Anasayfa / İMAN ESASLARI / Allah'a iman / Yalan ve iftira
imanilmihali.com
Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yalan ve iftira

Yüce Allah’ın, mübarek kelamı Kur’an’da lanetlediği şeylerden birisi elbette “yalan ve iftira”dır. Çünkü gerçeği, hak olanı boşa çıkartmak gayesiyle yapılan bu yalan ve iftiralar, sonunda Allah’a ulaşır ve akılları, kalpleri sarar bu yanlış ve çirkin iddialar hakikate zarar verir, İslam’ı ve imanı zedeler, velhasıl tüm yalan ve iftiralar bu nedenle Allah’a yalan uydurma faslına girer.

Hak birdir batıl çoktur ve yalan ile iftira işte bu batılı savunur,  dünya süslerine aldanarak yalan ve iftira üretenler menfaat uğruna cennetlerinden vaz geçerler. Keza bu yalancılara kanan ve aldananlar için de durum aynıdır.

Çünkü Yüce Allah, doğrudur, sözün doğrusu Kur’an’ı nasip etmiştir, yalanı, kötüyü, iftirayı ve bunları yapanları hiç sevmez. Cehennemlerin büyük bölümü de bu yalancı iftiracılar için ayrılmıştır.

YALAN

“İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay hâline! Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, “İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir” denilir.” (Tur 52/11-14)

 “De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.” Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz. Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.” (Vakıa 56/ 49-55)

Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.” (Nahl 16/105)

 “Her günahkâr yalancının vay hâline!” (Casiye 45/7)

“Cehalet içinde gaflete dalmış olan yalancılar kahrolsun!” (Zariyat 51/10,11)

“Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.” (Mücadele 58/14)

 “İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

Yüce Allah’ın her şeyi bilip gördüğü gibi yalancıları da bilmesi hak’tır ve Allah bunları zalimler olarak nitelendirir. Keza şeytanlar da bu yalancılar üzerinde tam bir egemenlik kurmuştur. Büyüklük taslayarak, servetlerde yüzerek kandıranlar için ayetlerin işareti sonsuz cehennem ateşleridir.

“Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların (şeytanların) çoğu ise yalancıdır.” (Şu’ara 26/221-223)

“Elif Lâm Mîm.  İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.” (Ankebut 29/1-3)

“Allah’a karşı yalan uyduran, yahut kendisine geldiğinde, gerçeği yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde kâfirler için bir yer mi yok?” (Ankebut 29/68)

“Kıyamet günü Allah’a karşı yalan söyleyenleri görürsün, yüzleri kapkara kesilmiştir. Büyüklük taslayanlar için cehennemde bir yer mi yok!?” (Zümer 39/60)

En başta münafıkların huyu ve adeti olan yalan ve iftira, içerisinde gıybeti, aşırı ve kötü zannı, kötü sözü, delilsiz ithamı barındıran, hakkın ait olduğu yere ulaşmasını engelleyen büyük bir adaletsizlik ve bozgunculuktur ki Yüce Allah bu zalimleri hiç ama hiç sevmez. Yazık ki insanların çoğu imana mesafelidir ve yaygara kopartanlar daima çoğunluktur. lakin gerçek değişmez ve dillerle uydurulan bu yalanlar belli kazançlar sağlasa da akıbetleri karartır ve bu vebal sadece yalan diyene değil aynı zamanda o yalana uyanlaradadır.

“Ey Peygamber! Kalpten inanmadıkları hâlde, ağızlarıyla “İnandık” diyenler (münafıklar) ile Yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar (Yahudiler) yalan uydurmak için (seni) dinlerler … Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeyi istemediği kimselerdir.  Onlara dünyada bir rüsvaylık, ahirette ise yine onlara büyük bir azap vardır. Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir…” (Maide 5/41,42)

“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.” (En’am 6/116)

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. Hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah’a isnad ederler. En güzel sonuç kendilerininmiş diye dilleri de yalan uyduruyor. Hiç şüphe yok ki onlara cehennem vardır ve onlar oraya en önde sokulacaklardır.” (Nahl 16/61,62)

“İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır. Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.” (Bakara 2/8-10)

“Şüphesiz, inkâr edenlere, ne malları, ne de evlatları Allah’a karşı hiçbir fayda sağlar. Onlar ateşin yakıtıdırlar. (Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Âyetlerimizi yalanladılar. Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah, azabı çok şiddetli olandır.” (Al-i İmran 3/10,11)

En büyük yalanlardan olan günah üstlenme yalanı dahil, tüm yalanlar kişi ve toplumları kandırıyor ve aldatıyor görülse de gerçekte yalancıların yalanları Allah’adır ve Allah’a yalan uyduranların da gün yüzü görmesi mümkün değildir.

“İnkâr edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.” (Ankebut 29/12)

“Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.” (En’am 6/33)

“Fakat (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır. Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir. Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. Bir de cehenneme atılma vardır. Şüphesiz bu, kesin gerçektir. Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.” (Vakıa 56/ 88-96)

Sadece kişiler değil toplumlar için de yalana uymak, yalana kanmak, Kur’an yerine bazı siz ve uydurmalara aldanmak zulümdür, aklı işletmemektir ve Allah aklını işletmeyenler üzerine pislik atar.  Gerçek mü’minler ise haksız ve mesnetsiz, delilsiz ve gerçek olmayan söz ve hallere şahitlik etmeyen, taraf olmayan, aldanmayanlardır. Çünkü gerçeğin gerçekliği ispat ve delil iledir.

“Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür!” (A’raf 7/177)

“Ancak tövbe edip de inanan ve salih amel işleyenler başka. Allah işte onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner. Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.” (Furkan 25/70-72)

Cennetlerde bulunmayacak şeylerin başında gelen yalan ve iftira, boş söz ile de kardeştir ve laf kalabalığı ile gerçeği örtmek de yalan söylemekle eş anlamlıdır.

“ Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.” (Nebe 78/31-35)

En büyük yalancı elbette şeytandır ve yalan söylemek şeytani bir meziyettir. Oysa şeytan, ahiret yurdunda gerçekler alenen ortaya çıktığında yalan söyleyip kandırdığını itiraf edecek ve aldattıklarını kaderleri ile baş başa bırakırken, kananları aptallıkla suçlayacaktır. Lakin bu aptallıklar, yalancılara kananların vebalini azaltmayacak, artıracaktır.

“İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim 14/22)

Korku veya menfaat beklentisi ile yalanlara, yalancılara kanmak ve bunlara boyun eğmek ise Allah’a karşı gelmektir ki imanlı kalpler delil ve ispat aramak, gerçeğin gerçekliğini gördükten sonra itimat etmek zorundadır.

“Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir. O hâlde yalanlayanlara boyun eğme.” (Kalem 68/7,8)

“Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. Şüphesiz Kur’an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. Şüphesiz Kur’an, gerçek kesin bilgidir. O hâlde sen, yüce Rabbinin adıyla tespih et.” (Hakka 69/48-52)

Yalan ve iftira elbette sayısız dünya nimetine kapı aralar ve fakat Yüce Allah buyurur ki o yalancılar ve dini yalanlayanlar tıpkı iblise verilen süre gibi süre almıştır, bu halleri belki tevbe eder veya düzelirler, yahut o yalanlara uyanlar iyice belli olsun da azapları hak olsun diyedir. Bu kaide zulüm, şirk, küfür, yalan ve iftira gibi tüm pislikler için genel kaidedir ve Yüce Allah yarattıklarını günahları yüzünden hemen cezalandırmaz. Lakin bu onların yanlış yapmadığı anlamında değil, azapları hak olsun diyedir.

“Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.” (Müzzemmil 73/11)

“(Ey insan!) Böyle iken, hangi şey sana hesap ve cezayı yalanlatıyor? Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir?” (Tin 95/7,8)

Ahiret yurdundaki hesaplaşma ise yalancılar ve yalanlara kananlar için çok çetin olacaktır.

“O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay hâline!” (Mutaffifin 83/ 10,11)

İFTİRA

İftiranın tarifi ve yalandan farkı, iftira ile masumiyete çamur atılması, günahsızların incitilmesi, birisinin zulme uğratılması, hakkının elinden alınması, karalanmasıdır.

“Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzab 33/58)

“Kim bir hata işler veya bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, şüphesiz iftira etmiş, apaçık bir günah yüklenmiş olur.” (Nisa 4/112)

İftiraya dair en yüce ayet ise elbette Nur suresindeki İfk (İftira) olayına ait olanlardır. Bununla ilgili sayfalar dolusu yorum mümkündür lakin kısaca denebilir ki insanlar iftira ve yalana kanmaya gayet meyillidir, iyi zan yerine kötü zanna yakındır, delil ve şahit aramadan karalamaktan çokça hoşlanır, kendisini savunma hakkı verilmeyen masum kişi gıyaben ve sinsice ve kapalı kapılar ardında namussuz ilan edilir, bu hal ise hayasızlığın topluma ve yeryüzüne egemen olması dilek ve arzusudur. Yani o kadar çok günah ve haramı bünyesinde barındırır ki iftira yalandan çok daha beterdir çünkü gerçeği değiştirmenin yanısıra hakka tecavüzü de içerir ve zulümler arasında tepelerdedir.

“O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.  Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya! Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir. Eğer size dünya ve ahirette Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız bu iftiradan dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu! Hani o iftirayı dilden dile dolaştırıyor; hakkında hiçbir bilginiz olmayan şeyleri ağzınıza alıp söylüyor ve bunu önemsiz bir iş sanıyordunuz. Hâlbuki bu, Allah katında büyük bir günahtır. Bu iftirayı işittiğiniz vakit, “Böyle sözleri ağzımıza almamız bize yaraşmaz. Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım! Bu, çok büyük bir iftiradır” deseydiniz ya! Eğer inanıyorsanız, bu gibi şeylere bir daha ebediyyen dönmemeniz için Allah size öğüt veriyor. Allah, size âyetleri açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu eden kimseler var ya; onlar için dünya ve ahirette elem dolu bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Allah’ın lütfu ve rahmeti sizin üzerinize olmasaydı ve Allah çok esirgeyici ve çok merhametli olmasaydı, hâliniz nice olurdu?” (Nur 24/11-20)

Aldatmanın yıldızlı tarafı, yalanı süslü göstermek, ağız kalabalığı ile dolandırmak, gerçeği değiştirirken sözde deliller ile haklı çıkmaya çalışmaktır. Lakin zarar gören kim veya kimler ise mazlumdur ve hakları bakidir. En büyük haksızlık yapılan ise Yüce Allah’tır ki Allah ile aldatanlar, Allah’a yalan uyduranlar şirk denizlerinde yüzerken şefaatsizliklerini kutlamakta, yeminlerini dünya süsleri ile bozmakta, imanlarını terk etmektedirler.

“İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı laflar fısıldarlar. Rabbin dileseydi, bunu yapamazlardı. O hâlde, onları iftiralarıyla baş başa bırak.” (En’am 6/112)

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar. Allah’a şirk koşan kimse, şüphesiz büyük bir günah işleyerek iftira etmiş olur.” (Nisa 4/48)

“Ey Peygamber! Mü’min kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek,  hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Mümtehine 60/12)

SONUÇ;

Ciddiyeti anlaşılmamış olsa da, küfür cephesince vebali azaltılmış olsa da, şeytanlarca affedilmek yalanı sıkça tekrarlansa da yalan ve iftiranın sonu başka yalan ve iftiralardır ve onların da sonu dinden çıkmak, zulüm, şirk ve karanlık ahiret akıbetleridir. Bu dünyada da belli süre yararlanma olsa da azap kaçınılmazdır çünkü yalan ve iftira ile kazanılan her şey haramdır, yalan ve iftira baştan sona zulümdür. Bu zulüm sadece yapana değil, uyana, kanana, ortak olana, o yalandan menfaat elde edene de haramdır.

İffet ve namusa uzanan bu kirli eller, gerçeği batılla değiştirmeye hevesli bu şeytani hamleler, elbette hakikati değiştiremez, gerçek elbet gün yüzüne çıkar ve yalan-iftira sırtlarda silinmez bir çıban olarak kalır ama toplum ve yeryüzü bu yalanlarla dinden uzaklaşır, yeryüzündeki huzur ve barış zedelenir velhasıl yalan sadece yalan olmakla kalmaz aynı zamanda bozgunculuk olur, israf olur, hayâsızlık olur. Bunlar toplumu sarınca da o toplumun helakı hak olur. Bunun sorumluları ise o yalanı üreten, o yalanla beslenen kan emicilerdir.

Oysa Yüce Allah, güzeli, doğruyu, haklıyı, ispatlı olanı sever ki sözlerin en doğrusu ve güzeli Kur’an’dır.

Kur’an, her ayeti ile akıl ve kalplere komutanlık etmesi gerekendir ve ayetlerin manasına aykırı her şey sahte deliller olsa da batıldır, yanlıştır. Dolayısıyla yalan üretmek Kur’an’a karşı olmak, ahireti, hesabı ve Hakk’ı yalanlamaktır.

En mukaddeslerden olan hak, haksız yere yenirse adalet zarar görür ve adaletsiz bir toplum mahvolmaya mahkumdur.

Mü’min; yalan ve iftiradan , gıybet ve kötü-aşırı sandan uzak duran, iyi niyet ve iyi zan üreten, iddialar karşısında delil ve şahit arayan, her durumda Kur’an’a müracat eden, özel hayatları ve mahremleri araştırmayandır.

Yalan ve iftira sadece iddia etmek değil aynı zamanda ima etmektir ki bu ima iddia edilmediği anlamı taşımaz. O halde inanan kalpler imadan dahi kaçınmalı, evvela kendisini düzeltmeye gayret etmelidir.

Yalan ve iftiranın kötü emeller uğruna, dünya süsleri ve menfaatler için, aldanarak üretilmesi ve yayılması ise kötünün kötüsüdür. Ağızdan sıradan ve düşünmeden çıkan bir yalan belki affedilir ve tevbe ile temizlenir ancak kasıtlı ve menfaat beklentili yalanların tevbesi, o iftiradan hak kaybına uğrayanların hakkı iade edilmeden mümkün değildir.

O halde ufak beklentiler için ahiretleri karartmaya gerek yoktur. O halde yalandan ne zaman dönülse kardır. O halde yalancı şeytanlarla araya mesafe koymak lazımdır. O halde yenen hakları derhal hak sahibine iade etmek Allah emridir.

Toplumların refah ve mutluluğu ancak gerçek ve hakkaniyetli olanın, yalan ve iftiranın üzerine geçmesine bağlıdır. Bu yapılamazsa o toplum rahat yüzü göremez ve Allah’ın rahmetinden de mahrum kalır.

İffet ve hakkaniyete uzanan her kirli el veya söz bu anlamda risktir, günah ve haramdır.

Yalan ve iftira da haramdır, o yalanlarla kazanılan her şey de haramdır.

Mazlumlar içinse zayi olan haklarını aramak, haksızlık ve yalana el ile, dil ile, hiç olmazsa kalp ile karşı durmak gerektir.

Doğru olan ise iddiaları delille desteklemek, ispat etmek ve doğruluğuna dair şüphe bırakmamaktır. Laf kalabalığı ile doğru kabul ettirilen aslında doğru olmayan şeylerin mutlak doğru olmadığı kısa zamanda anlaşılacak ve o yalan sönecektir. Lakin bundan etkilenen mazlumların hak alacağı bakidir.

Netice olarak yalan ve iftira Kur’an’ın savaş halinde olduğu zulmün kardeşleridir. Bu nedenle mü’min için bunlardan uzak durmak, dönmek, hakkı sahibine iade etmek ve tevbe ederek İMANA DÖNMEK lazım gelendir.

Rabbim bizleri yalandan ve iftiradan, yalancı ve iftiracılardan uzak eylesin. Amin!

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri

Dinci tayfanın din dışı söylem ve eylemleri (YAZIMIZI Sadece ve daima Allah diyebilen, Kur’an dışı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir