imanilmihali.com
Yalan vebaldir

Yalan vebaldir

Yalan vebaldir

Yalan; hakikat olmayan, batıl, adaletsiz, yanlış, noksan, gerçek dışı, geçersiz şeydir. Kur’an’da daha ziyade inkâr ve inanmama manasında kullanılmıştır. Yalan söylemek ise; asli olarak hakikati gizlemek, değiştirmek, batılı hak olan yerine koymak ve feri olarak ta bundan menfaat elde etmek veya birisine zarar vermek eylemidir.

Yani yalan söylemek asli olarak söyleyenin hakikate ve hakka isyanı ve nankörlüğü, öte yandan haksız kazanç elde ettiği için kendisine, hak yiyip, karalayıp, yaraladığı ve iftira attığı için başkasına zulmüdür.

Yalan özü ve mahiyeti itibarıyla iki dilli şeytan dilidir ki başı da sonu da felakettir.

Yalan söyleyen kimse; hakikate iman etmeyen, imanında samimi olmayan, kul hakkı tanımayan, beşeriyete saygı duymayan, gerçeğe nankörlük eden, menfaati için her şeyi yapabilecek insandır. Bu haliyle yalancı kimse ıslah olmadığı veya Allah dilemediği sürece yalan söylemekte haddi aşmaya ve azgınlaşmaya mahkumdur.

Yalancıyı toplum bulup çıkarmak zorundaysa da kimi zaman bu mümkün değildir veya bilindiği halde ispatlanamaz. Ama Allah kalplerin özünü bilen olarak yalancıları mutlaka ve tam olarak bilendir. Dolayısıyla onların yalanlarının ispat edilemiyor olması onları beraat ettirmez aksine yalanın bir kısım cezasını bu dünyada çekmedikleri için ahiret yurdunda daha büyük bir cezaya muhatap olacakları açıktır.

Allah elbet ve muhakkak doğru söyleyeni de yalan söyleyeni de bilendir.

“Şüphesiz Kur’an, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür. Şüphesiz biz, içinizden yalanlayanların olduğunu elbette biliyoruz. Şüphesiz Kur’an, kâfirler için mutlaka bir pişmanlık sebebidir. Şüphesiz Kur’an, gerçek kesin bilgidir.” (Hakka 69/48-51)

“Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.” (Tevbe 9/107)

“Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, her günahkâr yalancıya inerler. Bunlar da şeytanlara kulak verirler. Onların çoğu ise yalancıdır.” (Şu’ara 26/221-223)

“İnsanlar, “İnandık” demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmiştik. Allah, doğru söyleyenleri de mutlaka bilir, yalancıları da mutlaka bilir.” (Ankebut 29/2,3)

“Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah’ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.” (En’am 6/33)

“İnkâr edenler iman edenlere, “Yolumuza uyun da sizin günahlarınızı yüklenelim” derler. Hâlbuki onların günahlarından hiçbir şey yüklenecek değillerdir. Şüphesiz onlar kesinlikle yalancılardır.” (Ankebut 29/12)

Toplumlar yalancıları ve adaleti savunanları ayırt etmek ve yalancıları ifşa etmek ile mükelleftir. Aksi halde toplumun geleceği olmayacak, toplum varlığını sürdüremeyecektir. Yüce Allah’ın bu dünyada veya ahirette dilediği zaman ve şekilde yalancı inkârcıları cezalandıracağı muhakkaktır ama toplum O’nun cezasına sığınıp yalanın cezasını bağışlamak gibi bir hata ve gaflete razı olamaz. Olursa o yalancılar zamanla güçlenir ve yalan toplumun alışageldiği bir pislik olur çıkar ki sonra kalıcı yalanı temizlemek çok daha zordur.

Kula ve topluma karşı işlenen yalan eylemi önemli ve vahimdir ama daha vahimi Allah’a, Kur’an’a ve Peygambere söylenen yalandır ki inkâr ile eş anlamlı olup sonu ateştir. Burada bahsedilen yalan inkar ve iftira manasınadır ki konunun vahametini daha da artırır.

“Artık bundan sonra Allah’a karşı kim yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Al-i İmran 3/94)

“Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. Bir de cehenneme atılma vardır. Şüphesiz bu, kesin gerçektir.” (Vakıa 56/92-95)

“Allah’a karşı yalan uyduran, yahut kendisine geldiğinde, gerçeği yalanlayandan daha zalim kimdir? Cehennemde kâfirler için bir yer mi yok?” (Ankebut 29/68)

“İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir.” (Maide 5/10)

“Kim Allah’a karşı yalan uydurandan, ya da O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalimdir? Şüphesiz ki, zalimler kurtuluşa eremez.” (En’am 6/21)

“Her günahkâr yalancının vay hâline! Kendisine Allah’ın âyetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap ile müjdele!” (Casiye 45/7,8)

“İşte o gün, içine daldıkları dünya zevki içinde eğlenip oyalanan yalanlayıcıların vay hâline! Cehennem ateşine itilip atılacakları gün onlara, “İşte bu yalanlamakta olduğunuz ateştir” denilir. “Bu Kur’an mı bir büyü imiş, yoksa siz mi (gerçeği) göremiyormuşsunuz?” “Girin oraya. İster dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Size ancak yapmakta olduğunuzun karşılığı veriliyor.” (Tur 52/11-16)

“İnkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara 2/39)

Toplumları zayıflatıp bozan, kişileri sahte , kimliksiz, inançsız ve kişiliksiz hale getiren yalan münafık ve kâfirlerin başlıca özelliğidir.

“İnsanlardan, inanmadıkları hâlde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık” diyenler de vardır. Bunlar Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir. Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.” (Bakara 2/8-10)

“Onlar (münafıklar), yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir…” (Maide 5/42)

“Yalanı, ancak Allah’ın âyetlerine inanmayanlar uydurur. İşte onlar, yalancıların ta kendileridir.” (Nahl 16/105)

“Allah’ın kendilerine gazap ettiği bir topluluğu dost edinenleri görmez misin? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Onlar bile bile yalan yere yemin ederler.” (Mücadele 58/14)

Yalandan uzak durmak, yalancılar ile dost olmamak mü’minin vazgeçemeyeceği ahdidir.

“Kim de tövbe eder ve salih amel işlerse işte o, Allah’a, tövbesi kabul edilmiş olarak döner. Onlar, yalana şahitlik etmeyen, faydasız boş bir şeyle karşılaştıkları zaman, vakar ve hoşgörü ile geçip gidenlerdir.” (Furkan 25/71,72)

Kur’an insanlar arası ilişkilerde yalanı şiddetle reddeder ve hesap sorucu olarak (beşeri işlerde) toplumu, nihayetinde ve aslen Yüce Rabbin kendisini ahid olarak bildirir. Çünkü yalan hakikate ve insanlığa karşı işlenmiş büyük suçlardandır. Hele ki inkar boyutuyla yalanı söyleyen azabı hak edendir.

“(Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız.” (Kalem 68/44)

“Allah’a karşı yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmemişken, “Bana vahyolundu” diyen, ya da “Allah’ın indirdiğinin benzerini ben de indireceğim” diye laf eden kimseden daha zalim kimdir? Zalimlerin şiddetli ölüm sancıları içinde çırpındığı; meleklerin, ellerini uzatmış, “Haydi canlarınızı kurtarın! Allah’a karşı doğru olmayanı söylediğiniz ve O’nun âyetlerinden kibirlenerek yüz çevirdiğiniz için bugün aşağılayıcı azap ile cezalandırılacaksınız” diyecekleri zaman hâllerini bir görsen!” (En’am 6/93)

“De ki: “Şüphesiz öncekiler ve sonrakiler, mutlaka belli bir günün belli bir vaktinde toplanacaklardır.” Sonra siz ey haktan sapan yalanlayıcılar! Mutlaka (cehennemde) bir ağaçtan, zakkumdan yiyeceksiniz. Karınlarınızı ondan dolduracaksınız. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz. Kanmak bilmez susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.” (Vakıa 56/49-55)

“Onlar, “Allah, ölen bir kimseyi diriltmez” diye var güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Hayır, diriltecek! Bu, yerine getirilmesini Allah’ın üzerine aldığı bir vaaddir. Fakat insanların çoğu bilmezler. (Diriltecek ki) ayrılığa düştükleri şeyi onlara anlatsın ve kâfir olanlar da kendilerinin yalancı olduklarını bilsinler!” (Nahl 16/38,39)

“Ateşin karşısında durdurulup da, “Ah, keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasak ve mü’minlerden olsak” dedikleri vakit (hâllerini) bir görsen!” (En’am 6/27)

“Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar erteler. Ecelleri geldiği zaman ise ne bir an geri kalabilirler, ne de öne geçebilirler. Hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah’a isnad ederler. En güzel sonuç kendilerininmiş diye dilleri de yalan uyduruyor. Hiç şüphe yok ki onlara cehennem vardır ve onlar oraya en önde sokulacaklardır.” (Nahl 16/61,62)

“Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.” (Al-i İmran 3/137)

“İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp da başka dostlar edinenler, “Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” diyorlar. Şüphesiz Allah, ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.” (Zümer 39/3)

“Nimet içinde yüzen o yalanlayıcıları bana bırak ve onlara biraz mühlet ver.” (Müzzemmil 73/11)

“O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay hâline!” (Mutaffifin 83/10,11)
Bu yüzden Allah’ın laneti yalancılar ve inkârcılar üzerinedir.

“Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: “Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım. Biz de siz de toplanalım. Sonra gönülden dua edelim de, Allah’ın lânetini (aramızdan) yalan söyleyenlerin üstüne atalım.” (Al-i İmran 3/61)

Bu âyete “mubâhale” âyeti denir. Mubâhele, bir konuda haklı olanın ortaya çıkması için usulünce lânetleşmek demektir. Necran Hıristiyanları; “Kur’an, Hz.İsa’nın babasız doğduğunu kabul ettiğine göre, onun Allah olması gerekir” iddiasını ileri sürdüler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, hakkın ortaya çıkması için onları mubâhaleye davet etti. Ancak onlar bunu kabul etmediler.

Yalan şeytan denen iblisin en etkili silahıdır ve o, o kadar inandırıcıdır ki kandırdıkları kandıklarının farkına bile varamazlar. Ama kandıran ne kadar kuvvetli yalan söylese de beyinsiz ve batıldır. Asıl kanan kendisiyken farkında bile değildir. Bu beyinsiz ifadesi cinlerin kendi ifadesidir.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Bana cinlerden bir topluluğun (Kur’an’ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: “Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur’an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız. Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk. Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş. Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk.” (Cin 72/1-5)

Cennete giremeyecek hasis huylardan birisi yalandır. Çünkü orada ne yalan ne de yalancı vardır. Dolayısıyla cenneti arzulayıp hayal eden kulların uzaklaşacağı kötü alışkanlıklardan biri yalan ve iftiradır. İftira yalan ve haksız yere birisini zor durumda bırakmak için suçlamaktır.

“Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan.” (Nebe 78/35)

Yazık ki yalan o kadar yaygın ve bir o kadar etkilidir. Kimi insan masum bir halde zanları peşi sıra gider ve zanda aşırıya kaçarken yalan söyler kimi insansa bilerek ve isteyerek. Yalancıların gayesi aklanmak ve karşısındakini kandırıp hakikatten çevirmektir. Bu yolda yemin dahi eder, yalana müracat etmekle Allah aleyhine şahitlik ettiklerinin çoğu zaman farkına bile varmazlar. Bu sayede faydalı amelleri de yok olup gitmiştir.

“Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar sadece yalan uyduruyorlar.” (En’am 6/116)

“Âyetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekerler.” (A’raf 7/147)

Yalan kendisini seslendirenin vebalidir. Karşılığı mutlaka olacaktır.

“Firavun ailesinden, imanını gizlemekte olan mü’min bir adam şöyle dedi: “Rabbim Allah’tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Hâlbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez.” (Mü’min 40/28)

Yalan sadece kulu değil yaygınlaştığı ve çoğalıp etkili hale geldiği takdirde toplumu da fenalıklara sürükler. Çürük bir domatesin kasayı çürütmesi gibi zamanla tüm insanlar yalanı umursamaz, yalana müracat eder ve yalancıları yadırgamaz hale gelirler. Oysa yalan hakikatin düşmanıdır, batıl olandır. Allah’ın nuru ise hakikat üzere doğar. Yalanı bu kadar benimseyen bir toplum haktan ve hakikatten uzaklaşmış demektir ve durumu kötüdür!

“Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür!” (A’raf 7/177)

Allah’ın laneti yalancılar ve inkarcılar üzerinedir. Bu lanetten daha büyük bir beddua ve ahid varmıdır. İnkar edenler ve yalanlayanlar hakikatin görmedikleri halde neye göre, hakikati gördülerse neden inkar edip yalanlarlar anlamak zordur. Ama gerçek şudur ki yalancı inkarcılar azaptan kurtulamayacak, onlara çanak tutan ve yargılamayanlar da onlarla birlikte hesaba çekilecektir.

“Cehalet içinde gaflete dalmış olan yalancılar kahrolsun!” (Zariyat 51/10,11)

Yalana adalet huzurunda müracat ve yalan yere şahitlik ise cezası büyük günahlardandır. Çünkü burada hakikatin reddine ortaklık ve kasıt vardır.

“Süs içerisinde (narin bir biçimde) yetiştirilen ve tartışmada (delilini erkekler gibi) açıklayamayanı mı Allah’a isnat ediyorlar? Onlar, Rahmân’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.” (Zuhruf 43/18,19)

Allah’a yalan söyleyen, iftira atanlar hem bu dünyada hem ahirette azaptan kurtulamayacaklardır. Azap onlara beklemedikleri zaman, yer ve biçimde gelecektir. Helak edilen kavimler Peygamberleri yalanlarken azabın hemen gelmesini isteyecek kadar cüretkârdı. Onlar mucize ve ayetleri yalanlıyor, Peygamberleri öldürüyorlardı. Ve helakleri hak olunca azap onları ansızın ve beklemedikleri şekilde yakaladı. Bu çoğu zaman bir ses, deprem veya rüzgâr ile yağmur oldu. Sonuçta kendi felaketlerini kendileri hazırladı ve isyanları onları helake zorladı.

Öte yandan inkârcıların ecellerine kadar yaşayacakları pek çok musibette mutlaka vuku bulacaktır ki inkar ve isyanda haddi aştıkları süreç bela ve musibetler onlara adım adım yaklaşacak ve veballeri bu dünyada da onları yakalayacaktır.

“Âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.” (A’raf 7/182)

Doğru söyleyenle yalan söyleyenin birbirinden gün gibi ayrılması sevgili Peygamberimizden bile yapılması istenendir. Bu, kişilere ve topluma dikkatli ve seçici olmaları konusunda uyarıdır. İstenen yalancı ve doğrucuların ayrılması daha başka ifade ile inkarcı ve teslimiyetçilerin belli olmasıdır.

“Allah, seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olup, yalancıları bilinceye kadar beklemeden niçin onlara izin verdin?” (Tevbe 9/43)

Beşeri manada yalanın reddi ve gerçeğin ortaya çıkarılması bahsi Kur’an’da açık bir şekilde kural olarak ifade edilmiştir. Ancak bu kural hafife alınacak veya iftiraya alet edilecek bir husus değildir. Çünkü Allah adına yemini ve yemin gerçek değilse azabı kabullenmeyi gerektirir. Bu sorumluluktan öte isyanda haddi aşmak olur ki Allah adına yalan yere yemin etmek ancak Allah’ın sınırlarına riayet etmeyen ve ahirete iman etmeyenlere göredir.

“Eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği; kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defada da; eğer yalancılardan ise, Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. Kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah’ı dört defa şahit getirmesi (Allah adına yemin etmesi), beşinci defada da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah’ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi, kadından cezayı kaldırır.” (Nur 24/6-9)

“O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır. Bu iftirayı işittiğiniz zaman, iman eden erkek ve kadınlar, kendi (din kardeş)leri hakkında iyi zan besleyip de, “Bu, apaçık bir iftiradır” deselerdi ya! Onlar (iftiracılar) bu iddialarına dair dört şahit getirselerdi ya! Mademki şahit getirmediler; işte onlar Allah yanında yalancıların ta kendileridir.” (Nur 24/11-13)

Yalandan kaçınmak Allah’ın emri, kulların Allah’a borcudur. Paragrafın genel manası itibarıyla yalandan kaçınmak Allah’ın hükümlerine riayet etmek, hayırlı amel işlemektir. Kaçınmak bu kadar önemliyken yalancılardan uzak durmak ve onların ipini pazara çıkarmakta bir o kadar önemlidir.

“Bu böyle. Kim Allah’ın hükümlerine saygı gösterirse, bu, Rabbi katında kendisi için bir hayırdır. Haramlığı size okunanların (bildirilenlerin) dışında bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık putlara tapma pisliğinden kaçının, yalan sözden kaçının.” (Hac 22/30)

Yalancıların hali azaplı sondur. Allah’a yalan ve iftira atanlar ise daha elem dolu bir azaba müstahaktır.

Yalancı inkârcıların Allah’ı, Kur’an’ı ve Peygamberi yalanlamalarına neden olan şeytanlar ahiret yurdunda yalancı olduklarını alenen itiraf edecekler ve kafirlerle münafıklar azabın yanı sıra birde hayal kırıklığı yaşayacak ve hüsranları diz boyu olacaktır. Ahiret yurdunda yalanladıkları şeyle rgün gibi önlerine çıkacak ve pişman olacaklardır lakin son pişmanlık fayda etmeyecek ve boynu bükük kalacaklardır.

“İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.” (İbrahim 14/22)

Son söz; yalan ve iftira hele Yüce Allah’a karşı yapılırsa zulümlerin en büyüklerindendir ve cezası da muhakkak büyük olacaktır. Allah kimin yalan dediğini kimin samimi ve doğru olduğunu bilendir. Yalanın cezasını bu dünyada toplum (dilerse Allah) ve ahiret yurdunda Yüce Allah verecektir. Toplumun yalanı cezasız bırakma hakkı yoktur.

Toplum yalancıları layık oldukları akıbete iletemezse azap sadece inkarcı zalimlere ulaşmakla kalmayacak toplumun tamamını kuşatacaktır.

Gelin beyaz ve ufak yalanlardan bile uzak kalalım.

Gelin yalan söyleyenleri ifşa edip, ıslahlarını telkin edelim.

Gelin ıslah olmuyor ve haddi aşıyorlarsa onlara uzak duralım.

Gelin yalan söyleyenler haksız menfaatler elde edip, toplumu bozuyorlarsa cezalandıralım.

Gelin Allah’a yalan uyduranların münafık veya kafir olduklarını haykıralım.

Gelin Allah adına adaleti ayakta tutan, doğru şahitlik edenlerden olalım.

Yoksa sonumuz yalancılar ile aynı olacak ve kavimce lanetleneceğiz.

 

Yalan vebaldir

Bu yazıyı okudunuz mu?

Dinen cimrilik nedir

Dinen cimrilik nedir

Dinen cimrilik nedir Cimrilik; ihtiyaçtan fazlasına sahip olduğu halde paylaşmayan, eli sıkı olan, ihtiyacı olmadığı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir