Anasayfa / Global siyonizm / Yeni dünya düzeni
imanilmihali.com

Yeni dünya düzeni

Yeni dünya düzeni, New Age akımıyla ortaya konmuş, sermaye ve gücü tek elde bulundurmaya dayalı, dili, dini, parası, kültürü ortak merkezi dünya hükümeti olarak anlaşılsa da aslında kast edilen İblis’in, ‘ahdi istikametinde, fıtrata aykırı olarak HER DEVİRDE DEĞİŞEN tek elden kontrol etmek istediği Kudüs başkentli global dünyasını’ tasvir eder. Her dönemde değişiktir çünkü İblis her devirde o zamanki şartlara ve güçlü faktörlere göre bir senaryo yazdırır. Dünya savaşları, Sovyet Rusya, Faşist İtalya, Haçlı seferleri, Bosna katliamları buna örnektir. Bu zamandaki küreselcilerin yeni dünyası ise iblisin planlarının sonu olmak dışında bir anlam taşımaz ve muhatapları sadece on aile ile de sınırlı değildir.

İblis, ahdinde bahsettiği yaratılanı değiştirmek kısmının tevhide ait olan kısmını zaten çoklukla başarmış, toplumları onlarca parçaya bölüp, semavi dinleri tanınmaz hale getirmiştir. O’nun parayla, petrol veya toprakla da alakası yoktur. Allah karşısındaki yeminine sebep büyüklenmesinde haklı çıkmak dışında da hiçbir şey onu mutlu etmeye yetmeyecektir. Bu sebeple nasıl, nerede, kimlerle olursa olsun kendi hissiyatını temsil eden tüm güç ve ihtimalleri destekler, hedefe en yakın ihtimali favori olarak benimser. Bu yüzyılda zaten insanın deha aklı öyle senaryolar yazmaktadır ki sınırlı zekaya sahip şeytan bunları ancak izlemekle yetinmektedir.

Tüm senaryolara her zaman yön veren bir stratejik akıl tarihin her döneminde olmuştur bu yüzyılda da vardır. Bu akıl bazen krallar, filozoflar, bazen din veya bilim adamları, siyasetçiler, bazen de komutanlar, iş adamları veya yazarlar olmuştur. Bunların ortak özellikleri ise genelde saklı ama etkili oluşlarıdır. Dolayısıyla üst akıl denildiğinde devletler anlaşılmamalıdır. Yine yüksek sermayeli şirketler veya servet sahibi kişilerden, medyalardan, dünya örgütlerinden bahsedilirken de bunların kime hizmet için var olduğunu ayırt etmek lazımdır.

Üst akıl kendi zamanının gidişatına etki edebilenler bütünüdür ki silahları çoğu zaman din ve para, araçları siyaset ve savaş, gelirleri petrol ve kanlı elmaslar, yayın organları medya, gizli toplantı sonuçları ve mutabakat metinleri olmuştur. Bugün üst aklın en üstte on, hemen altında iki yüz aileden ibaret olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. En meşhurları Rothschild ve Rockefeller aileleridir. Bu aileler küresel sistemin finansörleridir. Stratejik aklı yaratanlar yani aklı stratejiye dönüştürenler bunlardır. Devlet değil, devletler üstüdürler. Dünyada tüm devletler bugün borçludur. Alacaklı olanlar ise küresel dev şirketlerdir. (AB ülkelerinin toplam dış borcu içinde Rothschild ailesinin alacakları % 41 oranındadır.) Dolayısıyla söz hakkını da onlar kullanır.

Rothschild’ler, 18. yüzyılın sonlarından başlayarak Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde bankalar kuran Alman kökenli Yahudi bir ailedir. Rothschild ailesi Yahudi topluluklarının en üst organı sayılan ve Yahudi İhtiyar Meclisi’nin günümüzdeki devamı olan “Yahudi Ajansı Kurulu”na yöneticilik yapmaktadır. Kontrol ettiği para 15 trilyon dolar civarındadır.

Asıl işi tefecilik ve finans olan Rothschild hanedanı; İngiliz Kraliyet Saraylarında kralın yaverliğini yapan bir aile olarak bilinir. Aile dünya tarihi sahnesinde 1590 yılından beri vardır ve dünya, bu Yahudi ailesinin çok gizli faaliyetleri neticesinde bugünkü şeklini almıştır. Rothschild ailesinin bugün 1000-1500 civarında ferdi olduğu bilinmektedir. Bu aile fertlerinin her biri, dünyanın gelişmiş ya da gelişecek olan ülkelerinde, çok derin faaliyetler sürdürmek üzere dağılmışlardır. Dünyada olan her siyasi ve ekonomik gelişmeyi, İsrail devletinin çıkarlarına uygun düşecek şekilde düzenlemek en kutsal görevleridir.

Rothschild ailesi, Osmanlı Devleti’nin parçalanması için gerekli olan her şeyi yapmışlardır. Osmanlı devletine komşu olan ülkeleri finanse ederek Osmanlı’ya karşı savaşmaları için kışkırtmışlardır. Böylelikle sudan bahanelerle Osmanlıya saldıran Rusya, Avusturya ve diğer komşu devletler, Osmanlıyı askeri ve ekonomik güç olarak iyice yıpratarak azınlık unsurların ayaklanmasını sağlamışlardır. Osmanlı devleti nereye koşacağını şaşırmış ve neticede isyan eden azınlıkların ayrı devletler kurmasına engel olamamıştır.

Vaktiyle Osmanlı’nın en çok dış borcu Rothschild ailesinin sahibi olduğu Bank Of England bankasınadır. Osmanlı Devleti, Rothschild ailesine olan borcunu ödeyecek durumda olmadığından Rothschild ailesi bunu fırsat bilmiş, Osmanlı’ya iğrenç bir teklifte bulunmuştur. Sultan 2. Abdülhamid ile görüşen Lord Baron Rothschild “Kudüs şehrinin, Filistin’in, Suriye’nin ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin, yeni kurulacak olan Yahudi devletine verilmesi karşılığında, Osmanlı devletinin tüm dış borcunu silme ve Balkanlar’da, Afrika’da kaybettikleri toprakları geri verme” teklifinde bulunmuş, ancak Abdülhamid teklifi şiddetle reddetmiştir.

Ailenin tarih sahnesine etkin biçimde çıkışı 1744’te doğan Mayer Amschel Rothschild zamanında gerçekleşmiştir. Mayer, oğullarını Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli’ye yerleştirerek serveti güvenli biçimde Avrupa’ya yaydı ve böylelikle küresel sermayeciliğin temellerini atmıştır. Söylentiye göre Rothschild’ler İlluminati üyesidir. Rothschild’lerin 1. Dünya Savaşı’nda İngiltere’yi, Bağımsızlık Savaşı’nda ABD’yi, 2. Dünya Savaşı’nda Almanya’yı finanse ettiği yönünde iddialar vardır. Rothschild’lerin arması sıkılmış bir yumruk ve Mayer Rothschild’in beş oğlunu simgeleyen beş oktan oluşur. Armanın altında ailenin sloganı Latince olarak yer alır: Concordia, integritas, industria… Yani uyum, dürüstlük, girişimcilik.

Rockefeller ailesi ise ABD’nin ve dünyanın en zengin birkaç aileden birisidir. Kontrol ettikleri para 5 – 15 trilyon arasında değişen aile şirketlerinin, sadece New York’ta 1 trilyon dolarlık gayrimenkulü olduğu bilinmektedir. 1955’te bankacılık sistemine el atan ailenin ABD yönetimi ile güçlü bağları mevcuttur.

Dünyadaki Küresel güçlerin başkanı olarak bilinen kendisini “Dünya Devlet adamı” ilan eden David Rockefeller’in, “Dünya imparatorluğu” ve “Yenidünya düzeni” gibi söylemleri dikkat çekmiş ve geniş tepki toplamıştı. ABD’nin süper güç olarak dünyayı yönetmesinin arka planındaki organizasyonlarda hep O’nun ismi geçmektedir. Şu sözler O’nundur; “Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum; çünkü dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Nedenlerine gelince: Bir kere Büyük İsrail Devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye’ye aittir. İkincisi, Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyet’i yıkmak istiyorsak önce Türkiye’den başlamalıyız.” Yine David Rockefeller’in; “Atatürk yüzünden, planlarımızı yarım yüzyıl ertelemek zorunda kaldık.” sözü hala akıllardadır.

Seçkin aileler (İlluminati) piramidinin en tepesinde Rothschild’lerden sonra Rockefeller’lar bulunur. Asıl ilgi alanları sağlık ve medyadır. Rockefeller’lar bilindiği kadarıyla Protestan (Evanjelik)’dır ve dünya siyasetinde etkili bir role sahiptir. Ancak ‘kripto Musevi’ oldukları yönünde iddialar mevcuttur. Meşhur ‘Trilateral Komisyon’unu da yeni dünya düzeni kavramını ilk ortaya atan ailenin en etkili üyesi petrol baronu Jhon David Rockefeller kurmuştur. Rockefeller ailesinin yıllık vergisi ise 685 dolardır. Çünkü servetini vakıf ve yardım şirketlerine pay etmiş, yasal haklar elde etmiştir.

Bu iki meşhur aile forbes dergisinin en zenginler listesinde yoktur çünkü hem varlıkları vakıflardadır, hem kazançları belli değil ve şaibelidir, hem de diğer aileleri küçük gördüklerinden aynı listede yer almaya tenezzül etmezler. Ancak gayri resmi rakamlara göre bu iki ailenin mal varlığı toplamı 51 trilyon dolardır. ABD dış borcunun 21-22 trilyon dolar olduğu hatırlanırsa rakamın büyüklüğü anlaşılır olur. Yani güçleri çok fazladır. Medya, düşünce kuruluşları, finans sistemleri, sivil toplum kuruluşları, sağlık sistemleri onlar elindedir. Onlara göre para çok önemli değildir çünkü akıl, para yani silahtan güçlüdür. Onlar da akıl olmak ve yönetmek, kurgulamak yoluyla gücü muhafaza ederler. Bir alttaki para sahipleri ise güçlerini bunlardan aldıkları akılla kullanırlar. Sistemleriyse tapınakçılardan başlar yani “sen parayı kullan ben de seni!”

Bilderberg toplantıları da aslında devlet başkan ve bakanlarının bu iki aileye (üst akla) hesap verme toplantısıdır. Sahibi olduğu medyayı bile bu toplantılardan uzak tutan Rockefeller dünyanın şekillenmesine karar verilen o toplantıların böylece gözlerden uzak kalmasını da temin etmiş olur.

Üst akıl, üstün akıl değildir, servet sahibi, güçlü ve her türden silahlarını doğru kullanabilen senkronize ve motive olmuş akıldır. Küresel bir mühendislik faaliyeti olan üst aklın esasını, küresel sermaye oligarklarının oluşturduğu ayrıcalıklı yapı oluşturur. Bu akla mensup asıl on üç aile vardır ve fakat mesela bunlardan altı tanesinin serveti dünya toplam servetinin % 50’sine eşittir. Bu oligarklar dünyayı kendilerine göre tek merkezli, tek din ve tek kültürlü tüketim toplumu yapmak, sermaye üzerinden ülke ve insanlara sahip ve egemen olmak hevesindedir. Kendilerini; ‘Entelektüel, elit dünya bankerlerinden ibaret yapı’ olarak, kendileri dışındakileri de böcek kadar değersiz görürler. Tepedekiler ve onlara yakın olanlar siyonist ideallerle uğraşırken, aşağı kattaki zenginler siyonist olsalar da finans sektörü dışına nadiren çıkarlar, dünya siyasetine bulaşmazlar. Yine sonuç odur ki dünya kaderini çizmeye çalışan üst akıl Siyonistlerden ibarettir. Bu yüzden ısrarla diyoruz ki siyonizmin adı artık ‘küresel siyonizm’dir.

Üst aklın proje ve planları, hedef ve yöntemleri ve aktörleri gibi döneme göre değişir. Dünyanın bu akıl tarafından şekillenmesi planı statik değil dinamik yani değişkendir. Vaktiyle komünizmi hedefe koyan bu akıl sahipleri, 11 Eylül’den sonra rotayı Ortadoğu’ya, şimdilerdeyse ABD’ye çevirmişlerdir.

Çin bugün dijital dünyacıların esas oğlanıdır ama statüsü kendisi kaynaklı değildir. Üst akıl oraya ve onlarla ilgili bazı projelere yatırım yaptığı için merkezdedir. Yoksa tarih boyu bir başarıları yoktur. Çin’in yeni projesi ‘Bir kuşak bir yol’un sermayesini veren New York sermayesi ve Stock London, beyni silikon vadisi, görünen finansman ‘Altyapı Yatırım bankası’dır. (Bu bankaya ise onlarca ülke iştirakçidir, yüzlerce şirket ortaktır.) İşte aslında üst akıl denilenler de bunlardır.

Çin’in, ‘Kültür ve dinler arası diyalog’ diye tanımladığı (tanım tam bir küreselci sloganıdır) meşhur atılım projesinin adı “Bir Kuşak Bir yol” ya da diğer adıyla ‘Yeni İpekyolu Projesi’dir. Bu proje ile mesela Çin’den çıkan bir mal demiryolu ile, 10-12 günde Türkiye (Üçüncü köprü) üzerinden Amsterdam’a ulaşacaktır. (Şu an gemiyle yaklaşık iki ay sürmekte, uçak ve karayolu yüksek bedellere yol açmaktadır.) Bir kuşak projesi kapsamında Kazakistan’da 135 milyar dolarlık bir de üs kurulmaktadır. Çok şirketli bu şehir, kuşak projesi kapsamında üretim ve depolama üssü olacaktır.

Çin’in bu proje için Türkiye’ye de şiddetle ihtiyacı vardır çünkü Türkiye hem coğrafi konum olarak hem Balkan, İslam ve Türki devletler arası kültür ve tarih bağı ile, Afrika ülkeleri ile ikili ilişkileri nedeniyle öne çıkmaktadır. (Çünkü Çin’in küreselcilerle hazırlanan planı sadece İpek yolu değildir ve Afrika adlı bir başka projeyi de kapsamaktadır. Bu projede ise toplam 65 ülke yer almaktadır.) Bu sebeple ülkemizde çok yakında 5 adet dev lojistik şehir kurulması planlanmaktadır. Bu ise yatırım ve para, güç ve vazgeçilmezlik demektir. Yeni dünyada malum üç tip şehir söz konusudur; megakentler yani yoğun nüfuslu tüketim toplumları, lojistik şehirler yani ara üretim ve depolama şehirleri, smart şehirler (Suudi Arabistan’da bir tane kuruluyor) yani robotlarla idare edilen yazılım şehirleri. (Smart şehirler, bilim kurgu filmlerinde rastlanılan ileriki zamanlarda yaygınlaşacak tam akıllı teknolojik deney laboratuvarıdır.)

Nitekim bu kontrollü kaostan (corona) sonra Türkiye Cumhuriyeti şayet süreci atlatabilir ve üretime süratle kayabilirse yeni dönemin yıldızlarından birisi olmaya aday. Bunun için de ciddi fırsatlara uygun yatırım ve üretim yapılması, alt yapının şimdiden hazırlanması, üç-beş sene sonra hayata geçecek bu dev projede yer almaya hazır olması gerekir. Türkiye’nin yüksek şansı var ama bunun için süreci iyi yönetmesi, kozlarını dikkatli kullanması gerek. Kuşak projesinin ideolojik ve dini yönü de vardır ama ticari getirisi ve götürüsü daha öncelikli görünmektedir. Türkiye akıllı davranıp macera aramadan tarıma ve Kobilere yönelebilirse, istihdamı artırabilirse karlı çıkacaktır. Türkiye her hâlükârda kendisine yeterli olmak zorundadır.

Dijital dünya, yeni insan, yeni aile yapısı ve kripto (dijital) para tabirleri, dünya vatandaşlığı ifadeleri, singularity ve transhümanizm kavramları yeni değildir, 2018 yılından itibaren telaffuz edilmeye başlanmıştır. Yakın zamanda üretim dijital platforma, cipli sisteme, radyo frekans ile uzaktan komutaya döneceği için buna hazır olmak lazımdır. Yabancı yatırım alma potansiyeli yüksek Türkiye, bu sayede yatırım ve lojistik üssü haline gelebilir. Çin arazi bedellerinin ve şirket hisselerinin düşmesini bekliyor. Sonra atakla çok sayıda alım yapacaktır. Elbette bu geçiş sürecinde bazı doğum sancıları da olacaktır. Lakin üst aklın para babalarının projesi bu şekildedir. Yani biz istemesek de gerçekleşecek görünmektedir. O halde Türkiye ya kendisi yükselecek ya yükseltilecektir. Yani ya milli olarak yatırım yapar ve üretir olacak, ya da onlar topraklarımızı kullanırken bizler ayak işlerine bakar olacağız.

Mevcut 20 nci yüzyıl statüsü devam etsin isteyen ABD için de Türkiye jeopolitik değeri yüksek bir ülkedir. Yakında üst aklın projeleri ile ulusalcı devletlerin arası mecburen açıldığında Türkiye iki taraftan birisine dahil olacaktır. Bu durumda bile kaybeden, ülkemize kötülük – düşmanlık edemez çünkü yarın yanına çekme ihtimalini yok etmek istemez. Türkiye’nin üniter devlet yapısı şu an değişen dünyadaki herkesin ve her doktrinin vazgeçilmezidir çünkü bölünmüş Türkiye kimsenin işine gelmez. Bu nedenle tek parça ve güçlü olarak yola devam edecektir.

Üst akıl kurucuları sistemi öngörülerle, emniyetli şekilde kurarlar, yedeklerler. Söz gelimi bugün Almanya bağımsız ve güçlü bir ülke görünür. Oysa ülkesinde 40.000 ABD askeri, 179 tane ABD askeri üssü vardır. Ülke derin Amerika’nın güdümü altındadır. Merkel’i fazlaca büyütmek de yanlıştır. Bu işlerde ana kaide şudur; bir gecede gelenlerin hepsi sistemin adamlarıdır, proje mahsulüdür. Ülkeler için üst aklın projelerine uymak veya reddetmek şeklinde iki alternatif vardır. Şayet akla paralel çözüm yollarına gidilirse ülke kalkınır, fayda sağlar. Diretirse çöker, çökertilir. Mesele akılcı politikalarla senkronizasyonu temel değerlerden kayıp vermeden tamamlamaktır.

Ulusalcılar ile küreselcilerin hayalindeki Yeni Dünya Düzeni aynı değildir. Lakin dünya Mu ve Atlantis kıtaları gibi iki devasa kutba bölünecek, gelişmelere göre statükocu ABD ve küresel Çin ayrımına zorlanacak görünmektedir. Çünkü ikisinin de dünyayı tek başına kapsaması imkansız görünmektedir. (Maalesef neredeyse tek ortak noktaları ise imparatorluklarına Kudüs’ü merkez yapmak isteyişleridir. Çünkü dine ve kutsala dayandıramazlarsa taraftar toplamalarının güç olacağını ve projelerinin uzun vadeli olmayacağını bilmektedirler.)

Şu corona günlerinde son yaşadıklarımız küreselcilerin hamlesidir ve sağlık, ekonomi alanındaki sorunlar, ulus devletler buna hazırlıksız yakalandığı içindir. Uyanış başlamış, itirazlar görünür olmuştur lakin daha ciddi bir çatışma söz konusu değildir. Belirsizlik her alanda hakimdir ve müteakip hamleler şeffaf değildir.

Burada Türkiye’ye ayrı bir paragraf açmak lazımdır. Bu kaos ortamında ülkemiz ciddi bir yardım eli algısıyla belki on milyon doları geçmeyecek ama algısal değeri milyarlarca dolar olan bir sağlık desteğine girişmiştir. 104 ülkeden gelen taleplerden 34 ülkeye ait olanına destek sağlanmıştır. Bu ise muazzam bir reklamdır. Geleceğin dünyasına dev bir yatırım! Ayrıca ülkemizin sağlık altyapısı Reuters ajansına göre “Dünyanın en iyi sağlık sistemi” ve yerinde inceleme yapan CNN International’a göre de ‘corona virüsü ile mücadele tedbirleri’ övülmeye değerdir.

Avrupa’ya bakılırsa Birlik, üye ülkelerin sadakatle kendi onayladıkları anayasaya bağlı kalmasını istemektedir. Ancak bu izinsiz ithalat ve ihracat yapamamak demektir. Yardım eli uzanmayınca devletler kendi başının derdine düşmüş ve birlik anayasası aleyhine kararlar almış olduğundan AB ilk defa bu kadar ciddi çatırdamaktadır. İtalya yalnız bırakıldığını, İspanya kendisine yardım edilmediğini defalarca dile getirmiştir. Macaristan ve Polonya birlik ruhuna aykırı olarak beka adına demokrasiyi bile askıya almıştır.

Küreselleşmenin prototipi durumundaki AB, bu haliyle sınıfta kalmıştır ve bu aslında global seviyede küreselcilerin aleyhine bir puandır. Öte yandan AB’yi kurdurtan da yıktıran da aynı küreselcilerdir. Çünkü AB yönetimi anlaşıldığı kadarıyla küresel karşıtı bir siyasete ve karşı cepheye karar vermiştir. Zaten İngiltere’nin sistemden çıkışı da bu çöküşü hızlandırmak içindir. Devletler bu zor anlarda milliyetçiliğe dönmüştür, dönecektir. Küreselciliğin başarısı bu zor anlarda bile tüm dünyaya esenlik ve sağlık sunabilmesine bağlıdır. Zaten onlarda corona tatbikatı ile buna çalışmakta, Çin’de yapay zeka üzerine denemeleri bu sebeple yoğunlaştırmaktadır. Tüm devletlerin kontrol ağına dahil olması ise yıllar alacaktır ama maalesef bu arada çoğu Afrika, Orta Asya, orta Amerika ülkesi tarihten silinecek, eyalet ve mezheplere bölünecektir.

Çin altyapısı ile tüm ülkelerden daha fazla yeni dünyaya yani dijital yarınlara hazır durumdadır. Zorunlu aşıyı yasalaştırmış, yapay zekayı kullanmaya başlamıştır. Dijital para denemeleri devam etmektedir. (Çin yapay zeka ile entegreli kullanacağı dijital para sistemini dört şehirde test etti. Hatta ABD’li iki dev şirketi de (McDonald ve starbucks) dahil etti. ABD ise geri kalmamak için dolara alternatif rezerv para sistemi kurmak için çalışıyor.) Huawei ile internet altyapısını ele geçirmek üzeredir ve BM’e yeni bir internet yasa tasarısı sunmuştur bile. Şayet kabul olursa çok yakında dünyada ABD ve Çin olmak üzere iki internet olacaktır. (Bu arada İngiltere Huawei ve 5G anlaşmasından çekildiğini, duyurdu. Tabi İngiltere’yi de Kraliçe’nin Brexit İngiltere’si ve Stock London (Londra Borsası) İngiltere’si diye ikiye ayırmak lazımdır.)

Huawei bir marka olmaktan ötedir çünkü iletişim, teknoloji ve internet altyapısı demektir, veri toplama, depolama ve istihbarat demek, para demektir. Sadece ticari değil siyasi kazanımı da beraberinde getirecek çok uluslu dev bir yatırımdır. ABD hem devlet olarak kendisi hem de milli şirketleri adına buna karşı ama finans sahibi devler şu an desteklediği ve kendisi ekonomik krizle karşı karşıya olduğu için itiraz edemeyecek görünüyor. Çin ise endüstri atölyesi olmuş durumda. İlaç endüstrisi dünya genelinde ABD ağırlıklıdır ancak hammadde Asya’dadır. Dünya elektronik üretiminin % 27’sini Çin tek başına üretmektedir. Yani Çin’e şu sıralar duyulmakta olan antipati tersine dönecek gibi durmaktadır. Yine de bu öncelikle corona şüphelerinden aklanmasına bağlıdır. Şayet suçlu bulunursa da yok olmayacak ama şu anki dünya ticaret hacminden neredeyse % 50 kayba uğrayacaktır. Ortaya çıkan bu boşluğu doldurmak içinse ABD Hindistan’ı düşünmekte, kalabalık nüfusu ve yazılım altyapısı, ucuz işgücü ile Hindistan’ı Çin karşısına rakip olarak hazırlamaktadır.

Şu ana dek bu kuşak projesinin güzergahında sayısız savaşlar ve engeller vardı, ABD vardı. Üst akıl artık ABD’yi aradan çıkartmak istiyor. Yakında marka, kar, şirket diyenler, önce mide ve sağlık demeye başlayacak. O zaman mal ve taşınmazlarda ucuzlama olacak ve Çin hepsini toparlayarak dünyanın yeni süper gücü olacak gibi duruyor. Salgın bittiğinde dünya üretemediği şeyleri ve bilhassa gıdayı yine Çin’den alacak. Çin kalabalık, üretiyor ve artık 200 milyon zengini var, iş gücü ucuz. Çin petrolü Yuan ile alacaktı, dolarla değil. Bu durumda dolar ciddi, krize girecekti. Şimdi planda küçük değişiklik oldu ve Yuna değil dijital para ile ödeme yapacak.

Lakin ABD şu an dezavantajlıdır, corona’yla başa çıkamamıştır. Yakın zamanda da siyonist ritüele göre kendisini bekleyen üç tehlike daha vardır; çokça ölümler ve iflaslar, böcek istilaları ve tabiat hasarları, nihayet hayvandan hayvana geçen hastalıklar. ABD’de cumhuriyetçiler halen sokaklarda, hem de silahlı olarak. Demokratlar ise evlerde. Çatışma mümkün. Kasım ayındaki seçimlerde de ne olacağı meçhul. Korkulan odur ki corona daha uzun süre ABD’yi etki altına alacak, ölümler artacak. Şu an küçük petrolcüler (cumhuriyetçiler) çok zarar etmiş durumda. Şimdi sıra tarımda. Artık ABD süper güç olamayacak. Avrupa’da zaten büyük şirket yok. Olanlar Çin veya ABD’de. ABD devreden çıkarsa da Çin’in önü iyice açılacak, dolayısıyla Kuşak projesinin de. Avrupa’dan lider çıkmayacağı için de yeni lider Çin olacak gibi.

Corona sonrası dönem için aslında temel soru şudur; şimdilik halkların sağlık adına razı olduğu tedbirler kalıcı mı olacak yani hükümetler virüssüz zamanlarda da şu an sahip oldukları yüksek otoriteyi kullanma hevesine kalkışacak mıdır? (Bu sosyalizme yanaşmaktır.) Bu kaygı tüm kesimlerde mevcuttur. Halklar bu sebeple şimdiden özgürlük isteklerini haykırmaya başlamıştır. Hükümetler ısrarcı, halklar dirençli olursa da kaçınılmaz olarak çatışmalar yaşanacaktır. Polis devletler ile özgür ruhların bu mücadelesinde ise çok kan döküleceği muhakkaktır.

Öte yandan petrolün 2035 yılına varmadan biteceği düşünülüyor. Alternatif olarak hazırlanan Çin ve Avrupa kaynaklı iki adet yapay güneş projesi var. İki projenin ortakları ve finansörleri de çok sayıda ülke. Yani artık büyük projeler milli değil ve finanse eden bu öngörülü şirketler ölü yatırımlara para yatırmazlar. Gayeleri ise petrolü enerji kaynağı olmaktan ve üretecekleri yapay güneş sistemine alternatif olmaktan bile çıkarmak. Bu surette de çoğu ülke iflas ederken, kendileri yeni enerji kralı olacaklardır. Bu petrolü bitirme planı çerçevesinde şayet beklemeye tahammülleri yoksa bu takdirde de bölge yakında sıcak terör, sabotaj veya savaşlara gebe demektir.

Küreselcilerin tüm hamlelerini kolayca okumak maalesef mümkün değil. Lakin küreselciler dört yandan mesajlarla geleceği şekillendirmeye, insanları yarınlara hazırlarken, algılar oluşturmaya aralıksız devam ediyor. Söz gelimi Bill Gates 22 Nisan 2020’da corona virüsünün aşısının beş yılı bulabileceğini, insanların bundan ya % 95 virüs kapıp iyileşerek ya da biyometrik çip içeren dijital aşılarla korunabileceğini alenen duyururken, mevsimsel olarak virüs zayıflasa da kışa giren ülkelerden gelen insanların küresel dolaşım ile diğerlerine de bunu bulaştırmaya devam edeceklerini savundu. Nasıl ki II nci dünya savaşını radarın bulunması ve Almanların Enigma şifre sistemlerinin İngilizlerce çözülmesi sonlandırdıysa virüsü de dijital aşının bitireceğini iddia etti. (Bu da gösteriyor ki II. Ve III. Dalga virüsler yoldadır. Kanaatimizce de II. Dalgada yaza dayanıklı, III. Dalgada ise şu anki virüsün güçlendirilmiş hali maalesef piyasaya sürülecektir. Korkulan odur ki öldürücü darbe de İspanyol gribindeki gibi III. Dalga olacaktır. Bilim kurgu filmlerini ve aşı bulunmasının beş yıl süreceğinin beyanını ihbar olarak düşünürsek te dünyayı beş yıl corona ile birlikte bir yaşamın ve aşırı can kaybının beklediğini söylemek kehanet olmayacaktır.) Hatta virüsü savaşa benzetti. Almanya’nın Bavyera eyaleti şayet bu aşı salgını bitirebilecekse vurdurmaya ve yasalaştırmaya hazır olduklarını şimdiden duyurdu. Ve bu daha bir başlangıç.

Küreselciler yenilmemek ve halkı ikna etmek adına, emeklerini zayi etmemek için de yoğun bir çalışma yürütmekteler. Bu arada büyük lider şirketlerin tamamının ulus devletlerden yana olması da küreselcilerin aleyhine bir durum yaratıyor. Çünkü o şirketler de biliyor ki birkaç global merkezi şirket hariç kendileri de dahil hepsi batacaklar. Ayakta kalanlar ise sadece tekelleşmiş ve dev küresel firmalar olacak. O andan itibaren zaten adım atmaya bile insanlığın mecali kalmayacak, geri dönüş mümkün olmayacak. Bu nedenle de karşı tedbir ve teknoloji yaratmaya çalışıyorlar. Küreselciler de onların zayıflamasını ve hisselerinin düşmesini bekliyor ki satın alıp ailelerine katabilsinler.

Çin, dünyanın ilk yapay zekalı devletini yüz tanıma sistemleri, 5G, Blockchain ile devreye sokmak üzeredir. Dünya da farkında olarak veya olmayarak dijitalleşiyor. Teknolojiden geri kalmamak adına ülkeler modern sistemlere yatırım yaptıkça dijitalliğe daha fazla mahkum hale geliyor. Uluslar hızla gerçekten sanala kayarken, google, facebook gibi küresel platformlar sosyal hayata egemenken, yapay zeka hayata girmişken, teknoloji adına yapılan her yeni yatırım dijitalleşmeyi daha da artıracaktır. Milliyetçilik şu an yükseliştedir ancak 5G uyduları göğü sardıkça, fiber kablolar donatılmaya devam ettikçe gidişat küreselcilerin lehine dönecektir. Küreselleşme dişlerini gösterdiği anda ise halka karşı sert müdahaleler gelecektir. Bu elbette ülkenin kendi ordusu ile olmayacak, komşu devletin ordusu, diğer ülkeye görevlendirilecektir. Bunu sağlamanın yolu ise BM’yi küresel istikamette yeniden yapılandırmak ve tüm orduları BM emrine vermektir. (Dünya hükümeti kurmaktır)

Küreselciler eminiz ki bu ideallerini temin adına senaryoya sahiptir ve yakında ayaklanmalar başlayacak, polisiye tedbirlere halklar (yokluk, açlık, parasızlık, işsizlik nedenleriyle) kendisi rıza gösterecektir. Küreselciler halkla devletin arasını açıp, kağıt veya dijital para ile herkesi tatmin edince de (helikopter para) halk direnişleri zayıflayacak, servetli, esirler çoğalacaktır.

Bu yeni küresel-dijital dünyanın merkezinin neresi olacağı henüz belli değildir lakin ABD, Çin ve AB durumlarına bakılırsa, coğrafi faktörler de dikkate alınırsa, Dünya Ticaret örgütünün Türkiye’ye taşınması ihtimali göz önünde bulundurulursa yeni merkez… İstanbul olacaktır. (Teknoloji başkenti Wuhan, manevi başkent Kudüs olmak kaydıyla) Birleşmiş milletlerin İstanbul’a taşınması da sürpriz olmayacaktır. Dünya Sağlık Örgütü de kriz sonrası ABD’de kalamayacağından rota muhtemeldir, corona günlerinde sağlık alanında dev algı yaratan Türkiye toprakları olacaktır. Bu hamle önemlidir çünkü yeni dünyanın sağlık merkezi kuvvetle muhtemel Türkiye olacaktır. Zaten bir hayli de yol alınmış vaziyettedir. Bu arada Türkiye, Pakistan, Endonezya, Malezya gibi gelişmiş Müslüman ülkelerin kendi aralarında yeni bir pakta imza atacağını da gözden kaçırmamak gerekir.

Ulusalcıların küreselcilere her şeye rağmen galip gelmesi durumunda dünya derin kaos ve buhranı yine yaşayacak, pek çok değişime şahit olacak, ulus devletler içine daha çok kapanırken, yeni dünya hayalleri yaşamaya devam edecektir. Çünkü yeni dünya planı toplumların değil, mukadderata karşı hamle yapan şeytanların planıdır ve dönemin egemen üst aklının pusulası daima düzeni yenilemekten yanadır. Bu durumda da Kudüs merkezli ama bu kez toprak işgaline dayanan plan devreye girecek, siyonizmin vadedilmiş toprak iddiaları sürecek, Hindistan yeni üretim üssü olacaktır.

Ülkemiz özelinde, kaçınılmaz olarak gelmekte olan yeni düzenin, ‘en masum haliyle tatbikine çalışmak’ esas olmalıdır. Yani en az hasarla. Yutulmamak için yapılması gereken acilen; yerli teknoloji, yerli yazılım, yerli ilaç, yerli gıda, siber güvenlik ve birlik-beraberlik başlıklarına yoğunlaşmaktır. Yeni dünya düzeninin güçlü devleti Türkiye Cumhuriyeti’ni formda tutabilmek için şimdi çok daha fazla yerli ve milli olmaya, çalışmaya gerek vardır. Tüm beyinlere, kaslara, dualara, desteklere gerek duyulan bu anda yok olmamak için üretmeye mecburuz.

Görüldüğü üzere bu yüzyılda şeytanın yeni dünya planları komplekstir, çok boyutlu ve alternatiflidir. Bu yanlış, batıl ve şeytancı örgütlenmeleri tek tek izaha kalkışmak bu eserin asli konusu değildir. Zaten buna zaman ve sayfa yetmeyecektir. Lakin doğru tektir, basittir, şeffaftır; tüm bu düzenler şeytanidir, siyonist tabanlıdır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir