Anasayfa / İMAN ESASLARI / Ahirete iman / Veballeri geride bırakabilmek
imanilmihali.com
Veballeri geride bırakabilmek

Veballeri geride bırakabilmek

Veballeri geride bırakabilmek

Yaşam çok ta uzun sürmeyen bir maceradır. 70 yıllık ortalama insan ömrünün temel ihtiyaçlar için geçen süreler ve çocukluk-yaşlılık yıları çıkarıldığı takdirde yaklaşık 12 yıl olması bizlere en büyük nasihattir.

Bu ibretlik hesap, yaşarken nelere gereksiz yere önem verdiğimizin ve aslen nereye yönelmemiz gerektiğinin de işaretidir.

Dünyanın sınavdan öte bir anlamı olmadığı, buradaki acı ve endişelerin beyhude, zenginlik ve makamların boş olduğunu idrak edebildiğimiz oranda insan ve kul olmaya başlarız.

Bu hayatta bir parça güç, biraz menfaat, bir avuç para veya bir dönüm toprak için harcadığımız enerjinin yüzde birini iman ve ibadet için harcamış olsak, bir o kadarını da salih amel ve ahlak için harcasak bizden bahtiyarı olmayacağı açıktır.

Oysa biz, tüm beden, ruh ve kabiliyetlerimizle etrafımıza ahtapot gibi uzanıp yeni yemler, yeni kazanç ve mevkiler kazanma derdindeyiz. Çoğu zaman bunları hak ve helal olup olmadığını da sorgulamıyoruz. Sonuçta kefen torbamızda sayısız günah ve veballerle ahirete intikal ediyor ve bu dünya sınavını tamamlamış oluyoruz.

Böyle deyince birileri çıkıp dünyaya yaşamak için geldik, sadece ahirete yönelirsek Allah’ı gücendiririz diye karşı çıkıyor. Daha karşı çıkışta bile bir isyan, dünya malına aldanmışlık ve sinsi bir şirk tehlikesi seziliyor. Kimseye bu dünyadan vazgeçin ve dağın başına gidip orada inzivaya çekilin gibi bir mesajımız yok ve olamaz da. Ama mesajımız şudur;

Bu dünya fani olan, süs ve eğlencelerle dolu, değişik ümmetlerle donatılmış, kural ve ilkeleri belli bir imtihan alanından öte bir şey değildir. Bize düşen yaşamak ama adam gibi yaşamak ve ahiret azığını bu dünyada hazırlamaktır. Bu dünyada iyilik adına yapılacak herşey bizi her iki cihanda da bahtiyar edecektir. Bu dünyada yaptığımız her bir rezillik te bizi her iki cihanda rezil ve rüsva edecek olandır.

O halde yaşarken bir kurala, ilkeye tabi olmamız ve nefis denen kışkırtıcıya ket vurmak lazımdır. Bu ilkeler ve kurallar doğal olarak iki başlıdır. İlki, beşeriyetin ürettiği ve zamana, coğrafyaya göre değişen ama sahte ve batıl olan ilkeler manzumesi ve öte yandan ilahi emirle defalarca insanlara bildirilen hak ve adalet kuralları.

İnsanlar sosyal bir varlık şemsiyesine sığınıp toplumun değer yarılarını ve kabullerini benimsemek ve ona göre yaşamak konusunda uzmandır. Ama insan aynı uzmanlığı yazık ki asli değerler bütünü olan iman hususunda sergilemekte tereddüt eder.

İman bazılarına zor geldiği içindir ki ötelenir ve imansız olmak kaydıyla ibadet, ahlak ve amel peşine düşülür. Oysa ne kadar vahim bir şeydir ki iman olmadan diğerlerinin tümü bir spordan, nafile bir gayretten ve sonuçsuz beklentiden ibarettir.

İman, kalplere girmediği içindir ki zaten gözler kapalı, kulaklar sağır ve kalpler mühürlüdür.

Karıncanın ayak sesini, otların tesbihini, kuşların kanat çırpışlarındaki takati, arının bal yaparken ki azim ve görev bilincini görebilmek iman sahibi olunduğuna delalettir. Çiçeğin kokusu, yıldızların dizilişi, güneşin görevini aksatmadan yapıyor olması imanlı kalpler için işarettir. Ve Kur’an, imanın sel olup aktığı kaynak, kalp Rabbimizin daha fıtratta yerleştirdiği iman tohumudur.

Oysa zalim ve cahil insan aklı ile idrak etmek, mantıklı bulmak ve ispat edilebiliyorsa inanmak eğilimindedir.

Yani insan mucizeleri görmeden inanmam demekle imanı baştan reddetmektedir.

Oysa en kıymetli mucize Kur’an’dır. Oysa mucizeler göründükten sonra iman kar etmeyecektir. İslam, gayba ve Allah’a görmeden inanmanın ta kendisidir.

İşte bu çelişki kulu inanmamaya, iman etmemek için bahaneler üretmeye sevk eder ki destekçisi nefis ve şeytandır.
Giyimden, yemeğe, spordan iş hayatına kadar her alanda toplumsal değerler ilahi gereklerin üzerine çıkartıldığı içindir ki kabuller yanlış ve veballer yüksektir.

Bu vebal sadece bu dünyada kazanılır ve bertaraf edilir. Yani ahiret yurdunda akıbetimizi belirleyecek olan sadece bu dünyada yaptıklarımız ve yapmadıklarımızdır. Orada sevap kazanılabilecek midir bunu sadece Rabbimiz bilir ama inanırız ki nefsin, bedenin ve ruhun terbiyesi aslen bu dünyadadır.

O halde bu beyhude çabalar, isyan ve inkarlar nedendir? Vebal yerine neden sevap ve helaller peşinde koşmaz insan? Vebal kazanmak kolay, kurtulmak zorken insan neden vurdumduymazlıkla ve cahillikle şerler peşinde koşar?

İşte toplumsal değerlerin kafirler güdümündeki ve şeytana hizmet eder mahiyetteki değer yargılarının insanı getirdiği nokta budur. Herkes şeytan karşı olduğunu söyler, kimse kötü veya imansız değildir, herkes dört dörtlük Müslümandır, herkes adam gibi adamdır… o zaman bu zalimler, kötüler, çirkinler, savaş çıkaranlar kimlerdir?

Vebal sadece o işi işleyene değil, o işin hayata geçmesine ortam sağlayan, o işe destek veren, o işe karşı çıkmayan herkesedir. yani bir ufacık vebal beraberinde yüzlerce kişiyi sürükler ve akibeti karanlıklara mahkum eder.

Vebalden kurtulmak ise sadece secde ve dua ile olamaz çünkü yukarıda bahsedildiği gibi iman olmadan diğer tüm eda ve ameller nafileden öte gitmeyecektir. Rabbimizin rahmetine sığınanlar, ahirette şefaat beklentisinde olanlar da şunu çok iyi bilmelidir ki şefaate sadece Allah’ın razı olduğu kullar mazhar olacaktır.

O halde, rahmet ve şefaat kapıları, imanı bertaraf eden günlük secde ve dualar kulu vebalden kurtarmaya yetmeyecektir. Kul, hak yediği, zulmettiği sürece, iyiliği teşvik ve kötülüğü men hususunda ciddi olmadığı sürece, samimi ve dürüst olmadığı sürece bu vebalden kurtulması da mümkün değildir.

Bu vebal beraberinde muhakkak azabı da getirecek ve kul Rabbine yaptığı haksızlığın, kula verdiği eziyetin, dini getirdiği anlaşılmaz halin ve en kıymetli mücevher olan iman nuruna saygısızlık edip kalbinde taşımadığı için hesap verecektir.

Bu vebal kişiye de, ailesine de, toplum ve millete de ağır yükler yükleyecek ve kurtuluş çok ta kolay olmayacaktır.

Rabbimizin dilemesi hariç bu yüzyıldaki batıl ve şeytani kaynaklı yaşananlardan hasıl olan vebal, tüm fertlerce ortaklaşa yüklenilecek ve rahmet bulutları yerine semalarda azap bulutları nüksedecektir.

Veballeri geride bırakabilmek

Bu yazıyı okudunuz mu?

Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı

Atatürkçülüğün dini yönden analizi

Atatürkçülüğün dini yönden analizi İslam dini, ahiret yaşamı dahil kıyamete dek ve kıyamet sonrası tüm ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir