Anasayfa / ŞİRK VE KÜFÜR / Yalan söyleme ve haram yeme sanatı
imanilmihali.com
Yalan söyleme ve haram yeme sanatı

Yalan söyleme ve haram yeme sanatı

Yalan söyleme ve haram yeme sanatı

Sanat bir işi diğerlerinden daha üst seviyede yapabilen yetenekli kimselerin işidir.

Yalan söylemek ve haram yemek, bu anlamda herkese has değildir ve bazıları hiç yapamazken bazıları alasını icra ederler. Yani haram servetler dahi bir sanat ve kabiliyet işidir.

Kul evvela hiç yalansız yaşar. Sonra bir gün işler ters gitmeye başlar ve zorluklar baş gösterir. Sözlü sınava kaldırılınca veya bir cam bardak kırdığında ilk defa yalan söyler ve bu yalanla hayatını kurtarır, azar yemez, bedel ödemez. gayet mutludur ve sözlüden veya cam bardağın mesuliyetinden kurtulmuştur. tatlı bir dünyadadır ve mutludur.

Sonra bu yalanlar birbirini izler ve o insan sıkıştığı her durumda yalan ve hatta iftiraya müracat eder hale gelir. Her defasında da yaptığı hatalardan kurtulur, başkalarını karalamak zevkine erer, hak etmediği mevkilere giden yollar önünde açılır.

Sonra bu yalan silahını daha etkin nasıl kullanırım diye düşünür ve suçtan kurtulmakla yetindiği o andan sonra suçu işlemek gayesine düşer. Paraya, makama, şehvete ulaşabilmek için yalanı silah olarak kullanır ve haksız kazançlar elde eder.

Her geçen gün yalan sanatında ustalaşırken servetler sahibi olur, makamlara gelir, hak etmediği üne kavuşur .. ama bunların haram olduğunun farkında değildir. Sonra birgün bunların haram olduğunu da öğrenir. İçi tirer, pişman olur. Ama o yalanlar ve haramlar öylesine tatlı ve kazandırıcıdır ki uzak kalamaz. Yine ve bu sefer çok daha azimli, planlı ve organize yaklaşır meseleye ve sistemli yalan ve haramlarla servetlere ulaşır, servtlerle şımarır hale gelir.

Arada bir kendisini ikaz edenlere kulak vermez, okuduğu Kur’an’ın manasına erişmeye çalışmaz, yanlış yaptığını söyleyenleri hayatından dışarı atar, dalkavuklarla kendisine yeni bir dünya kurar ve kuralsız, tatlı bir hayat yaşar.

Riya ve gösteriş artık hayatının vazgeçilmezi olmuştur. Siyah pahalı takım elbiseler giyer, camilerden çıkışta resimler çektirir, cumalarda cemaat ile arasına kırmızı kurdelalar çektirir, zırhlı arabalara biner, helükopterler satın alır, altın kaplamalı bardaklardan şerbet (!) içer hale gelir, şehvetlerde zirve yapar, muta nikahı gibi haramlara dalar.

Daha altta olanları ezer geçer, kıymet vermez, rakiplerini yalanla saf dışı eder, üsttekilere yalakalık yapar ama onlarla denk hale gelince onları da hedefe koyar ve fakat hayatı hep rekabet ve korku üzerine olduğundan mutsuz ve huzursuzdur. Herşeyi vardır ama içindeki boşluk doldurulamamaktadır.

Bir zaman sonra yaptıklarının yanlış olduğunu anlar ve o anda iki seçeneği vardır. Yanlıştan tevbe ile dönmek veya yanlışı sürdürüp sonrasında af beklemek.

Buradan geri dönebilenler için umut daima vardır ve Allah’ın rahmeti geniştir.

Ama yanlış olduğunu bilerek devam edenlerin, organize ve maksatlı vaziyette yalan ve harama devame denelrin artık kutuluş umutları da yok denecek kadar azalır.

Artık o iç huzursuzluğunu, insanları daha çok ezmekle, lüks ve israfla, pahalı mücevher ve yatlarla gidermeye çalışır ve muvaffak olamasa da oyalanır ve haline razı olur.

Akibetini kararttığının ise farkında değildir, farkında olsa da artık umurunda değildir. Çünkü inançsızlığı onu ümitsizliğe sevk etmiştir.

Şeytanlaşan, şeytani hevesleri gaye edinen, yalan ve haramda ustalaşan, küfür ve şirkin katmerlilerine, şehvetlerin en azılılarına dadanmakta sakınca görmez çünkü kulak ve gözleri işlemez haldedir, kalbi mühürlüdür.

Yaktığı canların, hakkını yediklerinin her gün feryatlarını görse de yardım elini asla uzatmaz, merhametten uzaklaşır, kibirle büyüklenerek daha fazla ezmeye başlar ve altındakileri daha çok ezmeye başlar, rakiplerini ekarte etmenin yollarını arar, her türlü imkanı silah olarak kullanacak kadar büyük bir yalan ve haram sanatçısı olur.

Nihayet, can boğaza dayanır, Azrail (as)’ın melekleri gelir ve kul o anda pişman olur, hakikati görür, ehemmiyet vermediği imandan yoksun vaziyette geberirken tüm setrvetini fidye vermek ister ama artık çok geçtir.

Ahiret sorgusunda ise tartısı hafiftir, vebal ve günahları büyüktür, şefaatten mahrumdur ve sonsuz hayatta onun payına düşen sadece hüsrandır. Sadece kendisini değil ailesini ve evlatlarını da yakmıştır ve ona uyanlar da o esnada müşkül durumları sebebiyle ona lanet etmektedir.

Şeytan ise uzaktan kahkaha atmakta, masum bir genci yalan söyleme ve haram yeme sanatçısı yapmakla, kendisine benzetmekle övünmektedir.

Sanatçımız ve şeytan cehennemin koyu karanlıklarına atılır ve film biter.

Ana babasına layık evlat olamayan, Allah’a kul olamayan, fıtrat misakına sadık kalamayan, şeytana köle hale gelen, servetlere ilah diye tapan kulun macerası, şirk kokulu, küfür oyalı yalan ve haramla sönmüştür.

Gösterişli kabirlere konur, mirası parça parça edilir, iki gün sonra adını anan kalmaz ve kısacık hayata dair yaptığı gafletlerin cezasını sonsuza dek çekmeye mahkum edilir.

Geride kalanlar bu servetlerle yeni bir hayata başlarlar. Başlarda her şey düzgündür, kafidir, sadedir. Sonra birgün işler kötü gitmeye ve olanlar yetmemeye başlar. O anda kapıdan şeytanlar girmeye başlamıştır bile ….

Bu yazıyı okudunuz mu?

Müşriklerin dinine göre kafir olanlar

Müşriklerin dinine göre kafir olanlar

Müşriklerin dinine göre kafir olanlar Müşrikler, şeytanın şirk dinine tabi, Yüce Allah’a varlık, yaratış ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir