Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri / Vakıa suresi – Karşılaştırmalı meal
imanilmihali.com
Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Vakıa suresi – Karşılaştırmalı meal

Vakıa suresi – Karşılaştırmalı meal

Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri

VAKIA SURESİ

Ali Bulaç Rahman ve Rahim Olan Allah`ın Adıyla
Diyanet Vakfı Rahmân ve Rahîm (olan) Allah’ın adıyla.
Elmalılı Hamdi Yazır Bismillahirrahmanirrrahim
Süleyman Ateş Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla..
Yaşar Nuri Öztürk Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…
Ali Bulaç 1- Vakıa (kesin bir gerçek olan kıyamet) vuku bulduğu zaman,
Diyanet Vakfı l. Kıyamet koptuğu zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır 1-o vakıa (kıyamet) bir koptu mu,
Süleyman Ateş 1. Olacak vak’a olduğu (kıyamet koptuğu) zaman,
Yaşar Nuri Öztürk 1 O beklenen müthiş olay olduğunda,
Ali Bulaç 2- Onun vukuuna (gerçekleşmesine artık) yalan diyecek yoktur.
Diyanet Vakfı 2. Ki onun oluşunu yalanlayacak hiçbir kimse yoktur;
Elmalılı Hamdi Yazır 2-onun oluşuna yalan diyen dil olmaz.
Süleyman Ateş 2. Onun oluşunu yalanlayacak yoktur.
Yaşar Nuri Öztürk 2 Yoktur onun oluşunu yalanlayacak.
Ali Bulaç 3- O aşağılatıcı, yücelticidir.
Diyanet Vakfı 3. O, alçaltıcı, yükselticidir.
Elmalılı Hamdi Yazır 3-İndirir, bindirir.
Süleyman Ateş 3. O alçaltıcı, yükselticidir (yerleri alt üst eder),
Yaşar Nuri Öztürk 3 Kimini alçaltır, kimini yükseltir.
Ali Bulaç 4- Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı,
Diyanet Vakfı 4. Yer şiddetle sarsıldığı,
Elmalılı Hamdi Yazır 4-Yer şiddetle sarsıldığı.
Süleyman Ateş 4. Yer şiddetliesarsıldığı,
Yaşar Nuri Öztürk 4 Yerküre bir sarsılışla sarsıldığında,
Ali Bulaç 5- Ve dağlar darmadağın olup ufalandığı,
Diyanet Vakfı 5. Dağlar parçalandığı,
Elmalılı Hamdi Yazır 5-dağlar serpildikçe serpildiği,
Süleyman Ateş 5. Dağlar serpildikçe serpildiği,
Yaşar Nuri Öztürk 5 Dağlar bir serpilişle serpildiğinde,
Ali Bulaç 6- Derken toz duman halinde dağılıp-savrulduğu,
Diyanet Vakfı 6. Dağılıp toz duman haline geldiği,
Elmalılı Hamdi Yazır 6-hepsi dağılıp toz duman haline geldiği,
Süleyman Ateş 6. Dağılan toz duman haline geldiği
Yaşar Nuri Öztürk 6 Hepsi un-ufak olup dağılmıştır.
Ali Bulaç 7- Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman;
Diyanet Vakfı 7. Ve sizler de üç sınıf olduğunuz zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır 7-siz de üç sınıf olduğunuz zaman,
Süleyman Ateş 7. Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman;
Yaşar Nuri Öztürk 7 Ve sizler, üç çift/sınıf oluvermişsinizdir.
Ali Bulaç 8- İşte o ‘Ashab-ı Meymene’, ne (kutludur o) ‘Ashab-ı Meymene’.
Diyanet Vakfı 8. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
Elmalılı Hamdi Yazır 8-ki, sağda sağın adamları, ne mutludur onlar!
Süleyman Ateş 8. Sağın adamları (amel defterleri sağ tarafından verilenler), ne uğurlulardır onlar!
Yaşar Nuri Öztürk 8 İşte uğur ve mutluluk yâranı. Nedir uğur ve mutluluk yâranı?
Ali Bulaç 9- ‘Ashab-ı Meş’eme’ ne (mutsuzdur o) ‘Ashab-ı Meş’eme’.
Diyanet Vakfı 9. Soldakiler, ne bahtsızdırlar onlar!
Elmalılı Hamdi Yazır 9-Solda solun adamları, ne mutsuzdur onlar!
Süleyman Ateş 9. Solun adamları (amel defterleri sol tarafından verilenler), ne uğursuzlardır onlar!
Yaşar Nuri Öztürk 9 İşte şomluk ve bunalım yâranı. Nedir şomluk ve bunalım yâranı?
Ali Bulaç 10- Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.
Diyanet Vakfı 10. (Hayırda) önde olanlar, (ecirde de) öndedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 10-önde, en öne geçenler, işte o ileride olanlar!
Süleyman Ateş 10. Ve o sabıklar, sabıklar!
Yaşar Nuri Öztürk 10 Ve oluşta önde gidenler, yarışta önde gidenler…
Ali Bulaç 11- İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır.
Diyanet Vakfı 11. İşte bunlar, (Allah’a) en yakın olanlardır,
Elmalılı Hamdi Yazır 11-12-Naim cennetlerinde (Allah’a) yakın olanlardır.
Süleyman Ateş 11. İşte , onlardır (Allah’a) yaklaştırılanlar,
Yaşar Nuri Öztürk 11 İşte onlardır yaklaştırılanlar.
Ali Bulaç 12- Nimetlerle-donatılmış cennetler içinde;
Diyanet Vakfı 12. Naîm cennetlerinde .
Elmalılı Hamdi Yazır 11-12-Naim cennetlerinde (Allah’a) yakın olanlardır.
Süleyman Ateş 12. Ni’met cennetlerinde.
Yaşar Nuri Öztürk 12 Nimetlerle dolu bahçelerdedirler.
Ali Bulaç 13- Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
Diyanet Vakfı 13. (Onların) çoğu önceki ümmetlerden,
Elmalılı Hamdi Yazır 13-Çoğu öncekilerden,
Süleyman Ateş 13. Çoğu öncekilerden,
Yaşar Nuri Öztürk 13 Büyük kısmı öncekilerden,
Ali Bulaç 14- Birazı da sonrakilerden.
Diyanet Vakfı 14. Birazı da sonrakilerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 14-biraz da sonrakilerden,
Süleyman Ateş 14. Birazı da sonrakilerden (olan bu insanlar),
Yaşar Nuri Öztürk 14 Az bir kısmı da sonrakilerden.
Ali Bulaç 15- ‘Özenle işlenmiş mücevher’ tahtlar üzerindedirler.
Diyanet Vakfı 15. Cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler,
Elmalılı Hamdi Yazır 15-cevherlerle işlenmiş tahtlar üstünde,
Süleyman Ateş 15. Altın ve cevahirle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Yaşar Nuri Öztürk 15 Süslü, nakışlı tahtlar üzerinde,
Ali Bulaç 16- Karşılıklı yaslanmışlardır.
Diyanet Vakfı 16. Onların üzerlerinde karşılıklı olarak oturup yaslanırlar.
Elmalılı Hamdi Yazır 16-karşı karşıya kurulmuşlar.
Süleyman Ateş 16. Onların üzerinde karşılıklı yaslanırlar.
Yaşar Nuri Öztürk 16 Onlar üstünde karşılıklı yan gelip yaslanırlar.
Ali Bulaç 17- Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;
Diyanet Vakfı 17. Çevrelerinde, (hizmet için) ölümsüz gençler dolaşır;
Elmalılı Hamdi Yazır 17-Etraflarında taze kalan küpeli genç hizmetçiler dolaşırlar.
Süleyman Ateş 17. Çevrelerinde, ebedi yaşamağa erdirilmiş gençler dolaşır;
Yaşar Nuri Öztürk 17 Gencecik uşaklar dolanır çevrelerinde. Sürekli hizmete adanmışlardır.
Ali Bulaç 18- Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,
Diyanet Vakfı 18. Maîn çeşmesinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Elmalılı Hamdi Yazır 18-Main’den doldurulmuş küpler, ibrikler ve kadehlere,
Süleyman Ateş 18. Akıp giden şarap kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Yaşar Nuri Öztürk 18 Sürahiler, ibrikler ve öz kaynağından içkilerle doldurulmuş kadehler eşliğinde.
Ali Bulaç 19- Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.
Diyanet Vakfı 19. Bu şaraptan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 19-bu içkiden ne başları ağrıtılır ne de içtiklerini tüketirler.
Süleyman Ateş 19. (Bir şarap ki) Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Yaşar Nuri Öztürk 19 Ne başları döner ondan ne de akılları karışır.
Ali Bulaç 20- Arzulayıp-seçecekleri meyveler,
Diyanet Vakfı 20. (Onlara) beğendikleri meyveler,
Elmalılı Hamdi Yazır 20-Meyve beğendiklerinden,
Süleyman Ateş 20. Beğendikleri meyva(lar),
Yaşar Nuri Öztürk 20 Ve meyveler, gönüllerince seçtiklerinden.
Ali Bulaç 21- Canlarının çektiği kuş eti.
Diyanet Vakfı 21. Canlarının çektiği kuş etleri,
Elmalılı Hamdi Yazır 21-kuş eti istediklerinden,
Süleyman Ateş 21. Canlarının çektiği kuş et(ler)i,
Yaşar Nuri Öztürk 21 Ve kuş eti iştahlarınca beğendiklerinden.
Ali Bulaç 22- Ve iri gözlü huriler,
Diyanet Vakfı 22. İri gözlü hûriler,
Elmalılı Hamdi Yazır 22-iri gözlü huriler,
Süleyman Ateş 22. İri gözlü huriler,
Yaşar Nuri Öztürk 22 Ve genç kadınlar, iri ve siyah gözlü.
Ali Bulaç 23- Sanki saklı inciler gibi;
Diyanet Vakfı 23. Saklı inciler gibi.
Elmalılı Hamdi Yazır 23-saklı inciler gibi,
Süleyman Ateş 23. Saklı inciler gibi;
Yaşar Nuri Öztürk 23 Titizlikle korunan inciler misali;
Ali Bulaç 24- Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur);
Diyanet Vakfı 24. Yaptıklarına karşılık olarak (verilir).
Elmalılı Hamdi Yazır 24-işledikleri amellere mükafat için.
Süleyman Ateş 24. Yaptıklarına karşılık olarak.
Yaşar Nuri Öztürk 24 Yaptıklarına karşılık olarak.
Ali Bulaç 25- Orada, ne ‘saçma ve boş bir söz’ işitirler, ne günaha sokma.
Diyanet Vakfı 25. Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Elmalılı Hamdi Yazır 25-Orada ne boş bir laf işitirler, ne de günaha sokan bir söz.
Süleyman Ateş 25. Orada ne boş bir söz ve ne de günaha sokan bir laf işitirler.
Yaşar Nuri Öztürk 25 Ne boş bir laf işitirler orada ne de günaha sokacak bir şey.
Ali Bulaç 26- Yalnızca bir söz (işitirler:) ‘Selam, selam.’
Diyanet Vakfı 26. Söylenen, yalnızca “selâm, selâm” dır.
Elmalılı Hamdi Yazır 26-Tek işittikleri söz: “Selam, selam!”
Süleyman Ateş 26. Duydukları söz, yalnız “Selam, selam” dır.
Yaşar Nuri Öztürk 26 Sadece “Selam, selam!” denir.
Ali Bulaç 27- ‘Ashab-ı Yemin’, ne (kutludur o) ‘Ashab-ı Yemin.’
Diyanet Vakfı 27. Sağdakiler, ne mutlu o sağdakilere!
Elmalılı Hamdi Yazır 27-Sağın adamları ise, ne sağın adamları!
Süleyman Ateş 27. Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
Yaşar Nuri Öztürk 27 Uğur ve mutluluk yâranı. Nedir uğur ve mutluluk yâranı?
Ali Bulaç 28- Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),
Diyanet Vakfı 28. Düzgün kiraz ağacı,
Elmalılı Hamdi Yazır 28-Dalbastı kirazlar,
Süleyman Ateş 28. (Onlar) Dikensiz kirazlar,
Yaşar Nuri Öztürk 28 Dikensiz kirazlar,
Ali Bulaç 29- Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,
Diyanet Vakfı 29. Meyveleri salkım salkım dizili muz ağaçları,
Elmalılı Hamdi Yazır 26-salkım muzlar içinde,
Süleyman Ateş 29. (Kökünden tepesine kadar) meyva dizili muzlar,
Yaşar Nuri Öztürk 29 Meyve dizili muz ağaçları,
Ali Bulaç 30- Yayılıp-uzanmış gölgeler,
Diyanet Vakfı 30. Uzamış gölgeler,
Elmalılı Hamdi Yazır 30-uzamış bir gölge,
Süleyman Ateş 30. Uzamış gölge(ler),
Yaşar Nuri Öztürk 30 Uzayan gölgeler,
Ali Bulaç 31- Durmaksızın akan su(lar);
Diyanet Vakfı 31. Çağlayarak akan sular,
Elmalılı Hamdi Yazır 31-çağlayan bir su,
Süleyman Ateş 31. Fışkıran sular,
Yaşar Nuri Öztürk 31 Akıp dökülen sular,
Ali Bulaç 32- Ve (daha) birçok meyveler arasında,
Diyanet Vakfı 32. Sayısız meyveler içindedirler;
Elmalılı Hamdi Yazır 32-bir çok meyve,
Süleyman Ateş 32. Pek çok mevya arasında;
Yaşar Nuri Öztürk 32 Birçok meyveler arasındadırlar.
Ali Bulaç 33- Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).
Diyanet Vakfı 33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan.
Elmalılı Hamdi Yazır 33-(ki) bunlar ne eksilir, ne de yasaklanırlar,
Süleyman Ateş 33. Tükenmeyen ve yasaklanmayan!
Yaşar Nuri Öztürk 33 Ne tükenir ne yasaklanır.
Ali Bulaç 34- Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).
Diyanet Vakfı 34. Ve kabartılmış döşekler üstündedirler.
Elmalılı Hamdi Yazır 34-yüksek döşekler (üstündedirler).
Süleyman Ateş 34. Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
Yaşar Nuri Öztürk 34 Yükseğe yerleştirilmiş döşekler içinde.
Ali Bulaç 35- Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.
Diyanet Vakfı 35. Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır 35-Biz onları yeniden inşa etmişizdir,
Süleyman Ateş 35. Biz (oradaki) kadınları da yeniden bir güzel inşa’ etmişiz,
Yaşar Nuri Öztürk 35 Biz kadınları da güzel bir biçimde yeniden yaratmış,
Ali Bulaç 36- Onları hep bakireler olarak kıldık,
Diyanet Vakfı 36. Onları, bâkireler kıldık.
Elmalılı Hamdi Yazır 36-onları bakire kılmışızdır,
Süleyman Ateş 36. Onları bakireler yapmışızdır.
Yaşar Nuri Öztürk 36 Hepsini bakireler yapmışızdır,
Ali Bulaç 37- Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt,
Diyanet Vakfı 37. Eşlerine düşkün ve yaşıt.
Elmalılı Hamdi Yazır 37-kocalarını çok seven aynı yaşta,
Süleyman Ateş 37. Hep yaşıt sevgililer;
Yaşar Nuri Öztürk 37 Yaşıt cilveli dilberler halinde,
Ali Bulaç 38- ‘Ashab-ı Yemin’ olanlar için.
Diyanet Vakfı 38. Bütün bunlar sağdakiler içindir..
Elmalılı Hamdi Yazır 38-sağın adamları için.
Süleyman Ateş 38. Sağın adamları için.
Yaşar Nuri Öztürk 38 Uğur ve mutluluk yâranı için.
Ali Bulaç 39- (Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden,
Diyanet Vakfı 39. Bunların birçoğu önceki ümmetlerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 39-Bir çoğu önceki (ümmet)lerden,
Süleyman Ateş 39. (Bu sağcıların) Bir bölümü öncekilerdendir,
Yaşar Nuri Öztürk 39 Bir bölümü öncekilerden.
Ali Bulaç 40- Birçoğu da sonrakilerdendir.
Diyanet Vakfı 40. Birçoğu da sonrakilerdendir.
Elmalılı Hamdi Yazır 40-bir çoğu da sonrakilerdendir.
Süleyman Ateş 40. Bir bölümü de sonrakilerdendir.
Yaşar Nuri Öztürk 40 Bir bölümü de sonrakilerden.
Ali Bulaç 41- ‘Ashab-ı Şimal’, ne (mutsuzdur o) ‘Ashab-ı Şimal.’
Diyanet Vakfı 41. Soldakiler; ne yazık o soldakilere!
Elmalılı Hamdi Yazır 41-Solun adamları ise, ne solun adamları!
Süleyman Ateş 41. Solun adamları (amel defterleri, sol tarafından verilenler), nedir o solcular!
Yaşar Nuri Öztürk 41 Ve şomluk ve uğursuzluk yâranı. Nedir şomluk ve uğursuzluk yâranı?
Ali Bulaç 42- Hücrelere işleyen kavurucu bir sıcaklık ve kaynar su,
Diyanet Vakfı 42. İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Elmalılı Hamdi Yazır 42-İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Süleyman Ateş 42. (Onlar) Delikçiklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Yaşar Nuri Öztürk 42 İliklere işleyen bir ateş ve kaynar su içinde,
Ali Bulaç 43- Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler.
Diyanet Vakfı 43. Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar;
Elmalılı Hamdi Yazır 43-kapkara boğucu dumandan bir gölge,
Süleyman Ateş 43. Kara dumandan bir gölge altında,
Yaşar Nuri Öztürk 43 Simsiyah bir gölge altındadırlar.
Ali Bulaç 44- Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).
Diyanet Vakfı 44. Serin ve hoş olmayan.
Elmalılı Hamdi Yazır 44-ne serin, ne de rahatlatıcı!
Süleyman Ateş 44. Ki ne serindir, ne faydalı.
Yaşar Nuri Öztürk 44 Ne serindir ne de cömert.
Ali Bulaç 45- Çünkü onlar, bundan önce varlık içinde şımartılmış olanlardı.
Diyanet Vakfı 45. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefahete dalmışlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 45-Çünkü onlar bundan önce varlık içinde keyiflerine düşkün şımarık müsriflerdi.
Süleyman Ateş 45. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 45 Çünkü şomluk yâranı, bundan önce servet ve refahla şımaranlardı.
Ali Bulaç 46- Onlar, büyük günah üzerinde ısrarlı davrananlardı.
Diyanet Vakfı 46. Büyük günahı işlemekte direnir dururlardı.
Elmalılı Hamdi Yazır 46-Büyük günahda ısrar ediyorlardı;
Süleyman Ateş 46. Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Yaşar Nuri Öztürk 46 O büyük günah üzerinde ısrar edip dururlardı.
Ali Bulaç 47- Ve derlerdi ki: ‘Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?’
Diyanet Vakfı 47. Ve diyorlardı ki: Biz öldükten, toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?
Elmalılı Hamdi Yazır 47-ve diyorlardı ki: “Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, gerçekten biz mi bir daha diriltileceğiz?
Süleyman Ateş 47. Ve diyorlardı ki: “Biz öldükten, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?”
Yaşar Nuri Öztürk 47 Ve şöyle derlerdi: “Ölünce mi, toprak ve kemik haline gelince mi, sahi o zaman mı yeniden diriltileceğiz?”
Ali Bulaç 48- ‘Önceden gelip-geçmiş atalarımız da mı?’
Diyanet Vakfı 48. Önceki atalarımız da mı?
Elmalılı Hamdi Yazır 48-önceki atalarımız da mı?
Süleyman Ateş 48. Önceki atalarımız da mı?
Yaşar Nuri Öztürk 48 “Önceki atalarımız da mı?”
Ali Bulaç 49- De ki: ‘Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de.’
Diyanet Vakfı 49. De ki: Hem öncekiler hem de sonrakiler,
Elmalılı Hamdi Yazır 49-De ki: “Muhakkak. öncekilerin ve sonrakilerin tümü,
Süleyman Ateş 49. De ki: “Öncekiler de sonrakiler de.”
Yaşar Nuri Öztürk 49 De ki: “Öncekiler de sonrakiler de.”
Ali Bulaç 50- ‘Bilinen bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır.’
Diyanet Vakfı 50. Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
Elmalılı Hamdi Yazır 50-belli bir günün belli bir vaktinde mutlaka toplanacaklardır!
Süleyman Ateş 50. Belli bir günün buluşma vakti için mutlaka toplanacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürk 50 Bilinen bir günün buluşma vakti/buluşma yerinde mutlaka bir araya getireleceklerdir.
Ali Bulaç 51- Sonra gerçekten siz, ey sapık olan yalanlayıcılar,
Diyanet Vakfı 51. Sonra siz ey sapıklar, yalancılar!
Elmalılı Hamdi Yazır 51-Sonra siz, ey sapık inkarcılar,
Süleyman Ateş 51. Sonra siz de, ey sapık yalanlayıcılar (o zaman toplanacaksınız).
Yaşar Nuri Öztürk 51 Ve siz de ey sapık yalanlayıcılar!
Ali Bulaç 52- Şüphesiz zakkum olan bir ağaçtan yiyeceksiniz.
Diyanet Vakfı 52. Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 52-mutlaka bir ağaçtan, zakkumdan yersiniz,
Süleyman Ateş 52. (Suçlular) Mutlaka bir Zakkum ağacından yiyecekler,
Yaşar Nuri Öztürk 52 Zakkumdan bir ağaçtan mutlaka yiyeceksiniz/yiyecekler.
Ali Bulaç 53- Böylece karınları(nızı) ondan dolduracaksınız.
Diyanet Vakfı 53. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız.
Elmalılı Hamdi Yazır 53-karınlarınızı onunla doldurursunuz,
Süleyman Ateş 53. Onunla karınları(nı) dolduracaklar,
Yaşar Nuri Öztürk 53 Karınları dolduracaklar ondan,
Ali Bulaç 54- Onun üzerine de alabildiğine kaynar sudan içeceksiniz.
Diyanet Vakfı 54. Üstüne de kaynar sudan içeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 54-üstüne de kaynar su içersiniz,
Süleyman Ateş 54. Üzerine de kaynar su içeceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürk 54 Üzerine içecekler kaynar sudan,
Ali Bulaç 55- Üstelik ‘içtikçe susayan hasta develerin’ içişi gibi içeceksiniz.
Diyanet Vakfı 55. Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 55-susuzluk illetine tutulmuş kanmak bilmeyen develerin içişi gibi içersiniz.
Süleyman Ateş 55. Susuzluk hastalığına tutulmuş develerin içişi gibi içeceklerdir!
Yaşar Nuri Öztürk 55 Susuzluktan çıkmış develerin içişi gibi içecekler.
Ali Bulaç 56- İşte bu, onların din (hesap ve ceza) gününde şölenleridir.
Diyanet Vakfı 56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur!
Elmalılı Hamdi Yazır 56-İşte ceza gününde onların konuklukları (ağırlanışları) böyledir!
Süleyman Ateş 56. İşte ceza gününde onların ağırlanışı böyledir.
Yaşar Nuri Öztürk 56 Din gününde ağırlanışları böyledir.
Ali Bulaç 57- Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek misiniz?
Diyanet Vakfı 57. Sizi biz yarattık. Tasdik etmeniz gerekmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 57-Sizi Biz yarattık, hala tasdik etmeyecek misiniz?
Süleyman Ateş 57. Biz sizi yarattık; doğrulamanız gerekmez mi?
Yaşar Nuri Öztürk 57 Sizi biz yarattık, biz! Tasdik etseydiniz olmaz mıydı?
Ali Bulaç 58- Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü?
Diyanet Vakfı 58. Söyleyin öyleyse, (rahimlere) döktüğünüz meni nedir?
Elmalılı Hamdi Yazır 58-Şimdi gördünüz mü o döktüğünüz maniyi?
Süleyman Ateş 58. Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
Yaşar Nuri Öztürk 58 Akıttığınız meniyi gördünüz mü?
Ali Bulaç 59- Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz?
Diyanet Vakfı 59. Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır 59-Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan Biz miyiz?
Süleyman Ateş 59. Siz mi onu yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcılar biz miyiz?
Yaşar Nuri Öztürk 59 Siz mi yaratıyorsunuz onu, yoksa yaratıcılar bizler miyiz?
Ali Bulaç 60- Sizin aranızda ölümü takdir eden Biziz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir;
Diyanet Vakfı 60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve biz, önüne geçilebileceklerden değiliz.
Elmalılı Hamdi Yazır 60-Aranızda ölümü Biz takdir ettik ve Bizim önümüze geçilmez.
Süleyman Ateş 60. Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmiş değildir (kimse ölüme engel olamaz).
Yaşar Nuri Öztürk 60 Ölümü aranızda biz takdir ettik. Biz önüne geçilecekler değiliz.
Ali Bulaç 61- (Yerinize) Benzerlerinizi getirip-değiştirme ve sizi şimdi bilemeyeceğiniz bir şekilde-inşa etme konusunda.
Diyanet Vakfı 61. Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir âlemde tekrar var edelim diye (ölümü takdir ettik).
Elmalılı Hamdi Yazır 61-Kılıklarınızı değiştirmek ve sizi bilemeyeceğiniz bir yaratılışta var etmek üzereyiz.
Süleyman Ateş 61. (Size böyle ölümü takdir ettik) Ki sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi, bilmediğiniz bir biçimde yeniden inşa’ edelim.
Yaşar Nuri Öztürk 61 Yerinize diğer benzerlerinizi getireceğiz ve sizi bilemeyeceğiniz bir şekilde yeniden oluşturacağız.
Ali Bulaç 62- Andolsun, ilk inşa (yaratma)yı bildiniz; ama öğüt alıp-düşünmeniz gerekmez mi?
Diyanet Vakfı 62. Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 62-Muhakkak ilk yaratılışı biliyorsunuz. O halde düşünsenize!
Süleyman Ateş 62. Andolsun, ilk yaratmayı bildiniz, (bunu) düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Yaşar Nuri Öztürk 62 Yemin olsun, ilk yaratışı/yaratılışı bildiniz. Peki düşünüp ibret alsanız olmaz mı?
Ali Bulaç 63- Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü?
Diyanet Vakfı 63. Şimdi bana, ektiğinizi haber verin.
Elmalılı Hamdi Yazır 63-Şimdi gördünüz mü o ektiğiniz tohumu?
Süleyman Ateş 63. Ektiğinizi gördünüz mü?
Yaşar Nuri Öztürk 63 Ekmekte olduğunuzu gördünüz mü?
Ali Bulaç 64- Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?
Diyanet Vakfı 64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır 64-Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz?
Süleyman Ateş 64. Siz mi onu bitiyorsunuz, yoksa bitirenler biz miyiz?
Yaşar Nuri Öztürk 64 Siz mi bitiriyorsunuz onu, yoksa bitirenler bizler miyiz?
Ali Bulaç 65- Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız.
Diyanet Vakfı 65. Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşar kalırdınız.
Elmalılı Hamdi Yazır 65-Dilesek onları elbette bir çöpe çevirirdik de ağzınızda şöyle geveler dururdunuz:
Süleyman Ateş 65. Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık, sızlanıp dururdunuz:
Yaşar Nuri Öztürk 65 Dileseydik, onu kuru bir çöl haline getirirdik de başlardınız şu şekilde gevelemeye:
Ali Bulaç 66- (Şöyle de sızlanırdınız:) ‘Doğrusu biz, ağır bir borç altına girip-zorlandık.’
Diyanet Vakfı 66. “Doğrusu borç altına girdik.
Elmalılı Hamdi Yazır 66-“Muhakkak biz çok ziyandayız.
Süleyman Ateş 66. Biz borçlandık, (yaptığmız masraflar boşa gitti)!
Yaşar Nuri Öztürk 66 “Vallahi, kayba uğrayıp borçlandık.”
Ali Bulaç 67- ‘Hayır, biz büsbütün yoksun bırakıldık.’
Diyanet Vakfı 67. Daha doğrusu, biz yoksul kaldık” (derdiniz).
Elmalılı Hamdi Yazır 67-doğrusu büsbütün mahrum olduk!”
Süleyman Ateş 67. Doğrusu, biz yoksun bırakıldık! (derdiniz).
Yaşar Nuri Öztürk 67 “Doğrusu mahrum bırakıldık biz.”
Ali Bulaç 68- Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü?
Diyanet Vakfı 68. Ya içtiğiniz suya ne dersiniz?
Elmalılı Hamdi Yazır 68-şimdi gördünüz mü o içtiğiniz suyu?
Süleyman Ateş 68. İçtiğiniz suya baktınız mı?
Yaşar Nuri Öztürk 68 Şu içmekte olduğunuz suya baktınız mı?
Ali Bulaç 69- Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz, yoksa indiren Biz miyiz?
Diyanet Vakfı 69. Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır 69-Buluttan onu siz mi indiriyordunuz. yoksa Biz miyiz indiren?
Süleyman Ateş 69. Siz mi onu buluttan indirdiniz, yoksa indirenler biz miyiz?
Yaşar Nuri Öztürk 69 Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indirenler bizler miyiz?
Ali Bulaç 70- Eğer dilemiş olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?
Diyanet Vakfı 70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?
Elmalılı Hamdi Yazır 70-Dileseydik onu acı bir çorak yapardık. O halde şükretseniz ya!
Süleyman Ateş 70. Dileseydik onu tuzlu yapardık. Şüketmeniz gerekmez mi?
Yaşar Nuri Öztürk 70 Dileseydik, onu tuzlu yapıverirdik. Peki şükretmeniz gerekmez mi?
Ali Bulaç 71- Şimdi yakmakta olduğunuz ateşi gördünüz mü?
Diyanet Vakfı 71. Söyleyin şimdi bana, tutuşturmakta olduğunuz ateşi,
Elmalılı Hamdi Yazır 71-Bir de o çaktığınız ateşi gördünüz mü?
Süleyman Ateş 71. (İki dalı birbirine sürterek) Çıkardığınız ateşi gördünüz mü?
Yaşar Nuri Öztürk 71 Çakıp çakıp çıkardığınız o ateşi gördünüz mü?
Ali Bulaç 72- Onun ağacını sizler mi inşa ettiniz (yarattınız), yoksa onu inşa eden Biz miyiz?
Diyanet Vakfı 72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
Elmalılı Hamdi Yazır 72-Onun ağacını siz mi inşa ettiniz, yoksa Biz miyiz inşa eden?
Süleyman Ateş 72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratanlar biz miyiz?
Yaşar Nuri Öztürk 72 Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratıp oluşturan bizler miyiz?
Ali Bulaç 73- Biz onu hem bir öğüt ve hatırlatma (konusu), hem ihtiyacı olanlara bir meta kıldık.
Diyanet Vakfı 73. Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlerin istifadesi için yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır 73-Biz onu hem bir ihtar, hem de alandaki muhtaçlara (çöl yolcularına) faydalı kıldık;
Süleyman Ateş 73. Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Yaşar Nuri Öztürk 73 Biz onu hem bir ibret hem de çöl yolcularına bir nimet kıldık.
Ali Bulaç 74- Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
Diyanet Vakfı 74. Öyleyse ulu Rabbinin adını tesbih et.
Elmalılı Hamdi Yazır 74-O halde Rabbini o büyük adıyla tesbih et!
Süleyman Ateş 74. Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
Yaşar Nuri Öztürk 74 O halde o yüce Rabbinin adını tespih et!
Ali Bulaç 75- Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.
Diyanet Vakfı 75. Hayır! Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
Elmalılı Hamdi Yazır 75-Artık yok, yıldızların yerlerine yemin ederim;
Süleyman Ateş 75. Yoo, yıldızların yerlerine yemin ederim,
Yaşar Nuri Öztürk 75 İş onların sandığı gibi değil! Yıldızların doğup batma, kayıp düşme noktalarına yemin ediyorum.
Ali Bulaç 76- Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.
Diyanet Vakfı 76. Bilirseniz, gerçekten bu, büyük bir yemindir.
Elmalılı Hamdi Yazır 76-bilseniz o, gerçekten çok büyük bir yemindir.
Süleyman Ateş 76. Bilirseniz, bu büyük bir yemindir.
Yaşar Nuri Öztürk 76 Ve eğer bilirseniz, gerçekten büyük bir yemindir bu.
Ali Bulaç 77- Elbette bu, bir Kur’an-ı Kerim’dir.
Diyanet Vakfı 77. Şüphesiz bu, değerli bir Kur’an’dır,
Elmalılı Hamdi Yazır 77-Ki bu, hakikaten çok değerli bir Kur’an’dır.
Süleyman Ateş 77. O, elbette değerli bir Kur’an’dır,
Yaşar Nuri Öztürk 77 O, kesinlikle şerefli bir Kur’an’dır.
Ali Bulaç 78- Saklanmış-korunmuş bir kitapta (yazılı)dır.
Diyanet Vakfı 78.Korunmuş bir kitaptır.
Elmalılı Hamdi Yazır 78-Korunan bir Kitapta;
Süleyman Ateş 78. Saklı bir Kitaptadır.
Yaşar Nuri Öztürk 78 Titizlikle saklanan bir Kitap’tadır.
Ali Bulaç 79- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz.
Diyanet Vakfı 79. Ona ancak temizlenenler dokunabilir.
Elmalılı Hamdi Yazır 79-ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez;
Süleyman Ateş 79. Ki ona temizlerden başkası dokunmaz.
Yaşar Nuri Öztürk 79 Ona, arındırılmışlardan başkası dokunmaz.
Ali Bulaç 80- Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Diyanet Vakfı 80. O, âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Elmalılı Hamdi Yazır 80-Alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir!
Süleyman Ateş 80. (O), Alemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk 80 Âlemlerin Rabbi’nden indirilmiştir.
Ali Bulaç 81- Şimdi siz bu sözü mü hor görüp-küçümsüyorsunuz?
Diyanet Vakfı 81. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 81-Şimdi bu kelama siz yağ mı süreceksiniz?
Süleyman Ateş 81. Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Yaşar Nuri Öztürk 81 Şimdi siz, bu sözü mü kirletip küçümseyeceksiniz/bu sözle mi alttan alıp gevşek davranacaksınız/bu sözle mi yağcılık edeceksiniz?
Ali Bulaç 82- Ve rızkınızı (Kur’an’dan yararlanma nimetini bırakıp onu) mutlaka yalan saymaktan ibaret mi kılıyorsunuz?
Diyanet Vakfı 82. Allah’ın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?
Elmalılı Hamdi Yazır 82-Ve rızkınızı tekzibiniz ( nasibinizi yalanlamanızdan ibaret) mi kılacaksınız?
Süleyman Ateş 82. (Kur’an’dan istifade edeceğiniz yerde) Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz (sizin ondan elde ettiğiniz nasib, sadece onu yalanlamanız mıdır)?
Yaşar Nuri Öztürk 82 Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Ali Bulaç 83- Hele can boğaza gelip dayandığında,
Diyanet Vakfı 83. Hele can boğaza dayandığı zaman,
Elmalılı Hamdi Yazır 83-O halde can boğaza geldiği vakit,
Süleyman Ateş 83. Ya can boğaza dayandığı zaman?
Yaşar Nuri Öztürk 83 Ya o canın boğaza gelip dayandığı zaman!
Ali Bulaç 84- Ki o sırada siz (sadece) bakıp-durursunuz,
Diyanet Vakfı 84. O vakit siz bakar durursunuz.
Elmalılı Hamdi Yazır 84-ki o zaman bakar durursunuz,
Süleyman Ateş 84. Ki siz de o zaman (can çekişen kimseye) bakıp durursunuz.
Yaşar Nuri Öztürk 84 İşte o zaman siz bakakalırsınız!
Ali Bulaç 85- Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz.
Diyanet Vakfı 85. (O anda) biz ona sizden daha yakınız, ama göremezsiniz.
Elmalılı Hamdi Yazır 85-Biz ise ona sizden daha yakınızdır, fakat siz göremezsiniz!
Süleyman Ateş 85. Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
Yaşar Nuri Öztürk 85 Biz ona sizden daha yakınız, ama siz görmezsiniz.
Ali Bulaç 86- İşte o vakit, eğer ceza görmeyecek iseniz,
Diyanet Vakfı 86. Madem ki ceza görmeyecekmişsiniz,
Elmalılı Hamdi Yazır 86-87-Haydi, eğer dine boyun eğmeyecek, ceza çekmeyecek iseniz, çevirsenize o canı geri, iddianızda doğru iseniz!
Süleyman Ateş 86. Eğer (öldükten sonra) cezalandırılmayacaksanız
Yaşar Nuri Öztürk 86 Madem ceza görmeyecek kişilersiniz,
Ali Bulaç 87- Eğer doğru söylüyor iseniz, onu, (çıkmakta olan canı) geri çevirsenize.
Diyanet Vakfı 87. Onu (canı) geri çevirsenize, şayet iddianızda doğru iseniz!
Elmalılı Hamdi Yazır 86-87-Haydi, eğer dine boyun eğmeyecek, ceza çekmeyecek iseniz, çevirsenize o canı geri, iddianızda doğru iseniz!
Süleyman Ateş 87. (Bu sözünüzde doğru iseniz) o(çıkmakta olan ca)nı geri döndürsenize!
Yaşar Nuri Öztürk 87 Eğer doğru sözlülerseniz, onu geri çevirsenize.
Ali Bulaç 88- Eğer o (ölecek kişi), yakın kılınan (mukarreb olan)lardan ise,
Diyanet Vakfı 88. Fakat (ölen kişi Allah’a) yakın olanlardan ise,
Elmalılı Hamdi Yazır 88-Ama o (can çekişen kişi) Allah’a yakın olanlardan ise,
Süleyman Ateş 88. (O can, Allah’a) Yaklaştırılanlardan ise,
Yaşar Nuri Öztürk 88 Eğer o, yaklaştırılanlardan ise;
Ali Bulaç 89- Bu durumda rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle donatılmış cennet (onundur).
Diyanet Vakfı 89. Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
Elmalılı Hamdi Yazır 89-(ona) ravh (rahmet, ferahlık, daimi bir hayat), güzel bir rızık ve Naim cennet vardır.
Süleyman Ateş 89. O’na rahatlık, güzel rızık ve ni’met cenneti var.
Yaşar Nuri Öztürk 89 Rahatlık, güzel rızık ve nimetlerle dolu cennet var ona.
Ali Bulaç 90- Ve eğer ‘Ashab-ı Yemin’den ise,
Diyanet Vakfı 90. Eğer o sağdakilerden ise,
Elmalılı Hamdi Yazır 90-Eğer sağın adamlarından ise,
Süleyman Ateş 90. Eğer sağcılardan (amel defteri sağ tarafından verilenlerden) ise,
Yaşar Nuri Öztürk 90 Eğer kutlu, uğurlu kişilerdense,
Ali Bulaç 91- Artık, ‘Ashab-ı Yemin’den selam sana.
Diyanet Vakfı 91. “Ey sağdaki! Sana selam olsun!”
Elmalılı Hamdi Yazır 91-artık selam sana, sağın adamlarından.
Süleyman Ateş 91. (Ey sağcı) Sana sağcılardan selam var!
Yaşar Nuri Öztürk 91 “Selam sana kutlu ve uğurlu kişilerden!” denir ona.
Ali Bulaç 92- Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise,
Diyanet Vakfı 92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
Elmalılı Hamdi Yazır 92-Ama o yalanlayan sapıklardan ise,
Süleyman Ateş 92. Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
Yaşar Nuri Öztürk 92 Eğer yalanlayan sapıklardansa;
Ali Bulaç 93- Artık (onun için) alabildiğine kaynar sudan bir şölen vardır.
Diyanet Vakfı 93. İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır!
Elmalılı Hamdi Yazır 93-muhakkak konukluğu kaynar su
Süleyman Ateş 93. Kaynar sudan bir ziyafet,
Yaşar Nuri Öztürk 93 Kaynar sudan bir ziyafet,
Ali Bulaç 94- Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da.
Diyanet Vakfı 94. Ve (onun sonu) cehenneme atılmaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır 94-ve yaslanacağı cehennemdir!
Süleyman Ateş 94. Ve cehenneme atılma var.
Yaşar Nuri Öztürk 94 Ve cehenneme salıverilme var ona.
Ali Bulaç 95- Şüphesiz bu, kesin bilgi ifade eden bir gerçektir (Hakku’l-Yakin).
Diyanet Vakfı 95. Şüphesiz ki bu, kesin gerçektir.
Elmalılı Hamdi Yazır 95-Kesin gerçek budur işte!
Süleyman Ateş 95. Kesin gerçek budur işte.
Yaşar Nuri Öztürk 95 İşte budur, o tartışmasız, o kesin gerçek!
Ali Bulaç 96- Öyleyse büyük Rabbini ismiyle tesbih et.
Diyanet Vakfı 96. Öyleyse ulu Rabbinin adını tenzih ile an.
Elmalılı Hamdi Yazır 96-Haydi Rabbini büyük ismiyle tesbih et!
Süleyman Ateş 96. Öyleyse büyük Rabbinin adını tesbih et (O’nu, kendisine layık olmayan sıfatlardan tenzih eyle).
Yaşar Nuri Öztürk 96 Artık, o yüce Rabbinin adını tespih et!

 

 

http://www.kuranikerim.gen.tr sitesinden alınmıştır.

 

Vakıa suresi – Karşılaştırmalı meal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Karşılaştırmalı Kur'an Mealleri

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal

Nahl suresi – Karşılaştırmalı meal Karşılaştırmalı Kur’an Mealleri NAHL SURESİ Ali Bulaç Rahman ve Rahim ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir