imanilmihali.com
Vebal

Vebal

Vebal

Vebal kelime anlamı olarak; dinî bakımdan suç sayılan iş veya davranış, acımaya yol açacak kötü davranış, sorumluluk, manevi borç yüklenme, altından kalkılamayacak kadar ağır vicdani yük, günah, zarar, ziyan, şiddet, ağırlık, azab, doğru olmayan bir hareketin manevî mes’uliyeti, sonunda ceza, şiddet ve azap olan fiil, günah, sorumluluk ve kötü akibet demektir.

Vebâl, aynı zamanda vahamet ve çekilmez kötü sonuç olarak kabul edilmiştir. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, Ağır günah manasında kullanmıştır.(Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1971, VII, 4860).

Deyim olarak vebali boynuna olmak: Bir işin günahından sorumlu olmak, vebalini çekmek ise: (Bir işin) günahını kabullenmek, cezasına katlanmak anlamınadır.

“Vebâl” kelimesi, Kur’ân’da yalnız dört yerde geçmektedir (el-Mâide, 5/95; el-Haşr, 59/15; et-Teğâbûn, 64/5; et-Talak, 65/9):

“Önceden inkar edenlerin haberi size gelmedi mi? (Onlar), işlerinin vebâlini tattılar ve onlar için acı bir azap vardır” (Teğâbûn, 64/5).

Bu âyette geçen “vebâl”, inkârcıların dünya hayatında karşılaştıkları sıkıntı ve çektikleri ceza demektir. Azap ise, ahirette kendilerine verilecek olan cezadır (İbn Kesir, Tefsiru’l Kur’âni’l-Azîm, Beyrut 1969, IV, 374; el-Hazin, Lubabu’t-Te’vîl fi Maâni’t Tenzil, Beyrut, IV, 275; ez-Zemahşerî, el-Keşşâf, Kahire 1977, VI,120; Elmalılı Hamdi Yazır, a.g.e., VII, 5026).

“Ey inananlar! İhramda iken av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse, öldürdüğünün dengi bir hayvan cezası vardır ki bu, öldürülene denk olduğunda içinizden iki adil kişinin karar vereceği, Kâbe ye varacak bir kurban; yahut yoksullara yedirme şeklinde kefaret, ya da buna denk oruçtur. Ta ki böylece (on insan) yaptığı işin vebâlini tadsın” (Mâide, 5/95).

“Rabbinin ve O’nun elçilerinin emrinden uzaklaşıp azmış nice memleketler halkı vardır ki, biz onları çetin bir hesaba çekmiş ve onlara şaşkınlık verecek bir cezaya çarptırmışızdır. Onlar yaptıklarının vebâlini tattılar. İşlerinin sonucu da tam bir hüsran olmuştur. Allah onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey inanan, akıl selim sahipleri, Allah’tan korkun; Allah size bir uyarı(cı Kitap) indirdi” (Talak, 65/8, 9, 10).

“Bunların durumu, kendilerinden bir süre önce, yaptıklarının vebâlini gören ve ahirette de kendileri için acı bir azap bulunan kimselerin durumu gibidir” (Haşr, 59/15).

Yüce Allah insanların her yaptığını duyan, bilen, gören ve melekleri ile kayıt altına alandır. Zerre kadar amelin karşılıksız kalmayacağı da ilahi adaletin ve Allah’ın ahdinin bir gereğidir. Bu yüzden sonsuz kudret ve ilim sahibi Allah kullarına iyi veya kötü karşılıklarını dilerse bu dünyada dilerse ahiret yurdunda verir.

İşlediğimiz kötü amellere bu dünyada alacağımız karşılıklar vebal, ahirette alacağımız karşılık ise azaptır.

Ve kimse kimsenin günahını üstlenemez, başkasının vebal ve azabını taşıyamaz.

Yüce Allah bu hususta şöyle buyurmuştur:

“İnkâr edenler, inananlara: “Siz bizim yolumuza uyun, (eğer bu hareketiniz hata ise) sizin hatalarınızı biz taşırız” dediler. Oysa kendileri, onların günahlarından hiç bir şey taşıyacak değillerdir. Onlar tamamen yalancıdırlar” (Ankebût, 29/12).

Vebal, kısaca kötü amellerimizin dünyada alacağımız sorumluluğu iken ondan korkmak ve çekinmek gerekir. Azaptan yani ahirette mahzun olmaktan nasıl korkar ve imtina edersek bu dünyada alacağımız vebalden de uzak durmaya çalışmak gerekir.

Dini mesuliyet, borç yüklenme, vicdani yük olarak karşımıza çıkan vebal sadece kendi amellerimizden de kaynaklanmaz. Bizim açtığımız çığırdan başkaları da yürüyor ve o kötü amel yaygınlaşarak toplumu bir veba mikrobu gibi sarıyorsa o kötülük toplumdan kalkana kadar hasıl olacak sorumlulukta bizim de günahımız vardır. Bu vebalimiz artarak devam edecek ve bu dünya hayatı bize zindan olacak demektir.

Vebalin aynı zamanda azabı da var mıdır sorusunun cevabını Allah bilir ama adaleti sonsuz olan Allah kötü amelimizi rahmeti gereği ya bu dünyada ya ahirette ceza verir, iki âlemde birden cezalandırmaz diye umut ederiz.

Bu vebali bu dünyada yaşadığımız zaman ahirette o işten sorgulanmayacağız anlamına gelirse de öte yandan kötü amelin mutlaka bir karşılığı olacaktır manasına da olduğundan ürkmeyi ve çekinmeyi gerektirir. Doğrusunu Allah bilir ama vebali bu dünyada yaşarsak bunun hafif ve kolay olacağını ummamak lazım gelir.

Yukarıdaki ayetler incelenirse vebali tatmak sonsuz dünyevi acıları yaşamak demektir ve bu azımsanacak bir şey değildir. Mü’mine düşen vebalin veya azabın hafifletilmesini ummak değil, vebal ve azaptan kaçınmaktır.

Günah insana mahsustur ama tevbe imkânı, düzelme şansı, pişman olup yeniden doğru yola dönme fırsatı her zaman mevcuttur. Yüce Allah böylesine rahmet yüklüdür. Lakin O’nun merhamet yüklü olması kulu hesapsız kötülük işlemeye sevk etmemeli, hidayet arayışına kılavuzlamalıdır.

Küçük ve hatta bazı büyük günahların telafisi mümkündür. Yüce Allah’ın dilemesi halinde kulun kefaretiyle kurtulması da. Lakin öte yandan kötü amelin tevbe edilmeden, günah önemsenmeden, sonuçlarından korkulmadan işlenmesi durumunda affedilmesi en başta o kötü amelden sakınanlara haksızlıktır ki Yüce Allah buna zaten razı olmaz. Bu sınavda kopya çekenin yakalandığı halde cezasız bırakılması gibidir ki en başta kopya çekmeden sınava iştirak eden diğerlerine haksızlıktır. İşte Yüce Allah’ın bu yüzden (kul niyaz, tevbe ve istiğfar etmedikçe) kötülüklere mutlaka ceza vereceğini umarız.

Kendimizin yaptığı amelin kötü olması bizi nasıl vebal altında bırakıyorsa, bizim öğrettiğimiz kötü şeyleri yapanların vebali de, bizim açtığımız kötü çığırdan hasıl olacak vebal de bizedir. Örnekleyecek olursak evladımıza hırsızlık yaparak geçinmeyi bir hayat dersi olarak öğretirsek onun yaptığı hırsızlıktan hasıl olacak vebalden kurtulamayız.

Keza kötü bir çığır açarak mesela yüksek mevkide bir yönetici iken çalışanlar arasında rüşvetin yaygınlaşmasına ses çıkarmaz ve hatta destek olursak bu insanların işlediği şimdiki ve alışkanlık sürdüğü sürece gelecekteki günahlarından da vebal altında kalırız.

Kötü ameli yaygınlaştırmaya gayret edenlere vereceğimiz destek, kötü amelin hayata geçmesine yapacağımız yardımlar da bizi o kötü işin vebaline ortak eder.

Yani kulun kötü ameli kediye tekme atmaksa vebali ona göre, toplumu fuhuş ve içkiye alıştırmaksa ona göredir.

Kul olarak iyiliklerde sonsuz rahmet, sevap ve mükafat beklerken kötülüklerde affa mazhar olacağımızı, az bir ceza ile şefaate uğrayacağımızı hayal ederiz. Peki bu ilahi adalete uygun mudur? Allah sonsuz rahmet sahibi ve bağışlayandır. Ancak kötülerin sürekli ve hesapsız olarak affı ilahi adaleti yaralamaz mı?

Her amelin mutlaka bir karşılığı olacağına göre haddi aşanlara, günahtan çekinmeyenlere, azap ve vebali önemsemeyenlere verilecek her türlü ceza aslında mü’minlerin yararınadır, ilahi adaletin tecellisi için kaçınılmaz olandır.

Ve kimse başkasının günahını üstlenemez. Herkes vebali de azabı da tek başına, ama mutlaka ve ama bu dünyada ama ahirette mutlaka yaşayacaktır.

Zalimler, hak yiyenler, kötülüğü emredip yaygınlaşmasını dileyenler şanslılarsa vebali bu dünyada yaşar ve umulur ki azaptan kurtulurlar ama vebali bu dünyada yaşamazlarsa azaptan kurtuluş yoktur ve azap kulun dileyeceği son şeydir.

Çünkü Allah azabı çetin olandır.

Ey iman ve akıl sahipleri! Vebal ve azaptan kaçınmak için kötü amellerden sakının, kötü alışkanlık yaratanlardan uzak durun, kötülükten korkmayanlara destek olmayın, kötülerle oturup kalkmayın, kötülüğü öğretmeyin, kötülük yaparsanız tevbe ile Allah’a sığının, kötü değil iyi olun, dünyada kötülükle bir şeyler elde etseniz de gerek bu dünyada gerek ahirette vebal ve azaptan kurtulamayacağınızı unutmayın!

İlahi adaletin tecellisi için, evlatlarınıza daha yaşanır dünya bırakmak için, kul ve mü’min olabilmek için vebal ve azaptan sakının.

Allah ve dostları tarafındaysanız kötülerden ve kötülüklerden uzak durun!

Vebal

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır

Dünyada kaç milyon Müslüman vardır Başlık bu olunca akıllara hemen Müslüman devletlerdeki milyarlarca insan gelir ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir