imanilmihali.com
İslamda vebal kavramı

Vebali anlamak

Vebali anlamak

Dinen vebal; sorumlulukların reddi, ihmali, terki veya sorumluluklara isyan neticesi hasıl olan günah ve bu suretle üstlenilen yükümlülüktür. Vebal kişisel olduğu gibi, grupsal da olabilir ve o terk veya ihmalin veyahut kastın devam ettiği sürece, sorumlulukları yerine getirmemenin verdiği zarar devam ettiği müddetçe de devam eder. Yani vebal bir oldubitti değil, devasa bir mesuliyettir, sonuçlarına mecburen katlanılacak bir gaflettir.

Kişisel bazda vebal dinin emir ve yasaklarına riayet etmemek, günah ve harama meyletmek, ibadetlerde noksan veya üşengeçlik yapmak, salih amellerde çokça istekli olmamak şeklinde ortaya çıkarken, toplumsal bazda vebal tüm toplumun, özellikle çocuk-genç ve her yönden zayıfların yaşamlarını zorlaştırmak, hak ve adalet gasplarına sebep olmak, dinin muradına aykırı olarak eşitliğe ve hakkaniyete düşman olmaktır.

Neticede vebal her kesim ve seviyede sevgi ve kardeşliğin terki, dinin emirlerinin ihmali, bunlar yerine kötülüğün tercihi ve dünyevi zevk ve menfaatlere aşırı meyil şeklinde ortaya çıkar.

Yüce Allah yüklenilen veballerin ihmali durumunda cezaları dünyada ve ahirette verir ki bu mesuliyetlerden kimse kaçamaz ve hiçbir suç-günah karşılıksız kalmaz. Azap dünyada da ahirette de vardır ve fakat farklı şekillerde cereyan eder.

Kişisel bazda kulun vebali yani ihmali durumunda azap getirecek sorumlulukları, Kur’an ile bildirilmiştir. Ahlak, iman, ibadet, salih amel gibi tüm farz ve vacipler Kur’an’dadır, emir ve yasaklar, nasihat ve tembihler sadece Kur’an’dadır. Çünkü din Allah’ındır ve sadece Kur’an’dadır. Bu vebal, hem iyi olmak ve iyilik yapmak ve hem de kötülükten sakınmak ve kötülerle Allah rızası için mücadele etmek yani cihat etmek demektir. Kişi, bu bildirilenlere gösterdiği riayet miktarınca dindardır ve şayet reddediyor, ihmal veya isyan ediyorsa da azaba mazhar ve layık olur.

Toplumsal bazda kişisel vebal aynen devam ederken, kişilerin vebali toplumsal veballer ile daha da artar. Yani toplum içinde yaşamaktan kaynaklanan sorumluluklar, aile olmak, komşu olmak, ana baba olmak, evlat olmak, din kardeşi olmak, yönetmek, karar vermek gibi haller sebebiyle kişi bir başkasını veya toplumu etkileyecek söz ve davranışlar ile ayrı bir vebal dalgası etkisine girer.

Bu vebal dinin yeryüzü yaşamına dair isteklerine uymak, yeryüzünden bozguncuları ve şeytanları defetmek emrine riayetle alakalıdır ki her fert toplum içindeki yeri ve görevi ne olursa olsun vebali unutmadan, hakkaniyetli ve adil olmalıdır, dinin saf ve yalın halini hayata yansıtmak arzusunda olmalıdır.

Toplumsal vebalin kişisel vebalden en mühim farkı, verdiği zarardan etkilenen kişi miktarı ve verdiği zararın etki süresidir. Yani kişi sadece kendisine karşı günah işliyorsa ve bu başkalarını menfi etkilemiyorsa (ki aslında kötü örnek teşkil ederek etkiler) vebali nispeten küçük ama verdiği zarar çoğu insanı ve uzun süre etkiliyorsa vebali de büyük olur.

Amel defterlerine her şey kaydedildiğine ve ahirette zerrece unutma olmadan hesap sorulacağına göre vebal Allah’ın dilediği yer ve zamanda ama mutlaka tam olarak ödenecektir. Bu nedenle vebalden kaçılmaz ve kişi vebalin idrakinde olarak dinin emirlerini bilmek ve uygulamakla mükelleftir.

Beşeri statü, görev ve yetkiler ne olursa olsun, medeni haller, gelir durumları, cinsiyet ve yaşlar ne olursa olsun herkesin vebali vardır ancak farklıdır. Çünkü din kullara mükellefiyetleri bahşedilen kabiliyetler nispetinde yükler. Bu vebal anlamında şu demektir ki herkesin vebali yapabilecekleriyle doğru orantılıdır. Çünkü Allah kimseye taşıyamayacağı yük ve kabiliyetini aşan konularda mükellefiyet yüklemez.

Fukaralar ile zenginlerin, yönetici ile yönetilenlerin, zayıf ve güçlülerin vebali bu anlamda farklıdır. Keza aydınların cahillerle, yetkililerin yetkisizlerle durumu aynı değildir.

O halde toparlarsak kişinin evvela kabiliyeti, tahsili, serveti, imkanı, makamı nispetinde kişisel vebali ve devamında toplum içindeki durumuna ve etki gücüne bağlı olarak toplumsal vebali vardır ve vebal dediğimiz şey de bu iki vebalin toplamıdır. Din bu nedenle iyiliği sadece kulun kendisine iyilik olarak yeterli bulmaz ve başkalarına da, özellikle Yüce Allah’a da iyilik yapılmasını emreder.

Bunu vebal için tercüme edersek iyilik yapmak veya kötülüğe karşı koymak vebali, kişisel ve toplumsal bazda mükellefiyettir, kişi sadece kendisine çalışarak bu vebalden kurtulamaz, topluma ve Yüce Allah’a karşı sorumlulukları yerine getirmek de vebal kapsamındadır.

Özetle kul önce Allah’a, sonra etrafına ve nihayet kendisine karşı mükellefiyetlerinin gereğini yapmalı, aklı reşit olduktan sonra yüklendiği vebal ile yaşamasını öğrenmeli ve vebalin gereğini yaparak azaptan kurtulmaya ve Allah rızasına ermeye çalışmalıdır.

Yoksa, kişisel ve toplumsal vazifeleri menfaat ve şeytani hevesler uğruna kullananların, mevki ve makamları haksızlık ve adaletsizlik uğruna kirletenlerin, iyilikten vazgeçip kötülüğe komşu olanların, Allah’ın emirleriyle alay edenlerin vebali … çetin azaplardır.

O halde vebal büyük, hesap çetin, azap fena, cehennem ateşlerinin yakıcı olduğu unutulmamalı, üç günlük dünya için ahiretler karartılmamalı, gaza gelinmeden kardeşlikler yüceltilmeli, haksız ve adaletsizlere karşı dik durulmalı, Allah’ın rızasını kaybetmeye sebep olabilecek şeylerden kaçınılarak şer ve şeytanlarla mücadele edilmeli, yobazlıktan kurtularak Kur’an mü’mini olunmaya gayret edilmeli ve Allah’ın sınırlarına riayette kusur etmemeye çözen gösterilmelidir.

Vebali hafife almak, vebalin neticelerinden çekinmemek ise ayrı bir gaflet ve beladır ki akıbetleri sonsuza dek karanlıklara mahkum eder.

Bu nedenle gözler ve kalpler dünyaya Kur’an penceresinden bakabilmeli, yapılan ve söylenenlerle ikna olmalı ve iyileri Allah için sevmeli, kötülere Allah için düşman olmalıdır. Bu yapılırsa vebal azalacak, yapılmazsa artarak devam edecektir ve karar sadece kulun kendisinindir. Vebali anlamak bu yüzden çok ama çok mühimdir.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir