Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Vicdan ve kamu vicdanı
imanilmihali.com
Vicdan ve kamu vicdanı

Vicdan ve kamu vicdanı

Vicdan ve kamu vicdanı

Son günlerin en moda sözlerinden birisi olan kamu vicdanının ne demek olduğuna bakmadan evvel tekil manada vicdanın ne demek olduğunu anlamak gerekir.

Genel kabule göre vicdan; kişinin kendi inanç ve değerlerine, ahlaki durumuna, eğitim ve tecrübesine bağlı olarak ürettiği, iman ve kabulleriyle yoğurup karar aşamasına getirdiği, hisler, idrakler, yargılamalar, nitelendirmeler, doğru ve yanlışlar bütünüdür ki kişi bu bütün ile eyleme dönük olarak niyet, hüküm ve iradeye sahip olur.

Aslen manevi bir hissiyat olan vicdan dini manada ise dinen doğru olana yatkınlık ve kötüye duyulan nefret ile özetlenir ve ana kaynağı iman ve tevhiddir. Yani akılla yapılacak sorgulamadan bağımsız olarak oluşturulan bu kalp sesi beraberinde inancın aynasını teşkil eder ve kişi tüm meselelerde aklına ve vicdanına uyarak iş yapar, yapmalıdır.

Akıl beşeri gerekler ve doğrular ile iş yaparken, vicdan daha ziyade manevi mukaddesata bağlı olarak mutlak doğrularla alakalıdır ve inanç kaynaklıdır. Denilebilir ki vicdanlı birisi dinen akidesi yüksek ve inançlıdır, vicdansız tabir edilen acıma ve merhametten yoksun bir kimse ise muhtemeldir ki hakikat ve haktan yoksun, inancı zayıf bir kuldur.

Kişiler gibi toplumların da vicdanı vardır ve bu vicdan toplumu oluşturan tüm bireylerin tek tek vicdanlarının sesi olduğu gibi aynı zamanda güncel beşeri meselelere sadece akılla değil aynı zamanda kalp ile de yaklaşmak gereğini hatırlatır. Yani yasalar ve meşru ortamlar nasıl bir sonuç doğurursa doğursun bu netice aslen bir beşeri kabulden ibarettir ve her daim mutlak ile aynı olmak durumunda değildir. Vicdan ise yasa ve mantıktan bağımsız olarak kalp sesidir ve asla yalan söylemeyen kalpler gerçeği bulmakta zorlanmaz. O halde kamunun vicdanı denilen şey toplumun mukaddesatı, inancı, Allah’a duyduğu sevgi ve saygı ile korku ile derecelenir.

Birkaç kişinin vicdana ters dahi olsa yaptığı yanlışlar, o kişilerin vicdanını rahatsız etmeyebilir ama toplumun geneli o işten menfi etkileniyor ve vicdanlar rahatsız oluyorsa o iş yanlıştır, kötü ve haksızdır.

Kamu içerisine devletin ve halkın tamamının girdiği de hatırlanırsa kamu vicdanına ters davranışlar kabul görmez, zorla tesis edilse de elbet bir yerde patlak verir ve zorla kalıcı kılınsa da vicdanın emrettiği doğrular elbet tecelli eder.

Anlaşıldığı üzere gerek kişinin ve gerekse kamunun vicdanı sadece mutlak gerçekle, Kur’an ile bildirilenle ilgilenir. Toplumun beşeri ürettiği ahlak değerleri, maddesel müdahaleler, çıkar çatışmaları vicdanın konusu değildir ve yasal olarak yönetime diretilemese de vicdanın sesi aslında toplumun genel kabulü ve ortak kararıdır. Bu karara ters düşmek ise yönetim kadrolarının sakınması gereken bir durumdur çünkü halkın isteklerinin aksine davrananların sonu o yönetimlerden er yada geç uzaklaştırılmaktır.

Halbuki kamunun ve halkın vicdanına kulak vermek meseleleri daha en başta ve tatlılıkla çözer ve yine bu sese kulak verenlere de sevgi doğurur. Kamu vicdanına ters düşenler kendi çıkarları için toplumu yanlışa sürüklemekle nefret kazanırken, kamu vicdanına kulak verenlerin sempati toplaması ise yöneticiler için kaçırılmaması gereken bir derstir ve doğru olan yasalar aksine cevaz verse de kamunun inanç ve değerlerine ters düşen pis işlerden sakınmaktır.

Mazeret, tuzak, hile, fitne, fesat ve entrikalar beşeri gerçeği değiştirse, yasalara uygun hale getirse ve kamuyu yanıltsa da kalpler ve vicdanlar mutlak hakikati görür ve farkı anlayabilir. bu ise sahte bir zorlamadır ve neticesi çok daha ağır olur. Çünkü bu durumda toplum sadece vicdanına ters birşeye zorlanmış olmakla kalmaz ama aynı zamanda kandırılmış olur ki vicdanına ters düşen bu uygulama bu kez sadece nefret değil aynı zamanda kin de doğurur.

Vicdana ters düşen akıllar kaybetmeye mahkumdur. Çünkü vicdanın mutlak hakikati bulması durumunda, akıl ne gibi mazeretler üretirse üretsin geçersizdir ve aklın ürettiği bu sahte gerçeklerin toplumu ikna kabiliyeti yoktur.

Vicdanlar bu nedenle maddi delillerle ilgilenmez ve kandırılabilir akıllara karşılık vicdanlar asla kandırılamaz. Çünkü vicdan kalbin sesidir ve kalbin kapıları sadece güzele, doğruya ve neticeten sadece cennetlere açılır.

En karanlık kalpler için dahi bu gerçek değişmez. Bu karanlık kalp sahipleri vicdanlarını bastırsalar ve gerçeği dilleriyle inkar etseler de kalpleri sıkışır, vicdanları sızlar ve o yanlışla elde edilen tüm servet ve makamlar dahi o kulu rahatlatmaya yetmez.

Keza vicdanına ters düşen kararlara zorlanan halk için de bu kalp ağrısı ‘mutlak gerçek’ gün yüzüne çıkana ve egemen olana dek sürer.

Vicdanlar aynı zamanda kendi sesine kulak verilsin ister ki kendi vicdanına uymayan yönetimleri, vicdan sahiplerinin o mevkilerde uzun süre tutması zaten beklenemez.

Vicdan sahibi kimseler, yönetici durumunda ise idare edilenlerin ortak kalp sesi olan kamu vicdanına muhakkak ses vermelidir ki bu bir lütuf değil şarttır. Çünkü hem güzel işlerin hayata geçmesi, hem huzur ve mutluluk ve hem de yöneticinin bekası bu ortak uyuma bağlıdır. Kamu vicdanına kulak vermeyen yöneticilerin bu anlamda vebali de çok ama çok büyüktür. Kaldı ki bu kulak tıkama beraberinde maddi ve aklen gerçeği değiştirmek gayreti içerisine girerse artık hatadan değil kasıttan söz edilir ve bunun dindeki ve yasadaki adı bellidir.

Vicdan azabı ve vicdan rahatlığı, yapılan iş ve sarf edilen söz, beslenen niyetlerden sonra bu işlerin kalpte bıraktığı izlerdir.

İyi bir şey yapan ve bunu kalbiyle destekleyenler için vicdanlar mutludur, rahattır, hakikate ve sağduyuya hizmet etmenin gururuyla kıvançlıdır. Kısaca vicdanı rahattır.

Kötü bir şey yapan, herkesi ikna etse de kalbini ikna edemeyeceği için mutsuzdur, huzursuzdur, servetler kazansa da o servet ile mutluluğu yakalayamayacağına emin vaziyette sıkıntılıdır, yanlışının vebali ile kalbi sıkışıktır, tedirgindir, vebalden korkar haldedir. Kısaca vicdanı rahatsızdır.

Vicdan rahatlığı en çok uykuya hazırlanırken kendisini gösterir ki yarı ölüm haline geçen bedenler, günlük günah ve sevap muhasebesini en çok kendi başına kaldığında yaparlar ve uyku yanlış işler yapanlara, vicdanlara aykırı hüküm üretenlere haramdır.

Kişi vicdanına dair yanlış bir karar veya eylemden sonra ne bahane üretirse üretsin vicdanını ikna edemez. Çünkü vicdan sadece gerçek ve mutlak doğruya kılavuzlanmış, daha anne karnında hak ve adalete yöneltilmiştir. Bu nedenle Hz. Peygamberimizin buyurduğu gibi kul “Müftüler fetva da verseler kalbine danışmalıdır.”

Vicdan kıyas, bilim, nasihat, zorlama kabul etmez. Vicdan endişe ve korkuları, sevgi ve şefkati, samimiyet ve tevazuyu akıldan çok daha iyi bilir ve teşhis eder. Bu nedenle kalplerin kandırılması zordur ve kişi kendisini dahi kandıramaz. Zaten kandıramadığı içindir ki yanlışa imza atanlar için huzur yoktur.

Bu huzursuzluk hali aslında dinin gayesi ve erdiriciliği ile doğrudan alakalıdır ve Yüce Allah dünya yaşamının kullar eliyle cennetvari hale gelmesini istemekte, güzel ve doğruyu emretmekte, ihsanı şart koşmakta, iman ile salih ve selim şeyleri dilemekte, iyiliğin dünyaya egemen olmasını, barış, huzur ve kardeşliğin rehber edinilmesini arzu etmektedir.

Yine Yüce Allah kötülük ve kibri, bozgunculuk ve açık aramayı, hile ve tuzağı, çirkin ve pis işleri, adaletsiz ve haksız uygulamaları, yalan ve iftirayı men ederken, şeytana uyulmamasını ve Sırat-ı Mustakim’den ayrınılmamasını emreder. O, diler ki kulları dünya süslerine, nefse ve şeytanlara aldanmasın, münafık, kafir ve müşriklerin oyununa gelmesin, salih kullara ve iman edenlere kötülük üretilmesin. Yani dünyaya iyilik ve güzellik egemen olsun ama bu arada kötülük düşüncesindekilerle de mücadele = cihat edilsin.

İşte vicdanın rahat olması tabiri kişi ve toplum için güzele hizmet ve hakka riayet demekken, vicdanların rahatsız olması şeytanlara ve nefse uyma ve adaletsiz, haksız uygulamalara razı olma demektir. Bu kamu vicdanı için de aynen geçerlidir.

Bir başkasının vicdanını görmek ve ölçmek mümkün değildir çünkü gayb, kader, ruh, iman gibi en manevi değer ve kavramların bilgisi sadece Yüce Allah’tadır ve O kalplerin özünü bilendir.

Doğruyu her daim fısıldayan vicdana uymak ve aklı o istikamete sokmak yerine aklın oyunlarıyla vicdanları köşeye sıkıştırmaya çalışmak bu nedenle doğru değildir.

Vicdan sorguları da kişisel olarak yapılır ve yapılmalıdır. Toplumun her bir bireyi akıl olarak nasıl para, servet, makam, gelecek planları yapıyorsa, vicdanlar da geçmişin ve geleceğin muhasebesini ferdi olarak yapmakla mükelleftir. Yanlış ve noksanlar ancak bu sayede bulunur ve vicdanlar iman ile yoğrularak eğitilir.

Nefislerin terbiyesi ile de yakın ilişkisi olan bu durum da iman ile doğrudan ilgilidir. Nefisleri terbiyeye gayret eden kullar nasıl ki nefislerin temizlenmesini sadece Allah’ın yapabileceğini bilirse vicdanların tertemiz olması halinin de sadece Allah’ın dilemesiyle gerçekleşeceğini bilir. yani vicdanalrın eğitimi, kalplerin güzele kılavuzlanması kulun iradesi ile mümkünken günahsız bir temiz vicdan ancak Yüce Allah’ın lütfuyladır.

Lakin bu kulun vebalini doğrudan etkileyen durum değildir çünkü herkes kabiliyeti oranında mesuldür. Dindeki bu değişmez kural ise şunu hatırlatır ki kul elinden geleni iyi niyetle yapacak, gerisi için dua ile Rabbine yönelecek ve tevekkül ile rızaya sarılacaktır.

Mesuliyet her kalpte doğuştan bulunan kalp Kur’an’larına uygun davranıp davranmamakla alakalıdır. Kur’an’ı okumayan birisi için bile Kur’an hükümleri doğuştan kalplere yerleştirilmiş vaziyettedir ve bilmemek mazeret değildir. hele ki kitap olarak Kur’an’ı okumaya direnç gösterenlerin kararmış vicdanlarına mazeretleri alsa yoktur.

Burada içsel ve dışsal peygamber kavramlarını hatırlamak lazım gelir ki akıl ve vicdan içsel Peygamberlerdir ve bunlar daima hakkı, adaleti, imanı ve Allah’ı bulmak üzere vardır. Yoksa bunlar şer üretmek ve fitne yaratmak için değildir.

Vicdan aynı zamanda ruhla ilgilidir ki ahiret sorgulamasında dünyada yaşananların hepsini hatırlayacak olan ve mezarlardan kalkan bedenlere geri dönecek olan ruhlar tüm kalp üretimlerine şahittir. Organlar ve uzuvlar da kalbin seslerine şahittir ve dolayısıyla kulun sadece kendisine malum sandığı hissiyatı aslında pek çok şahit ve Yüce Allah tarafından zaten bilinmektedir.

Yaşam madde ve maneviyattan ibaret olduğuna göre vicdanları susturmak hayatın yarısına kıymet vermemek ve çöpe atmak demektir ki asıl öz ve cevheri saklayan kalpler bu durumda devre dışı kalır. Makineleşen, emanete sahip kılındığı için kendisine pek çok kabiliyet verildiği halde bu kabiliyetlerin kullanımını terke den insan içinse bu acınası durum sadece dünya mutsuzluğuna değil aynı zamanda ahiret azabına da kulu mazhar duruma getirir.

Toparlayacak olursak;

Vicdan kalp sesidir ve doğruyu emreder. Akıl ise maddedir, gördüğü ve bildiği şeylerle fikir üretir. İnsan hem aklına uymak hem de vicdanına kulak vermekle mükelleftir. Çünkü beden ve yaşam için gerek duyulan uzuvlar, ihtiyaçlar ve üretmek için kararlar vermek durumundaki insan akılına muhtaç ama aynı zamanda hissetmek ve derin düşünmek adına da vicdanına muhtaçtır.

Kişiler gibi kamu, devlet, toplum ve halkların da vicdanı vardır ve o toplumun tüm bireyleri evvela ferdi olarak vicdanlara müracat etmek ve daha sonra ortak bir vicdan üretmek durumundadır.

İdareciler için vicdan müracat edilmesi gereken bir mercidir ve daha da önemlisi yönetilenlerin vicdan sesine kulak vermek o idareciler için elzemdir.

Vicdanlara kulak tıkamak hem ferdi hem de toplumsal bazda maneviyatı, mukaddesatı inkar etmek, inanç ve ahlaki değerleri yok saymak, imana ve dine ters düşmek, haşa Allah’a olan kulluk bilincine ve kalbi sorgulama mekanizmasına aykırı davranmaktır.

Bu ise yapılabilecek en büyük hatadır.

Vicdanlar daha doğuştan erdemlerle bezendirilmiş olsa da kula düşen bu vicdanı Kur’an ile ve Allah’ın ayetlerini her yerde görebilmek suretiyle eğitmek, tüm meselelerde bu vicdana müracat etmeyi ihmal etmemektir.

Çünkü vicdansızlık diye kast edilen aslında vicdana sahip olmamak değil bu mevcut vicdana müracat etmemek gafletinin adıdır.

Ve akıllar neyi emrederse emretsin, kazanan daima vicdanlardır. Çünkü kalp cennetin anahtarıdır, vicdan mutlak hakikatin tecellisidir, inanç ve ahlaki değerler insanları diğer varlıklardan üstün kılan meziyet ve kabiliyetlerdir.

Neticede tüm toplumlar inançları ne olursa olsun, tahsil, cinsiyet, yaş ve ırk durumuna bakılmaksızın bir vicdana sahiptir ve bu vicdan kendisine bahşedilmiş doğrular bütünüdür. mesele o vicdana danışmak ve sesine kulak vermektir.

Verilmese ne olur? Verilmese yasalar ve toplum kabulleri, örfler kişiye anlık çözümler sunar, servet ve makamlar kazandırır ama tüm bunlar fanidir, beşerdir, haksızdır, adil değildir, hak yemenin ispatıdır. Ne var ki kul kendisini ve toplumu kandırsa da Allah’ı asla kandırmaz ve vicdanınca kendisine telkin edilen hakikatlere uymak yerine tüm toplumun vicdanını yaralayan hallere tevessül edenler ağır bir veballe ahiret sorgulamasında mahcup olurlar.

Son söz;

İdare edenlerin ve edilenlerin mecburiyeti akli deliller kadar kalp seslerine de kulak vermek ve adaletten asla sapmamaktır ki ihtiyaçlar duyguların önüne geçmemeli, mutlak hakikat yalan ve iftiralar ile değiştirilmemeli, inanç ve ahlak hep yukarılarda tutulmalıdır.

Yoksa azap fena, hesap çetin, cehennem ateşleri yakıcıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Darü’l-Harp ülkeleri ile bir mukayese

Darü’l-Harp ülkeleri ile bir mukayese

Darü’l-Harp ülkeleri ile bir mukayese Dini literatürde “Darü’l-İslam”, İslam hukukunun ve dininin geçerli olduğu ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir