Anasayfa / ALLAH (cc) / Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir
imanilmihali.com
vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı şeyi söyler ve daima hakikatten, haktan yanadır. Kara vicdan, kötü vicdan yoktur. Bu tanıma dahil olanlar vicdanının sesine kulak tıkayanlardır. Oysa vicdan mutlak doğru ve güzeldir, Kur’anidir, Hakk’a hizmetle görevlidir.

Adalet, Allah adına şahitlik ederken, tüm meselelerde ana baba aleyhine, yakınlarımız hatta kendi aleyhimize dahi olsa, dimdik ayakta tutulması gereken ALLAH EMRİDİR. O kadar ki Hz. Peygamberin risaletine sebeplerden birisi insanlar arasında Adalet ile hükmetmesidir.

Vicdan işte bu adaletin sesi, terazisidir.

Hiçbir baskı ve tesir altında kalmadan tartılacak beşeri meselelerde hakkaniyet ve hak’kın önemi de, doğru ve güzelin kıymeti de, adil olmanın kutsallığı da bu cümledendir.

Sonuçta adil olmak Allah emrini yerine getirmek, isyan etmemek, şeytana uymamaktır.

Vicdan adaleti emrederken, vicdanın sesini beşeri menfaatler ve batıl kabullerle bastırmak yapılacak en büyük gaflet, vicdanı menfaat uğruna satmak Allah’a en büyük isyandır. Çünkü tamamen imandan, fıtrattan ve Kur’an’dan beslenen kalpler adaleti emrederken, adaleti çıkar uğruna yok saymak ve aksi istikamette yol almak, tüm maneviyattan vaz geçmek, imandan dönmek, dinden çıkmaktır ki bundan büyük kumar olamaz.

Yüce Allah’ın bizlerden daha doğmadan önce aldığı söz istikametinde her birimiz Kutsal Kitaplara ve Peygamberlere itaate yemin etmişken, fıtrata sadık kalacağımıza ve Allah’tan başka ilah tanımayacağımıza yeminler etmişken ve bu suretle Yüce Allah doğmamıza izin ve ruhsat vermişken, bu yemini bozmak ve şeytanlaşmak akla zarar bir gaflettir.

Vicdanlar, merhameti, sevgiyi, hoşgörüyü, affetmeyi, insan haklarını, adaleti, güzel ve doğruyu, acıma hissini, paylaşmayı, yardımı emreder. Bu emirler aynı zamanda ve tümüyle Allah emridir ki şeytanlar ve soyu bunun aksini emrederek dine ve imana zarar vermek gayretindedir.

Toplumsal ve daha genelde yeryüzündeki yaşamın bugün kan gölüne dönmüş, dengesiz, seviyesiz, insanlık dışı bir hal almış olması vicdanlara çekilen kalın örtüler sebebiyledir. Ve bu isyan cezasız kalamayacak kadar yücedir.

Fani dünyanın süslü eğlencelerine aldanarak, menfaat ve çıkar uğruna kahredilen hayatların sahiplerine bu dünyada da ahirette de gün yüzü olmayacaktır. Ve bu kötülükler sıradan tevbelerle geçiştirilemeyecek kadar da büyüktür.

tacizlerle, tecavüzlerle, adaletsizliklerle, terörle, şiddetle, hırsızlıklarla kahredilen hayatların verdiği zarar sadece o mazluma değil tüm toplumadır ve bugün nasıl ki hırsız girer korkusuyla kapıları kitlemeden evde huzurla yatmak mümkün değilse ve bu tüm hırsızlara ayrı bir küresel vebal yüklüyorsa, vicdanlarına kulak vermeyenlerin gaddarlık ve haksızlıkları da sadece bir kesime değil, yeryüzünde oluşturulması Allah emri olan huzur ve barışadır. Bu ise muazzam bir hak yeme meselesidir ve bu hakkın ödenmesi neredeyse imkansızdır.

Tevbe nasuh yani içten ve kalıcı olmak şartıyla her daim kurtarıcıdır ve bu Allah’ın ahdidir. Ancak Yüce Allah tevbeyi kabul etse ve haklarından feragat etse de yenilen kul hakları ve zulme uğrayanların mazlumiyetleri her daim bakidir. Ta ki o haklar sahiplerine iade edilene kadar.

Böyle olunca da tevbenin gerçekten kurtarıcı olması verilen zararın telafisi uğrunda çalışmakla mümkündür. Zarar tamamen ortadan kaldırılamasa dahi kulun tevbesine yakışır bir gayretle zararı düzeltmeye dair gayreti inşallah Yüce Allah tarafından makul ve makbul kabul edilecektir.

Vicdanına kulak tıkayanların ayak izlerinden gidenlerin durumu da farklı değildir. Çünkü yaratılan tesire bağlı olarak verilen zararda, o ayak izlerinden gidenler de mesuldür ve tevbeyi takip eden salih amel şartı bu durumdakiler için de geçerlidir.

Yoksa tevbe, günahları işleyip işleyip sonra yalandan pişman olmak ve af dilemek asla değildir.

O halde doğrusu, vicdanları daima sıcak tutmak, sesine kulak vermek, akılla müştereken kalbi hayata ortak etmektir ki kalbin kapıları sadece cennetlere açılır.

Akıl sahibi imanlı kulların (mü’minlerin) sıradan Müslümanlardan farkı; imanlarının kalpten kaynaklanan seslerine her daim kulak vermeleri ve tüm meselelerin asli fetva makamı olarak kalplerini (vicdanlarını) kabul etmeleridir. Çünkü kalp, Kur’an’dır, fıtrattır, vicdandır, selim ve salih işler yapabilmenin manevi gücüdür.

Yazık ki sıradan Müslümanlar, mü’min olmak istemedikleri ve imana gerek duymadıkları, iman ile davranmadıkları için şekle mahkûmdur, aldanışlara gebedir ve Kur’an onlar için sadece Arapça bir nameden ibarettir. Bu hassasiyet ise onları çoğu zaman haksız ve yanlış karara sürükler, toplumda öne çıkanların yanlışlarını görmez hale getirir, öfke ve yalanla üste çıkmaya çalışanları haklı sanır gibi bir aldanışa sürükler.

Oysa vicdan mutlak doğru ve güzelin sesidir. Bu ses hayattaki en güzel sestir ve imanlı kalpler için vicdan hak ve adalet demektir.

Bu vicdanı yok sayanlar içinse cehennem ebedi ahiret yurdudur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı

İslam’da namus kavramı İslam, namus ve iffeti emreder.  Namus; sözlük anlamı olarak şeref ve haysiyetli ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir