Anasayfa / İMAN ESASLARI / AKAİD / Yabancılarla nikah caiz midir
imanilmihali.com
Yabancılarla nikah caiz midir

Yabancılarla nikah caiz midir

Yabancılarla nikah caiz midir

Her konuda olduğu gibi burada da öncelikle Kur’an ayetlerine bakmak lazım geldiğinden ve konu haram ve küfür olarak iki başlığa ayrıldığından dikkatli olmak mecburiyeti vardır.

Kur’an’da haram edilen nikahların yazılı olduğu ayet Nisa suresi 23 ncü ayettir.

“Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka.  Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Nisa 4/23)

Bu yazılı olanlarla nikâh her hâlükârda haramdır.

Öte yandan yerli veya yabancı uyruklu olsun farklı dine mensup ya da dinsiz tarif ettiğimiz kişilerle nikâh bahsi daha çok küfür ile alakalıdır.

Bu konuda da başlıca üç ayet mevcuttur.

“Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir.” (Maide 5/5)

“Ey iman edenler! Mü’min kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah, onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer siz onların inanmış kadınlar olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Çünkü Müslüman hanımlar kâfirlere helâl değillerdir. Kâfirler de müslüman hanımlara helâl olmazlar. Mehir olarak harcadıklarını onlara (kocalarına geri) verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde, bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Müşrik karılarınızın nikâhlarına tutunmayın. (Zira bu nikâhlar ortadan kalkmıştır.) Onlara harcadığınız mehri, (evlendikleri kâfir kocalarından) isteyin. Kâfirler de (İslâm’ı kabul eden ve sizinle evlenen eski hanımlarına) harcamış oldukları mehri (sizden) istesinler. Bu, Allah’ın hükmüdür. O, aranızda hüküm veriyor. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Mümtehine 60/10)

İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Allah’a ortak koşan kadın hoşunuza gitse de, mü’min bir cariye Allah’a ortak koşan bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin. Allah’a ortak koşan hür erkek hoşunuza gitse de; iman eden bir köle, Allah’a ortak koşan bir erkekten daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırırlar, Allah ise izniyle, cennete ve bağışlanmaya çağırır. O, insanlara âyetlerini açıklar ki, öğüt alıp düşünsünler.” (Bakara 2/221)

Görüldüğü üzere Maide suresinde semavi dinlere mensup kişilerle nikaha iffetli olmak, zina etmemek, gizli dost tutmamak gibi kaideleri müteakip müsaade edilmiştir.

Mümtehine suresinde ise kafirlerle nikahın ister erkek ister kadın olsun hiçbir şekilde helal olmadığı, şirk koşan eşlerin halen evli olsalar bile nikahlarının boşa çıktığı bildirilmiştir.

Bakara suresi ise çok daha keskin olarak Allah’a ortak koşanlarla evlenmemeyi, imanlı bir cariyenin şirke batmış bir dünya güzelinden çok daha makbul ve helal olduğu, hatta kölelerin bile müşriklerden daha şerefli olduğundan bahisle hem nikâh meselesine son nokta konulmuş hem iman konusuna vurgu yapılmıştır.

Yukarıda nikâh düşmeyenlerle ilgili bahsedilen haram konusu Allah’ın emrini yapmamak veya yasak ettiğini yapmak şeklinde tezahür eder. Ancak Allahü teâlânın emrini beğenmemek, onu yanlış görmek ise küfürdür. Bu incelik iyi anlaşılmalıdır.

Ayetlerden, Yahudi ve Hristiyan olanların namusluları ile evlenmek caizdir şeklinde bir mana çıkıyorsa da Bakara suresi dikkate alındığında helal – haram ayrımının ibadet ve din kimliğinden ziyade İMAN konusu ile alakalı olduğu anlaşılacaktır. Çünkü iman hak ve batıl arasındaki kalın kırmızıçizgidir. Açıklayalım.

Bir Müslüman erkeğin Yahudi veya Hristiyanlardan bîr kadınla evlenmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü haram ilan edilmediğine göre helal olduğu anlaşılır. Bu konuda ulema icma etmişlerdir. Ehl-i kitap olan bir kadınla evliliğinin mubah olmasındaki hikmet; bu kadının Müslümanla evlenmesi sebebiyle Allah’a, peygamberlere, ahiret gününe, iman etme ihtimalidir. Müslüman bir kadının bir kâfirle evlenmesi icma ile haramdır. Çünkü böylesi bir evlilikte, mümin kadının küfre düşmesi korkusu vardır. Koca, karısını kendi dinine çağıracaktır. Kadınlar genelde erkeklerine uyarlar ve onların yaptıklarından etkilenirler ve onları dinlerinde tahrik ederler.

Haram nikahlarla ilgili hadislerde de bu konu genişletilerek açıklanmıştır:

“Kadın ile hala ve teyzesi bir nikâh altında toplanamaz.” (Buharı. Nikâh. 27)

Birbirine çok yakın olan kadınlarla aynı anda evlenmenin yasaklanmasının hikmeti, daha çok ahlakidir. Bu tür evliliklerde birbirine yakın akraba olanları (yani iki kızkardeşi veya yeğenle teyze veya halası) aynı anda nikâhlamak, onlar arasında kıskançlık ve rekabete yol açar. Sıla-i rahîmin kesilmesine sebep olur. Çoğu kere iki kuma birbirleriyle anlaşamaz, uyuşamazlar. Böylesi bir durum haramdır. Bundan dolayı da iki yakın akrabayı aynı anda nikâhlamak haram kılınmıştır.

İslâm hukuku evrensel bir hukuktur. Bu yüzden hükümleri bütün insanlığın ihtiyacına cevap verecek genişlikte ve müsamahadadır. Nitekim İslâm hukukuna göre bir Müslüman, Müslüman olmayan Ehl-i kitaptan bir kadına eş olarak nikâh yapar, yavrularının anası haline getirebilir. Bu caiz ve sahihtir. Bundan dolayı Hristiyan kadınlarla evlenenlerin nikâhları sahih sayılmış, çocukları da meşru bulunmuştur.

Fıkıh kitaplarında şöyle yazılıdır: Müslüman bir kadın varken Hristiyan bir kadınla evlenmek sahih olsa da mekruhluktan kurtulamaz. Çünkü sakıncalardan uzak olamaz bu evlilik. Ama nikâh sahih (geçerli), doğan nesil meşrudur. Çünkü İslâm hukuku her türlü ihtiyaca cevap verecek evrenselliktedir. İstisnaları da olur elbette.

LAKİN TÜM BU BAHİSLERDE BAKARA SURESİ AYETLERİNİ AKILDA TUTMAK LAZIM GELİR.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

” İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin….” (Bakara 2/221)

Bu satırlarda semavi veya batıl din adı yok sadece iman bahsi vardır. Bilindiği üzere Yahudilerin ve Hristiyanların tahrif edilmiş kutsal kitapları ve bu tahrifle tahrip olmuş din adamları Allah’a eş koşan, oğul/kız evlat atayan, teslis (üçleme) inancı taşıyan bir yapıdadır. Bu haliyle imanın esası kaybolmuş haldedirler ve dinimize göre bu eş koşma tabiatı şirkin ta kendisidir.

Konu, imanı dille seslendirerek Müslüman olmak bahsi kadar kolay değildir. Her ne kadar dil ile kelime-i şehadet getirmek Müslüman olmak için yeterli olsa da mü’min olmak yani iman etmek için bunu kalple yaşamak ve hayata yansıtmak lazım gelir.

Başkaca hangi dine sahip olursa olsun nikâhlanacak kişide bu imanı sorgulamak esas olandır. Yani Hristiyan ve Yahudilerle nikâh caiz görünse de hem iman konusunda doğacak şüpheler, hem evlatların yetiştirilmesinde karşılaşılacak tereddüt ve çatışmalar bahsinde de anlaşıldığı üzere Müslüman hanım veya bey varken diğer din mensupları ile nikâhı hedeflemek çok mantıklı değildir.

Bakara suresinin izahını kuru ve sadece dille söylenecek kelime-i şehadetle sınırlamak ve nikahı caiz hale getirmek inandırıcılıktan uzak ve yanıltıcıdır. Çünkü helal bir kurum olan evliliğin eşlerin her ikisinin de yürekten iman etmiş olmaları esastır. İş, inanıyorum demekle yetinilmeyecek kadar ciddidir çünkü sonuçta haram ile arasında çok ince bir çizgi vardır.

O eş teslis inancından vazgeçebiliyor ve kalben reddedebiliyorsa, İsa (as) Peygamberi Allah’ın oğlu olarak tanımlamaktan vaz geçebiliyorsa, Yahudiler Üzeyir Allah’ın oğludur demekten vazgeçebiliyorlarsa, en önemlisi imanın altı esasına yani Allah’a, ahirete, kutsal kitapların tamamına, Peygamberlerin hepsine, kadere, meleklere imanı yürekten hissedebiliyorlarsa  Bakara suresinin iman ile ilgili koyduğu şarttan kaçınmaya gerek yoktur.

LAKİN o yabancı dine mensup eş içinden eski alışkanlıkları atamadığı sürece, Peygamberimizi Peygamber, Kur’an’ı kitap bellemediği sürece gerçekten iman etmesi zaten mümkün değildir.

Ve iman edilecek bahislerin bir kısmına bile iman etmeyen kul iman etmiyor demektir.

İman etmeyen bir kul ise, eski alışkanlıklarının da verdiği yanlış fikirlerle hala sözgelimi teslisi savunuyorsa zaten şirk halindedir, müşriktir, Bakara suresinin yasakladığı eş tipidir. O kadar ki bu hanımlar dünya güzeli ve Karun kadar zengin de olsalar iman etmiş bir cariye veya köle kadar bile değeri yoktur.

O halde Müslüman veya mü’min, dünyevi zevkler uğruna fani hayatını feda etmemeli, düzelir umuduyla da olsa nikâh müessesesinin itibarını zedelememelidir.

Yabancı eşlerden İslam’a geçen, sonraları iman eden pek çokları vardır elbet. Lakin iş genellendiğinde boşanma ile biten veya Müslüman gencin imandan uzaklaşması ile biten veya evlatların salih kimseler olamadığı evlilikler çoğunluktadır.

Bir yabancı din mensubunu Müslüman yapmak elbette faydalı bir sevaptır lakin evlilik müessesesini bu manada riske atmak üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.

Peygamberimizin dediği gibi  kul “Müftüler fetva verseler de kalbine danışmak” zorundadır. Çünkü kalp seviliyor sanılan o eşle ilgili gerçek cevabı verecek ve nikâhın helal, haram veya mekruh olduğunu çok güzel anlatacaktır. Yine kalp, nikah düşünülen yabancı eşte en çok öne çıkan vasfın şehveti duygular mı yoksa imani konular mı olduğunu da çok iyi tahlil edecektir.

Müslüman genç şehveti, maddi, geçici hevesler uğruna değil, kalıcı, helal, imana uygun halleri gözetmeli ve hata yapmaktan kaçınmalıdır.

Ülkede ve İslam coğrafyasında bu kadar çok aday varken kanaatimizce eşlerin öncelikle bunlar arasından seçilmesinde fayda vardır. Çünkü yabancı da olsa başkaca milletlere mensup eşlerle evlenmek caizdir. 

Aynı cinse mensup iki insanın (!) evlenmesi ise isterse her ikisi de Müslüman olsun asla söz konusu bile edilemez. Bundan bahsetmeye bile gerek yoktur.

Özetle, Hristiyan ve Yahudi ile evlenmek caiz gibi görünürse de müşrikle yani Allah’a ortak koşan, imanın tüm detaylarına iman etmeyenlerle evlenmek küfürdür. Bu konuda esas Bakara suresi 221nci ayettir. Kimlerle nikâhın haram olduğu ise Nisa suresinde bildirilmiştir. Yabancı Müslümanlarla evlenmek caiz, aynı cinsle evlenmek her halükarda haramdır.

Dipnot; başkaca dine ait din adamlarına bir sorun bakalım bizler kadar müsamahakar olacaklar mıdır? Bir Yahudi ile evlenmeye kalkın bakalım kabul edecekler midir? Diyelim bir yabancıyla nikah gerçekleşecek oldu aileler arası (yani dünürler) ilişkiler, eşler arası müteakip çelişkiler, çocukların yetiştirileceği terbiyeye ait dini hususlar uygun olacak mıdır? Velhasıl dinde, diğer dinlerin aksine, yabancılarla evlenmeye kapıları sonuna kadar açık bırakmak gayreti çok masum değildir. İşe dini bakımdan bakıyorsak şayet, Müslüman bir hanım varken bir gayri müslimle evlenmek çok akıl karı değildir.

Ama son söz herkes tercihlerinde serbesttir. İman için kimse zorlanamaz, dinde zorlama zaten yoktur. Beşeri ve sosyal değerlerin etkisiyle nasıl görünürse görünsün, bu evliliklere dini manada yaklaşım yukarıda bahsedilen şekliyle olmalıdır.

Rabbim herkese gönlüne göre, helal eşler nasip etsin.

Yabancılarla nikah caiz midir

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir