üreten dincilerin oyunudur ve olay sadece basit bir münafıklık olayı gibi gösterilmeye çalışılarak konunun önemi yok edilmeye çalışılmaktadır. 

110. Kim bir kötülük yapar, yahut kendine zulmeder, sonra da Allah’tan bağışlama dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.
111. Kim bir günah kazanırsa, onu ancak kendi aleyhine kazanmış olur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
112. Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.
113. (Ey Muhammed!) Eğer Allah’ın sana lütuf ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni saptırmaya çalışırdı. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini saptırırlar, sana hiçbir zarar veremezler. Allah, sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana lütfu çok büyüktür.
114. Bir sadaka vermeyi, yahut iyilik yapmayı, yahut da insanların arasını düzeltmeyi emredenleri hariç, onların aralarındaki gizli konuşmaların çoğunda hiçbir hayır yoktur. Kim bunları sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, biz ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

Hz. Peygamberin azarlanmasına sebep bu olayın tesiri bu kadarla da kalmaz. Bundan iki üç ayet sonra ise konunun şirkle bağlantılanması durumun vehametini gözler önüne serer.

115. Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir.
116. Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları, dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a ortak koşan, kuşkusuz, derin bir sapıklığa düşmüştür.

Olayın gelişmesi

İncelenecek olursa ve tefsirlerden de istifade ile olay şöyle gelişmiştir.

Ensar’ın yanında Zafer Oğulları’ndan Tu’me b. Übeyrik adında bir sahabe (!), komşusu Katade b. Nu’man’dan bir zırh çalmış. Zeyd b. Semin adında bir Yahudi’nin yanına saklaması için bırakmış. Olay duyulunca Tu’me’nin evi aranmış, zırh bulunamamış; almadığına ve bilmediğine dair yemin etmiş, bırakmışlar. Sonra zırhın saklanması için bırakıldığı Yahudi’nin evine varmışlar ve zırhı orada bulmuşlar. Yahudi bunu kendisine Tu’me’nin getirip bıraktığını söylemiş ve Yahudilerden şahitlik edenler de olmuş. İş Peygamberimize intikal etmiş.

Zafer Oğulları Hz. Peygamber (sav)’e gitmişler. Tu’me’nin temiz olduğuna ve Yahudi’nin hırsızlığına yalancı şahitlik etmişler ve Tu’me’yi müdafaa edip Müslümanlık adına kafirlikle itham ettikleri Yahudilerle mücadele etmesini rica etmişler, Resulullah da görünüşte Müslüman olan Tu’me’nin yeminine ve sahabelerin (!) şahitliklerine dayanarak bu istikamette karar vermek istemiş lakin içi rahat olmadığından süre istemiş ve içerki odaya çekildiği esnada Allah tarafından bu âyetler inmiş ve Yüce Allah hain ile temizi doğrudan doğruya bildirerek Resulullah’ı irşad ve hata etmekten korumuştur.

Ayrıca ayetler ile evrensel, zaman ve coğrafya üstü olarak münafıklığın ne illet olduğu, nasıl fark edilmediği, yalan ve iftiranın ne tür bir zulüm olduğu da hatırlatılmış.

Suçlanan ve hırsızlık ettiği ayetle tespit olunan Tu’me Hakk’a teslim olup tevbekar olacak yerde, Mekke’ye kaçmış ve dinden dönmüş. Önce Sülafe binti Sa’d (Sa’d kızı Sülafe) adında bir kadının yanına inmiş; Hz. Hassan’ın bir şiirinden dolayı kadın bunu kovmuş. Sonra Selim Oğulları’ndan Haccac b. Allat adında birinin yanına gitmiş, orada da bir hırsızlık yapmış kovulmuş. Daha sonra yine hırsızlık için bir evin duvarını delerken duvar yıkılmış, altında kalmış.

Bir rivayette bununla da ölmemiş, Mekke’den çıkarılmış. Araplardan bir tüccar kafilesine karışmış, bunlardan da bir mal çalmış, kaçmış ve fakat tutmuşlar, feci bir şekilde öldürmüşler. Bundan dolayı da İslâm dininde dinden dönenlerin halini ve sonucunu gösteren “Her kim, hidayet kendisine belli olduktan sonra peygambere muhalefette bulunursa…” (Nisâ, 4/115) âyeti inmiştir. Şu halde iniş sebebine göre “hainin” (hainler)den maksat, bu Tu’me ve buna yardım edenler, genel olarak da bu gibi haksızlar ve ahlâksızlardır.

Ayetde isim zikredilmemesi olayın kişilerle kaim olmadığının ama genele mazhar olduğunun da göstergesidir.

Çıkarılacak sonuçlar;

Münafıklık öyle bir illettir ki teşhisi ve tespiti gayet zordur.
Sahabeler günahsız değildir.
Yalan ve iftira cezasız kalmaz.
Hırsızlıktan beteri iftiradır, yalancı şahitliktir.
Zalimler bu dünyada aklansalar da ahirette onları aklayacak yoktur.
Tevbe kapısı daima açıktır.
Münafıkların gerçek yüzü tevbeyi inkarla ortaya çıkar.
Su testisi su yolunda kırılır.
Adalet ve hak elbet tecelli eder.
Allah doğrunun yanındadır.
Gerçek elbet ortaya çıkar.
Kur’an ve Peygambere haksız itilafta bulunan elbet cezasını bulur.
Haksız ve ahlaksız olanlar haindir.
Tevbeden kaçmak şeytanın huyudur.
Masumiyet elbet anlaşılır.
Akraba veya kardeşlikten daha önemli olan iman kardeşliğidir.
Allah adına adaleti ayakta tutarken kardeş veya ana-babayı bile yok yere korumamak lazımdır.
Adalette din ayrımı yoktur, hakkaniyet vardır.
İslam dini diğer din mensuplarını da korur.
Allah’ın adaleti zerre şaşmaz.
Hak birdir batıl çoktur.
Münafıklığın sonu şirke çıkar.
Dinden dönmek en çok münafıklara yakışır.
Yalancı şahitlik edenlerin imanlarına şüphe ile bakmak lazım gelir.

Kısaca;

Kıssa bize sahabelerin bir münafık hırsızı aile bağları nedeniyle nasıl koruyabildiğini, nasıl yalana müracat edebildiklerini gösterir. Münafıklık bu nedenle kıyamete kadar sürecek bir illettir ki mali değeri düşük bir parça zırh için sahabenin toplanıp Peygambere müracat etmesi ahir zamanda servetler için bunların neler yapabileceklerine de ikazdır.

Kullara düşen aldanmamak, haktan şaşmamak ve işi Allah’a, Kur’an’a havale etmektir.

Değil mi ki Hz. Peygamber vefat etmiştir, değil mi ki Kur’an ilkeler kitabıdır yapılacak şey tüm beşeri meseleleri ve adalete ait hususları Kur’an’a danışarak çözmektir.

Kişiler şeytana uymakta, yanılmakta, bazen koruma veya himaye hissiyle adaleti saptırabilmektedir. Bu yaptıkları ise kendilerince küçük bir şeydir. Lakin hakkın küçüğü büyüğü olmaz ve ödenmesi ve tevbesi lazım gelir.

Tevbe edecek kullar ise imanlı olanlardır ki imanı zayıf olanlar iblis gibi tevbe yerine inkara devam eden, lanetlenmeye mahkum olanlardır.

Rabbim bizleri; Tume bin Ubeyrık gibi münafık olmaktan, ona destek çıkan sözde sahabe ama aslen münafık olan destekçilerden, Peygamberi yalana, adaletsizliğe zorlayanlardan, yalancı şahitlerden, iftiradan ve yalandan, hak yiyenlerden, çalanlardan ve bunlara uymaktan uzak eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah ile aldatmak

İnsanlığın bir kısmını daima, tamamını bir süre aldatabilirsiniz ama tamamını daima aldatamazsınız. Bu kaide en ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir