Anasayfa / BAŞ YAZILAR / Ümmet olma bilinci
imanilmihali.com
Ümmet olma bilinci

Ümmet olma bilinci

Ümmet olma bilinci

Yüce Allah kimin daha iyi işler yapacağını ve kimlerin iman edeceğini görmek için hayatı ve ölümü Yaratan, dünya imtihanını var edendir. Bu anlamda gelmiş geçmiş tüm nesiller tevhid yahut şirk üzere imtihan edilmiş, hakka veya batıla yönelenler ayrılmış, ıstıla (seçilme) yoluyla fıtrata uygun yaşamlar kader bilinmezliği (bizlerce) içinde bir araya getirilmiş ve seçkin kul ve Peygamberler kemale erdirilmiş, ahir zamanda seçkin ümmet olan İslam alemi, en büyük nimet Kur’an ile ödüllendirilmiş, en seçkin insan olan Hz. Muhammed (sav) risaletinde cennetlere varis kılınmıştır.

Fıtrat dini İslam’a tabi olanlar bu nedenle büyük bir imtiyaz, müjde ve aynı zamanda vebale adaydır.

İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.” (Bakara 2/213)

“(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir.” (Maide 5/48)

Cahiliye müşrikleri dönemi dahil olmak üzere Ortadoğu coğrafyası sayısız kutsal buyruk ve peygamber ile şereflendirilmiş ama o coğrafya halkı tüm zamanlarda inkar ve isyanı seçmiş hatta peygamberleri yalanlamakla kalmayıp öldürmüştür. Hz. Peygamberin daveti ise son tebliğ ve kurtuluş imkanıdır.

“(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân’ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: “O, benim Rabbimdir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır.” (Ra’d 13/30)

Ümmet olarak tanımlanan bu gönül birliğinin ilk şartı yaratıcılık ve ruh enginliğidir ki bunlar fıtrata uygun yaşamın şartlarıdır. Zaman, coğrafya, renk, dil ve cinsiyetten ayrı, ırka dayanmayan bu ümmet bilinci seçkinlik esasına göredir ve ümmet olma bilincvi bu anlamda duygu, düşünce, gaye, din ve iman birliği olarak tanımlanabilir.

Hak ve adalet üzere birleşmiş, tertemiz (ruhu ve bedeni temiz, aklı ve kalbi selim) bir topluluk olan İslam ümmeti, kardeştir, Allah yolunda olmakta ve şeytanlara karşı durmakta gaye birliği etmiştir. Yani ümmetin gaye birliği yaptığı ortak payda fıtrattır. Ve fıtrat tevhid (Allah’ı Bir’lemek) ve sadece Allah’a teslimiyet inancı yani İslam’dır.

“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.” (Al-i İmran 3/110)

“İnsanlar (başlangıçta tevhit inancına bağlı) tek bir ümmet idiler; sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesiyle ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di.” (Yunus 10/19)

“Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.” (nahl 16/36)

Allah dileseydi, sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.” (Nahl 16/93)

Yaşam denen dünya sınavının akibeti ayetler ışığında çok ferah değildir çünkü o gün nice yüzler azapla karşılaşıp kararacaktır. Bu Allah dilediği için değil, Allah öyle olacağını bildiği ve öğüt alalım diye bildirdiği içindir.

“ Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.” (Hud 11/118,119)

“Eğer bütün insanlar (kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.” (Zuhruf 43/33)

Ümmetler değişik sayı ve şekildedir ki tabiattaki canlılar ve tüm varlıklar dahi birer ümmettir. İnsan ümmetleri de farklıdır ki değişik coğrafya, zaman ve şekillerde yaşayan ama aynı Allah çatısı altında nefes alıp veren insanlık bu sayede doğruyu bulmak üzere imtihan edilmektedir. Doğru ve güzel olan ise inkar ve isyan değil, şirk ve batıl değil, Hak din İslam’dır. Bu yüzden seçkin din İslam, seçkin ümmet İslam ümmetidir.

“Şüphesiz bu (İslâm), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.” (En’biya 21/92)

Hz. Peygamber ümmetin müjdejisi, tebliğcisi, rehberi olarak en seçkin kuldur. İyiliklere müjdeyi, kötülüklere azabı hatırlatan, zorlamayan ama hakkkı gösterip davet eden, iman kardeşlerini yanıbaşına toplayıp ahirette gülenlerden eylemeye gayret edendir. Yani O’nun daveti haktır, Kur’an’dır, İslam’dır, ahirette gülecek ümmet olan seçkinliğe ait ikaz ve ihbardır.

“Şüphesiz biz, seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.” (Fatır 35/24)

Ümmetlerin de kaderi, amel defteri olacaktır ve kötülük sahipleri sadece inkar ettikleri için değil aynı zamanda inkarlarıyla tüm ümmete ihanet ettikleri için de hesap evrecektir. Keza iyilik ve imanla kalpleri atanların niyet ve amelleri sadece bireysel olarak değil aynı zamanda ümmetsel olarak da sevaplandırılacaktır.

“O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. (Onlara şöyle denilir:) “Bugün (yalnızca) yaptıklarınızın karşılığı verilecektir. İşte kitabımız, size karşı gerçeği söylüyor. Çünkü biz yapmakta olduklarınızı kaydediyorduk.” (Casiye 45/28,29)

En büyük şahit ve şefaatçi ise Kur’an’dır ki Hz. Peygamber o gün ümmetinden “Kur’anı hayatın dışına ittiği için” şikayetçi olacaktır. Bu rahmet Peygamberinin tek şikayetidir.

Bir Peygamberin ümmetiğnden şikayetçi olması ise bahtsızlıkların en büyüğüdür ve şikayet edenle şikayet olunan aynı sonsuzluk aleminde buluşamayacağına göre kur’an’ı reddedenlerin yurdu Peygamber yurdu yani cennet olmayacaktır.

Ümmet’in, mü’minleri yani iman edenleri, dine uygun hak ve adalet üzere yaşayanları, doğru ve dürüst olanları, güzele hizmette çırpınanları Peygamberin yanıbaşında saadetlere ererken ümmetten olup ta riya ve yalanla davrananlar, gereğini yapmayanlar, Allah’ın yanı sıra kullardan da korkanlar, dünya malına aldananlar ve şeytanlara kananlar bu saadetlerden mahrum kalacaktır.

Hz. Peygamber ümmetine yaptığı davete dair şehadet edecek, Kur’an ve melekler de bu şehadete katılacak, tüm insanlık daveti aldığına şahitlik edecek, Hz. Peygamberin görevini layıkıyla yaptığına dair haklarını helal edecektir. Zalim inkarcılar ve münafıklar ise o an dünyada işledikleri cehalet ve kibir dolu günahların acısıyla pişman olacaktır. Üç kuruş para için, mevki ve makamlar için satılan imanların bedeli bu yüzden çok ağır olacaktır.

Ümmet olma bilinci, bu nedenle Allah’ın sınırlarına, emir ve yasaklarına, fıtratına (Yaratışına), fıtri misaka, Kur’an’a, Hz. Peygamberin vahiy yoluyla aldıklarına itimattır, bu emredilenleri yapmaya gayrettir, iman kardeşlerini kardeş bilebilmektir. Ümmet olma bilinci aldanmamak ve aldatmamaktır.

“Mü’minler ancak kardeştirler.” (Hucurât, 49/10)

“Müslüman Müslümanın kardeşidir” (Buhârî, Mezâlim/3; Müslim, Birr/58) hadisi bu yapının tespitini yapmaktadır.

Özetle ümmet olma bilinci; Allah, Kur’an ve Hz. Peygambere itimat, İslam’a (fıtrata, tevhide) tabilik, tevekkül ve itikaddır.

Ümmet bilinci ile ilgili en tehlikeli nokta ve şeytan dokunuşu ise şudur ki; nüfus cüzdanında müslüman yazan herkes bu ümmetten değildir. Sözde dahil ama özde dahil olmayan bu grup beşeri olarak ümmetten görünse de ilahi huzurda asla bu kapsamda anılmayacak olandır.

Ümmet bilincinin en kahırlı bölümü lisan ve ırk olarak arapçılığa meyleden yaklaşımdır ki evrensel ve zamanüstü olan İslam’ı sadece bir arap dini atfetmek Kur’an’ın mesajını asla anlamamaktır. Çünkü Kur’an tam aksine o ümmeti sayısız inkarlara imza atan bir ümmet olarak anmakta ve İslam’ın nihai şekli olan Kur’an’ı tüm dünya insanlığı için göstermektedir. Yani davet aslen imana ve kalbe yöneliktir, şekli değildir.

Sadece arap olanların cennetlere gideceği uydurma hadislerini elleriyle yazanlar, sahabelere ve Peygambere yalan söyletmekle kalmaz, dine de ihanet suçunu işlerler. Çünkü Seçkin ümmet olarak anılan o zaman veya coğrafyada yaşayanlar değil kıyamete dek baki kalacak İslam’a kalpten gönül verenelrdir. Daha Peygamberin vefatında zekat vermemek için yarıdan çoğu dinden dönmüş bir arap dünyası ise (seçkin sahabeler ve iman ordusunun az sayıdaki neferleri hariç) bu ümmetten değildir.

Çünkü ümmet içerisinde olmak önce imanı, gayreti ve amelde gaye birliğini esas alır ki niyet her daim bir adım öndedir. Kalbi başka dili başka olanların, para ve dünya malına tapanların, şeytana ve şerre alet ve köle olanların, şekli ibadetlerle aldananların, öze inemeyen ve fıtratın gayesini yakalayamayanların, dini anlamayanların, nefsini terbiye edemeyenlerin bu ümmet içinde olması mümkün değildir. Ve onlar Kevser başında Peygamber sancağı altında asla buluşamayacak olanlardır.

İslam ümmeti içerisinde yer almak için lazım olan şartlar da yine ayetlerle (Al-i İmran 98-120) arası açıklanmıştır ki bunlar maddeler halinde;

1. Sadece Allah’a tabi olmak, başka ilah tanımamak, iman etmek.

2. İnsanları hakka davet edip, batıla savaş açıp, yalan ve iftira ile Allah hakkında aldatmamak.

3. Kafir ve müşriklere aldanmamak, onlarla bir olmamak, oturup kalkmamak.

4. Kur’an’a sımsıkı sarılmak.

5. Ecele kadar imanla yaşamak, Allah’ın sınırlarına (emir ve yasaklarına) uymak.

6. Dini tarikat, mezhep, hizip, cemaatlere bölmemek.

7. Hayra ve iyiliğe çağırmak, kötülükten men etmek.

8. Aklı, bilimi, hidayeti ve nimeti inkar etmemek.

9. Allah’ın lutfunu ve nimetlerini hatırlamak.

10. İnkar ve isyan etmemek.

11. Eziyet ve zulüm etmemek, zorlaştırmamak, baskı ve zorlama yapmamak.

12. Peygamberi yalanlamamak, peygambere yalan isnat etmemek, uydurma hadislere kanmamak.

13. Hayırlarda yarışmak, şerlerden uzak durup, zulüm ve şerre karşı savaşmak.

14. Mala, servete, evlatlara değil sadece Allah’a güvenmek (tevekkül).

15. Zekat vermek (infak), yardımlaşmak, paylaşmak, destek olmak.

16. Ümmetten olmayanlara sır vermemek, onlarl aiş yapmamak, oturup kalkmamak.

17. Dille değil kalple iman etmek, Allah’a huşu ve samimiyetle yönelmek.

18. Münafıklık etmemek, kin tutmamak, hırslara kurban olmamak, riya ve gösterişe bulaşmamak.

19. Sevmek, şefkatli ve itidalli yaşamak, yumuşak söz söylemek, affetmek.

20. Sabretmek, doğrulukta sebat etmek.

21. Hile ve tuzaklar yoluyla fitne ve fesat gayretinde olmamak.

Görüldüğü üzere ayetin ümmeti tarifi, iman edenleri diğerlerinden ayıran tüm incelikleri buyurmakta ve kulları bu sayılanlara davet etmektedir. Bu da şu demektir ki bu vasıflara inanmayan, gayret etmeyen veya taşımayanlar bu ümmetten değildir.

Ümmet olma şartları olarak; ırk, din, millet, aşiret, lisan, ten rengi değil, kalbi ve fıtrati özelliklerin buyrulması ise ümmeti ümmet yapanların zamansal veya coğrafi olmadığını ve tüm insanlığa açık bir hikmet olduğunu gösterir.

Netice olarak milliyet, ırk, ten, lisan gibi hususlar ümmetlerin yaşam için kendilerine bahşedilen kabiliyetlerdir ve tamamı dünyevi yani fanidir. Ümmet olmak bilinci ise kalbi bir meseledir ve Tek Allah, Kur’an ve Hz. Peygamber etrafında samimiyetle toplanan herkes bu ümmettendir.

Bu tanım asla millet olma bilincini kenara atmak değildir. Çünkü din ve millet kavramlarının kulvarları tamamen ayrıdır ve biri için diğerini terk asla gerekmez. Yani asıl olan ümmetin ahlakına ve milletin himayesine sahip olmaktır ki bunun adı Türk ve Müslüman olmaktır.

Türk ve Müslüman olmak, ümmetin bekası, imanın korunması, ibadetin hür vaziyette yapılabilmesi için şart olandır. Çünkü emin olma hali ibadetin ilk farzıdır ki savaşlarda kısaltılarak kılınan namazlarında hikmeti budur. O halde emin ortamı sağlayan tek bayrak ve tek vatan bilinci ile ümmetlik bilincini karıştırmamak ve birbirine düşman etmemek lazım gelir.

Bu düşmanlığı bilerek körükleyenler ise ümmetten olmadığı gibi milletten de değildir.

Keza diğer ümmetleri aşağılamak veya yok saymak da doğru değildir, onları tek ümmete zorlamak da. Çünkü Allah’ın dilemesi hepsinin ayrı şekilde yaşaması yönündedir ve bu bize dinde zorlama olmadığını da anlatarak, İslam davetinin herkese olduğunu da izah eder. Unutulmamalıdır ki iman edenler ümmetten, iman etmeyenler (nüfus cüzdanlarında ne yazarsa yazsın) ümmetten değildir!

Ahde vefa sadece Fıtri misaka vefa değil, ümmete ve millete de vefadır ve vatan sevgisi imandandır.

Ridde olaylarında olduğu gibi devlet ve din düşmanlığı çoğu zaman birbiriyle kol koladır ve dinen cezası cehennemlik olma hali, kamusal cezası ise vatana ihanete ait olan cezadır.

Ümmet olma hali bu nedenle ilkelerde ve mantıkta, ilaveten kalp ve gönülde doğru ve dürüst olmak, sadece Allah’a teslim olup Kur’an ve sünnetten (sahih) ayrılmamaktır.

Ümmet olma bilinci ise iman kardeşlerini kardeş bilme, Allah dostları safında olma, kafir ve müşriklerle bir olmama ve şer ve şeytanlara karşı mücadele etme bilincidir.

Dil, nüfus cüzdanı, ırk, ten rengi ümmet olmaya yetmez bu nedenle şekli İslam’ı taklid ederek cennete gideceklerini sananlar büyük bir gaflet içindedir.

Çünkü Yüce Allah, kalplerin ve nefislerin özünü bilendir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük

Mutlak iyilik ve kötülük “Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir