Anasayfa / Global siyonizm / Uzay ve UFO siyonizmi
imanilmihali.com

Uzay ve UFO siyonizmi

Modern zamanda siyonizm, evrim teorisi ve Big Bang yalanlarıyla bilim insanlarını kandırmakta daha doğrusu o satın alınmış siyonist bilim insanları dünyanın geri kalanını kandırmaktadır. Dünyanın milyarlarca yaşında olduğu yalanları ile aldatan siyonizm, reenkarnasyon (Hayata geri gelme), zamanda yolculuk, enerjiye dönüşüm, kara delikler, ışık hızı, galaksiler arası yolculuk, Mars’ta yaşam ihtimallerini de canlı tutarak aldatmalarına devam etmektedir. Ruh çağırma seanslarını her filme koymasındaki gaye de budur. İkinci şansı hak ettirmenin daha adil olduğunu savunan siyonizm bu sayede günahkar yaşayan insanlara da haksızlık edildiğini savunarak en başta kendisinin (İblisin) adaletsizce yargılandığı mesajını vermektedir.

Siyonizm uzayın fıtrat, düz olmayan dünya, gel-git, melekler, cinlerin yurdu, kehanet, fal, sihir gibi alanlarla ilgilenirken, küreselciler göktaşı, enerji kaynakları, yaşanabilir gezegenler vb. ile ilgilenir. Uzay sektöründeki personelin tamamının siyonist olduğu noktasından hareketle şöyle denebilir ki parayı veren küreseller, işi idare edenler siyonlardır.

Dünya yapay zeka ile aldatılır, robotlara teslimiyete alıştırılır, makineleşen dünyaya razı olur. İnsan bedeninin tüm harikalığına rağmen zavallı insanlar hala yapay zeka arayışında olmakla, şeytanların ekmeğine yağ sürer ve zeka, akıl, ruh ve şuur nimetlerinin tesadüf veya yaratılabilir olduğuna inandırılır. Bu halde de küfre saplanır, fıtrata düşman kesilirler.

Uzay araştırmalarında da benzer bir yalan söz konusudur ve halkın sofrasından, cebinden çaldıkları trilyonlarca doları uzaya harcayan siyonizm belki Arş’a ulaşmak, belki yaklaştırılacak cenneti yakalamak, belki sonsuz hayata kavuşmak, belki dünyaya alternatif yaşam izleri bulmak umuduyla uzaya çıkmaya gayret etmektedir. (En son dünya dışı maden işletmeciliğinde özel sektöre yetki veren kararlar bile alınabilmiştir.) Lakin ayet sahihtir ve yakın göğün dışına çıkmak insan için olası değildir ki cinler için bile bu yasaktır. Ayetin işaret ettiği çok büyük güç olursa müstesna kelamı ise yakıt cinsini değil, ilahi bir kudreti işaret eder ki Allah aksini dilemedikçe insanlık, uzay derinliklerine gidemeyecek, bir arpa mesafeden başka yol kat edemeyecektir.

Toplumlar UFO’lara o denli alıştırılmış, uzaydan gelecek işgalcilere hazır hale getirilmiştir ki kıyamet göklere mal edilmiş, sayısız uzay tarikatıyla ve bilim kurgu filmlerinin muazzam etkisiyle, tüm dünya devasa göktaşları ve kurtarıcı bekler vaziyete sokulmuştur. Bu arada verilmek istenen mesaj tüm dünyanın aynı şemsiye altında toplanıp güç birliği yapmaktan başka şansı olmadığıdır. Şimdi oyunu biraz açalım.

2020’nin Corona günlerinde ABD Savunma Bakanlığı Pentagon’un resmi olarak UFO görüntüleri yayınladığını bildirdi. Tam da görünmez düşman Covit 19 dünyayı sarmışken bu görüntülerin yeniden gündeme getirilmesi akıllarda şüphe uyandırıyordu. 2004 ve 2015 yıllarına ait üç UFO’nun videosu olduğu iddia edilen görüntülerde tanımlanamayan cisimlerin hareketleri görülüyor. (2004 yılına ait UFO videosu 2017 yılında New York Times tarafından zaten yayımlanmıştı.)

UFO haberleri yeni de değildi. Amerikan İstihbarat Servisi (CIA) 27 Ocak 2016 tarihinde NASA’dan referans almadan ve başka bir hükümet kuruluşuyla işbirliği yapmadan UFO’larla ilgili beyanda bulundu. Gizliliği kaldırılmış binlerce belgeyi paylaşan CIA, özellikle birkaç dosyayı öne çıkardı. Haberde 1952 yılında Doğu Almanya’da 15 metre çapında bir UFO görüldüğü bilgisi ve o ana dair fotoğraflar yer almaktaydı. Sıklıkla UFO panelleri düzenlemekte olan CIA, dosyaları açıklama sebebinin ‘uçan cisimlerin görülmesinin bilimsel bir açıklaması olduğunu’ kanıtlamak olarak açıkladı.

2 Ekim 2015’te ise ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, Spain’s El Paris’e mülakatta bulunuyordu. Hawking dünya dışı varlıklarla ilgili ilginç açıklamalarına göre; “matematiksel olarak dünya dışı varlıkların var olduğunu kabul etmek olası bir teoriydi. Bu varlıklar O’na göre göçebe olmalıydı ve kendi gezegenlerindeki kaynakları tüketmiş başka bir gezegen arayışına girmiş olmaları mümkündü.”

Aynı tarihlerde (25 Ocak 2016’da) yeryüzünün en tartışmasız paranormal ve uzaylılar dizisi ‘The X Files’ (Bilinmeyen dosyalar) yıllar sonra 10 ncu sezonuyla gösterime giriyordu. Yönetmen ve yapımcı Chris Carter, ilk bölümün sadece ABD’de bir gecede 10 milyon izlendiğini söyledi. Yine 2016 yılında çok fazla uzay filmi çekilmekte ve uzaylı istilası yoğun şekilde işlenmekteydi. Independence Day – Resurgence (Bağımsızlık Günü – Yeni Tehdit) 20 yıl önce çekilmiş filminin yeni yapımıydı. Yine The Others (Diğerleri) filminden esinlenen The 5th Wave (Beşinci Dalga filmi) keza.

Nasıl UFO haberlerinin bir anda ortalığı sarması hem de bunun beklentiye hassas bir zamanda algı yaratması ilginç değil mi? Şimdi şunları dikkatli okuyun;

ABD polisi tarafından güpegündüz evinin önünde vurulan eski ABD deniz kuvvetleri istihbaratçısı ve araştırmacı yazar Milton William Cooper hayatına mal olan “Apokalips’in Atlıları, Gizli Örgütler ve yeni dünya düzeni” kitabında şöyle diyordu;

“Her zaman benim de kullanılmış olma ihtimalim ve uzaylı senaryosunun, dış uzaydan bir uzaylı düşmanı yaratmak ve böylece tek dünya devletinin kurulmasını hızlandırmak amacıyla var olan, dünyanın en büyük aldatmacası olmasının ihtimali vardır. Bunun gerçek olabileceği yolunda deliller buldum. Bu senaryonun muhtemel olduğunu kabul etmenizi tavsiye ederim.”

“Gerçek olsun veya olmasın uzaylı varlığı kavramının nüfusun çok farklı kesimlerini etkisiz hale getirmek için kullanıldığını anlamalısınız…. Aynı zamanda yeni dünya düzeninin meşru kılınması için dünya üstü bir tehdidin var olması gereksinimini karşılamak için de kullanılabilir. … Gelecekteki hareketlerinizi ayarlamanız gereken en önemli bilgi Yeni dünya düzeninin Birleşik devletler de dahil ulusların egemenliğinin imhasını istiyor olduğudur. Yeni dünya düzeni, anayasamızın varlığına asla izin vermez ve vermeyecektir. Yeni dünya düzeni totaliter bir sosyalist sistem olacaktır. Biz ise parasız ekonomi sistemine zincirlenmiş birer köle olacağız.”

“Eğer deniz istihbaratındayken okuduğum belgeler doğruysa şu an okuduğunuz, gerçeğe, şimdiye kadar yazılanların tümünden daha yakındır. Eğer dünya üstü varlıklar bir kandırmacaysa o zaman şu anda okuduğunuz şeyler, İlluminati’nin inanmanızı istediği şeylerin ta kendisidir. Sizi tüm şüphelerin gölgesinden öte temin ederim ki uzaylılar gerçek değilse bile teknoloji gerçek. Anti-yerçekimi araçları mevcut ve pilotlar da bunları uçuruyor. Ben ve milyonlarca kişi onları gördük. Metaller, makineler, farklı boyut ve şekildeler ve kesinlikle zekice yönetiliyorlar.”

Yani anlaşılıyor ki Denver havaalanı veya başka bir yerde birileri çoktandır UFO ve uzaylı (klonlanmış) süngerimsi varlıklar imalatına girişmiş ve bunu yeni dünya geçişinde veya dünyanın kontrol altına alınmasında kullanacaklar. Bu algı yaratma işine süper güç devlet Başkanlarının bile dahil olduğu düşünülürse ciddiyeti de anlaşılacaktır.

“Eğer bu dünyada birdenbire başka bir gezegenden başka bir ırkın tehdidi ortaya çıkarsa, iki ülke olarak aramızdaki tüm küçük yerel ayrılıkları unuturuz ve gerçekte hepimizin dünya üzerinde yaşayan insanlar olduğumuzun bir kez ve tam olarak farkına varırız.” Ronald Reagan (Mikhail Gorbachev’e)

Muazzam bir yalan da aya 1969 yılında gidildi yalanıdır. Sovyet uzay çalışmalarının hızlandığı ve süper güç ABD’nin önüne geçtiği bir sırada acele ve sahte bir haber ile aya gidildi yalanı tanzim edilmiş ve hatta canlı yayınlanarak tüm dünya kandırılmıştır. Oysa yıllar sonra bunun stüdyoda çekildiği, oradan getirildiği iddia edilen taşların Nevada’dan temin edildiği ispatlanmıştır. Komik olan yanı ise şudur ki hava olmayan ayda rüzgâr varmışçasına dikilen ABD bayrağı dalgalanmaktadır. Gölgeler uyumsuz ve farklı boydadır vs…

Ay’la ilgili tek yalan bundan da ibaret değildir ve gel-git olayıyla da alakalıdır. Denilir ki dünyadaki devasa denizleri, okyanusları çeken ve sonra geri koyan ayın çekim gücüdür. Düşünelim; ay 384.000 km ötededir, 3,1 kg/cm2 çekim gücüne sahiptir. Dünya ise kütle olarak devasadır, yerçekimi 9,81 kg/cm2’dir. Birbirini aksi yönde çeken bu iki kuvvetten birisi (küçük olanı) olan ay kendisinin üç kar güçlü dünyanın denizlerini çekebilir mi? Bunca kilometre öteden o çekim gücü okyanuslarımızı çekebiliyorsa atmosferde fink atan uydular neden ay tarafından çekilip parçalanmamaktadır? Çekim denizleri çekiyorken metalleri mi çekmiyordur yoksa bu gel-git olayı aydan değil de başka şeyden mi kaynaklanmaktadır?

Cevap şudur; dünya sanılanın ve bize öğretilenin aksine yerküre değildir, yeryüzüdür. Zaten Kur’an asla yerküre kelimesini kullanmaz. Dünya basık bir devekuşu yumurtası görünümündedir ama bu atmosferin tarifidir. Baş aşağı yaşayan insanlar ve aşağı doğru yer alıp ta dökülmeyen denizler filan yoktur. Tüm yer düzdür ve ada mahiyetindedir. Yoksa portakal kabuğu gibi bir dünya olsa ve denizler mesela portakalın sola bakan sırtlarında olsa hangi güç o suların aşağı dökülmesine mani olabilir? Evde deneyin, bir damla suyu bile portakalın yan duvarlarında sabit tutamazsınız. Gücü bırakın bu fizik olarak imkansızdır. Tüm insanlık aynı adanın üst kısmında yaşamakta, bu ada su üstünde olduğundan yer hareketlerine bağlı olarak zaman zaman suya batıp geri çıkmaktadır. (Mareoğrafların onlarca yıldır ölçtükleri bunlardır.) Dağların sabitleyici olarak ayetlerde anılmasına da sebep o dağların bir o kadar hacimle yere saplanmış ve sarsıntıları engelleme görevleri nedeniyledir. Bu yeryüzü tüm kâinatın yaşanabilir tek yerleşimidir, masmavi bir gezegenin, yemyeşil, cennetimsi bir simasıdır. İnsana sınav alanı olarak verilen (adeta cennetin bir parçası olan yaşam mahali burasıdır.)

Yeri ve göğü tarif eden ayetin, Arş ile kıyaslama yaparken ve dünyaya atfen ‘da’ eki kullanmasını dilbilgisi yönünden açıklayacak alimlerimiz bulunacaktır diye düşünüyoruz!

“O, odur ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmıştır. O’nun arşı da su üzerinde idi. Böyle yapması, iş ve davranış yönünden hanginizin daha güzel olduğunu belirlemek için sizi denemeye yöneliktir. Sen, “Kuşkusuz, sizler ölümden sonra diriltileceksiniz!” dediğinde, küfre batanlar hemen ve kesinlikle şöyle derler: “Bu apaçık bir büyüden başka şey değildir.” (Hud 11/7) (YNÖ meali)

Kim ne derse desin kainatın merkezi bu dünyadır, tüm yıldız ve gezegen diye bilinenler dünya etrafında dönmekte, dünya sabit durmaktadır. Şöyle geriye çekilip kâinatı tasavvur edin ve koyu karanlık alemin ortasındaki vaha dünyanın mavi-yeşil harikuladeliğini hayal edin. İşte fıtrat ve ilim budur! Gözlerden saklanmak istenen alamette budur. Yörüngelerden bahseden ayetlerin hiçbirinde dünya yörüngesinden bahsedilmemesinin sebebi de budur. Oysa diğer tüm gök cisimleri için yörüngelerden bahsedilmektedir.

Bir diğer oyunda gece ve gündüz hakkında oynanmaktadır. Şöyle ki gece ve gündüz, tıpkı ay ve güneş gibi yaratılmıştır, gidip gelmektedir, oluş değil varlıktır, ayettir. Gezegenler gibi, atmosfer gibi var edilmişlerdir, varlıkları vardır. İkisi de birer perdeden ibarettir ve gündüz perdesi (tül perde misali) şeffaf ve aydınlığa müsaade eden yapıda, gece perdesi (kalın perde misali) içi kandillerle süslü ve ışık geçirmez bir yapıdadır. Bu iki ayet aldıkları emir istikametinde birbiri peşi sıra gidip gelmektedir.

(40. MÜMİN SURESİ) 61. Ayet (YNÖ meali) Allah, içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi yarattı. Gündüzü de aydınlık kıldı. Şu bir gerçek ki, Allah, insanlara her halde lütufkâr davranıyor fakat insanların çokları şükretmezler.

(17. İSRA(İLOĞULLARI) SURESİ) 12. Ayet (YNÖ meali) Biz, geceyi ve gündüzü iki ayet yaptık; sonra gecenin ayetini silip gündüzün ayetini gösterici yaptık ki, Rabbinizden bir lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabı bilesiniz. Biz her şeyi ayrıntılı bir biçimde açıkladık.

Gece ve gündüzün birbirleri içine girmeleri, birer varlık olan ruh ve bedenin birbirleriyle olan ilişkileriyle eş tutulmuştur. Gece ve gündüz de var edilmiş birer varlıktırlar.

(3. ÂL-İ İMRAN SURESİ) 27. Ayet (YNÖ meali) “Geceyi gündüzün içine sokarsın, gündüzü de gecenin içine sokarsın. Diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü diriden çıkarırsın. Dilediğini hesapsızca rızıklandırırsın.”

Gece ve gündüz, kubbe şeklindeki göğü saran iki perde durumunda oluşumlardır/varlıklardır. Atmosferin üstünde, gündüz ve gece perdeleri yerin etrafındaki yörüngelerinde dönmektedir. Gece perdesinin tül perdenin üstüne çekilmesiyle karanlık olmaktadır.

(38. SÂD SURESİ) 32. Ayet (YNÖ meali) Dedi: “Servet sevgisini, Rabbimi anmak için benimsedim.” Nihayet Güneş perde ardına çekildi.

(37. SAFFÂT SURESİ) 6. Ayet (YNÖ meali) Biz o yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsleyip donattık.

(41. FUSSİLET SURESİ) 12. Ayet (YNÖ meali) Böylece onları, iki günde yedi gök halinde takdir edip her göğe kendi iş ve oluşunu vahyetti. Ve biz, arza en yakın göğü kandillerle ve bir korumayla donattık. İşte bunlar Azîz ve Alîm olanın takdiridir.

Gökyüzünde uzak teleskoplarla varlığı araştırılmakta olan gök cismi denen şeyler, yakın göğün içinde ve kandil olsun diye yaratılmış varlıklardır. Bu sebeple uzaya Müslümanların çıkması (!) yasaktır. Çünkü çıkarlarsa yakın uzayın dışının koyu bir karanlıktan ibaret olduğu yani hakikat anlaşılacaktır. Hangi ülkeden olursa olsun tüm astronotlar, uzay çalışanları, mühendisler ve hatta uzay araçlarına parça imal edenler dahi siyonizm tekeli altındakilerdir. (Gece ve gündüzle ilgili ayetlerin detayı için Göktenri isimli esere müracaat edilebilir.)

“Hani Yûsuf, babasına “Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana boyun eğiyorlardı” demişti. Babası, şöyle dedi: “Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa, sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan, insanın apaçık düşmanıdır.”” (Yusuf 12/4,5)

Bu ayet aslında bizlere galaksimizdeki gezegenlerin gerçek sayısını da bildiren ayettir. Uzay siyonizminin esiri dünya inatla dokuz gezegende sabittir, tespit edilen her küçük gezegende bir diğerini listeden çıkararak sayının on bir olmasını engellemeye çalışır. Kur’an ise aldanan insanlığa sürekli ve gerçek bilgi vermeye devam edendir, devam edecek olandır. İnsanlık on bir rakamından korunmak için bir zamanlar gezegen kabul edilen Plüton’u dahi listeden çıkardı ve gezegenlik unvanı düşürerek ”cüce gezegen” olduğuna karar verdi. Sonra güneş sistemindeki en küçük cüce gezegen olan CERES sayıya dahil edildi, sonra yine çıkarıldı. Şu an bilim adamları için bile gezegen sayısının kesin rakamı belli değildir. Hatta siyonist uzay adamları (!) gezegen kavramının tanımını dahi değiştirdi.

Bir adım daha ileri gidelim ve rivayetlere yönelelim. Bu bize hem uzay çalışmalarının gerçek maksadını ve hem de siyonizmin vardığı noktanın dehşetini gösterecektir. Ayetin işaret ettiği sayı güneş ve ay dahil on üçtür. Bu da demektir ki Plüton da sayılırsa dokuz gezegen ve güneş-ay ikilisiyle rakam on birdir. Oysa on üç olmalıdır.

İddia odur ki 12 nci gezegen “Cennet yaklaştırıldığı zaman,” (Tekvir 81/13) ayetiyle bahsedilen üzerinde halen yaşam olan, peygamberlerin, şehitlerin bulunduğu CENNET’tir. Uzay arayışlarının en mühim maksadı, petrol veya maden bulmak değil, farklı yaşam formları adıyla melekleri-Arş’ı ve bu cennet gezegenini bulmaktır.

Bitmedi yine bir gezegen eksik kalmaktadır ki iddia şudur; on üçüncü varlık olan bu gezegen, halen dünya atmosferinden de görülecek şekilde etrafımızdaki bir yörüngede hem de yörünge seviyesi yer ile ay arasında, gayet yakın olarak dönmekte ama gözlerimizin imkanı dışında kaldığı için göremediğimiz 13. gezegenindir. Batı’dan Doğu’ya olan yörüngesinde yer etrafında dönmektedir.

“Ne güneş aya yetişebilir, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” (Yasin 36/40)

Yer, Güneş ve Ay’ın arasına girmediğine göre, Ay tutulması ve Ay’ın hâlleri nasıl meydana gelmektedir? Ay, Güneş’e yetişip önüne geçemediğine göre Güneş tutulması nasıl meydana gelmektedir? Bunlara sebep olan işte bu on üçüncü gezegendir. Peki bu gezegen cinlerin gezegeni olabilir mi? Öncelikle siyonizm, bu muazzam tablo anlaşılmasın ve dünya sınavı inkar edilebilir olsun ister ki bu meyanda tüm uzay çalışanları, firmalar, üreticiler, NASA çalışanları, astronotlar vb. hepsi siyonist Yahudi’dir, bir tek Müslüman uzaya çıkmamıştır, çıkamaz. Çıkarsa gerçek anlaşılır.

Zamanın doğru tanzim ve ifade edilmesi için sene hesabının Ay’ın hallerine göre yapılması gerekir. Hâlbuki siyonizm bizleri güneş takvimine kanalize etmektedir. (Bu yüzden dini bayramlar her sene on gün önceye kayar) Ay takvimine göre bir ay süre, Ay’ın yer etrafında tam bir tur atması için geçen süre değildir. Ay da Güneş gibi her gün yer etrafında tam bir tur atmaktadır. Güneş’in iki kez doğuşu arasındaki süre bir gündür. Bir ay süre de; Ay’ın aynı iki hâli arasında geçen süredir. Meselâ Ay’ın hilâl olarak göründüğü ilk gün ile tekrar hilâl olarak görünmesi arasında, Güneş’in toplam doğup batma sayısı kadar gün; bir aydır. Ay’ın aynı iki halinin oluşması arasında geçen süre, 29 gün 14 saattir.

Böylece; Bir ay : 29,583333 gündür. Bir yıl : 12 x 29,583333 = 355 gündür. Şu an kullandığımız hesaplama sistemine/Güneş takvimine göre ise bir yıl 365 gündür. Bu da demektir ki her sene 365-355 = 10 gün fazla sayılmaktadır. Bu neden önemlidir? Çünkü evvela akılları karıştırmak, gerçeği saptırmak ve sonra zamanları (aslen kalan dünya ömrünü) ayetin açık emrine rağmen (aya göre değil de güneşe göre hesap ederek) tahmin edemememiz içindir. Ve elbette Kur’an ayetlerini boşa çıkarmak, aksini dinleştirmek için!

Değinmeden geçemeyeceğimiz bir diğer konu da kozmik atalar bahsidir. Bu ışığı (şeytanı) arayan, insanı kutsallıktan çıkartmak gayeli, haddi aşan, ayetleri yalanlayan bir aykırılık ve rest çekiştir. Batıl dinler yaftalı bu kabul, ruhani cisimleri makineleştirme gayreti yanı sıra, o ruhanileri arayıp bulmayı ve elbette uzaydan gelecek ışıksal tehlikeleri (!) devleştirmek gayelidir. Doğrusu, kozmik atalar yoktur, insanların daha evvel Mars’ta yaşadığı iddiası doğru değildir. Çünkü ayetler bildirmemektedir ve diğer teorileri kabul etmek demek, Kur’an’ı reddetmek demektir.

Bir not daha verelim; son günlerde gökyüzünde uçan esrarengiz cisim görenler, fotoğraf ve video çekenler o kadar çoğaldı ki olay sıradanlaştı. Artık gökyüzümüzde uçan bu yabancı cisimler önemsenmiyor çünkü sıradan hale getirildi. Hele geçenlerde ABD ordusu Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un yaptığı UFO açıklaması tam evlere şenlik cinstendi! Bunlarla algı operasyonu ile uzaylı kavramı için bilinç altımızı hazırlıyorlar. Yani kısaca uzaylı, başka ırk, yabancı medeniyet, gezegenlerden gelenler vs. gibi düşünceleri normalleştirmeye çalışıyorlar. Ebedi ve ezeli planları olan Tek Dünya İmparatorluğu için ve geçmiş tarihlerde de İlluminati kartlarında gördüğümüz “Sahte Uzaylı Saldırısı” öncesi bilinçleri hazırlıyorlar. Maksat tam olarak nedir şimdilik bilmek güç lakin bu düşünceye hizmet eden kurumların ardı arkası kesilmiyor ve UNICEF’de bunlardan biri! UNICEF “Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu”nun en büyük destekçisi ise küreselci baronların başını çeken Rothschild ve Openheimer aileleri.

Şili’de UNICEF tarafından geçenlerde bir video yayınlandı! Bu video dünya çapında tartışmalara neden oldu! Aslında onlara göre videonun amacı yabancı bir çocuğun diğer çocukların arasına katılarak onların ortamlarına nasıl entegre edileceğiyle ilgiliydi. Buraya kadar her şey normaldi! Normal olmayan yer ise bu çocuğun Reptilian (süngerimsi, kertenkele insan) olmasıydı! Normal bir çocuk kullanmak yerine Reptilian olan bir çocuğun diğer çocuklar arasına katılarak entegre sürecinde yaşayacağı zorluklar anlatılıyordu! Yani kısaca yarın öbür gün okulumuzda böyle çocukları görürsek, siz de kendi çocuklarınıza ona iyi davranmasını sağlayın algısı mı yapıyorlardı? Dahası, bu yeşil çocuğun bir özelliği daha vardı! Psişik olması!

Vatikan “Scholas Occurentes Girişimi” isimli bir proje başlattı yakınlarda. Projenin mimarı Papa Françis! Amaç ; Dünya çocuklarının eğitim şeklini kökten değiştirmek! UNICEF ve Vatikan projeyi birlikte yönetiyor! Slogan ise “Dünya Çocuklarını kollektif bilince hazırlamak” Neyin kollektif bilinci? Muhtemelen insan ırkı ile olası bir uzaylı ırkı arasında ki temastan hemen sonra birbirlerine daha hızlı bir uyum sağlama dönemi! İyi de bugüne kadar tespit edilen bir ton uzaylı türü olduğu iddia edilmişken neden kalkıp da yeşil adamları yani Reptilianları seçtiler?

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir