Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İSLAM AHLAKI / Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak
imanilmihali.com
Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak

Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak

Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak

Kur’an, daha insanın yaratılmasından da evvel meleklerin Yüce Allah’a hitaplarında dahi insanı yeryüzünde bozgunculuk yaratacak bir varlık olarak tasvir eder ki insanoğlu gerçekten zalim, cahil, nankör ve aceleci bir bozguncudur. Bu muazzam kainatı, bu harikulade bedeni, olağanüstü rızık ve nimetleri ve yaratılışın tüm güzellik ve mucizelerini mahvetmekte ısrarcı ve kararlı olan insan gerçekten zalim ve bozguncudur.

“Hani, Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamdederek daima seni tesbih ve takdis ediyoruz.” demişler. Allah da, “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” demişti.” (Bakara 2/30)

Bozgunculuk nedir o halde denildiğinde de kast edilenin huzur, barış ve esenliğe düşman, hak ve adalete aykırı, iman ve tevhide ters, çirkin ve pis olan her şey diye tanımlamak mümkündür ki bozgunculuğun hedefi bu mükemmel ilahi düzeni bozmak, tersine çevirmek veya yerine yenisini ama batıl ve çirkin olanını getirmektir.

“Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.” (Kasas 28/4)

Bu ayetten anlaşılan ise çok daha nettir ve insanları ilahi nizamın hilafına bölen, kibir ve servetle büyüklenen, eşitlikleri bozan, iman kardeşliğini hiçe sayan, şiddete müracat eden, zulmeden, fitne ve fesatla ayrıştıran, zulmeden herkes bozguncudur.

Kur’an bir başka ayetinde ise bozgunculuk ve fesadı tam ters anlamda kullanarak okuyucusuna batıl ve şer cephesinin kurbanlarını nasıl kandırdığını anlatırken aynı terimleri kullanarak bir başka mucizeye ve şeytanın kandırmacalarını izaha da imza atmaktadır.

“Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.” (Şu’ara 26/150-152)

“Firavun dedi ki: “Bırakın beni, Mûsâ’yı öldüreyim. (Faydası olacaksa) Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.” (Mü’min 40/26)

“Firavun’un kavminden ileri gelenler dediler ki: “Sen (sihirbazları cezalandıracaksın da) Mûsâ’yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilâhlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?” Firavun, “Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?” dedi.” (A’raf 7/127)

Yani batıl ve şer cephesinin güçleri de kurulu düzenlerini muhafaza adına iman edenleri ve ezilenleri sisteme karşı çıkmakla suçlarken onları bozguncu diye nitelemektedir ki bugün de bozguncuların hak cephesine iftiraları bunun aynısıdır. Fikirlere ve güzel olanlara düşman şer cephesinin mevcut batıl statülerini korumak adına nasıl gaddarlaşabileceğini anlatan Kur’an burada buyurmaktadır ki sisteme karşı olanlar derhal imha edilmeli veya etkisiz kılınmalıdır ki batıl yaşayabilsin.

Bunun sebebi bozguncuların hak ve batılı ayıramayışları ve bozguncuların minafıklık illetine tutulmalarıdır ve münafıkların cehennemde yeri kafirlerden de aşağıdadır.

“Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır. Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir. Onlara, “İnsanların inandıkları gibi siz de inanın” denildiğinde ise, “Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?” derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.” (Bakara 2/10-13)

“Onlar, Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşerî ve ahlâkî bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.” (Bakara 2/27)

“Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik.” (Bakara 2/60)

Aşağıdaki ayet ise iman edenler (mü’minler) arasındaki münafıkların iş ciddileşip canlar ortaya konunca nasıl gerçek kimliklerini belli edeceklerine ve nasıl inkara yelken açacaklarına işaretle ilahi emirlere, yeminlere ve beşeri örflerden kaynaklanan anlaşmalara dahi karşı duracaklarını anlatır.

“İnananlar, “Keşke bir sûre indirilse!” derler. Fakat hükmü apaçık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır. İtaat ve güzel bir söz onlar için daha hayırlıdır. İş ciddileşince Allah’a verdikleri söze bağlı kalsalardı, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Demek, yüz çevirdiğinizde yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız, öyle mi?” (Muhammed 47/20-22)

Fesat ve bozgunculuğun elbet ilk emaresi Allah’ı inkar ve Allah yanına yedek ilahlar koymaktır ki şer cephesinin bu halleri küfür ve şirk olarak tanımlanmıştır ve cezası da bellidir.

“Şüphesiz bu (İsa hakkındaki) gerçek kıssadır. Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilir.” (Al-i İmran 3/62,63)

Yine Kur’an tarihsel kıssalarla bozgunculuk edenlerin cezasını, fesat çıkaranların hadlerini, fitne ve fesadın çirkinliğini gözler önüne sererken şehirlerde azgınlık edenler tabirini kullanmakta, onların dünyevi kudretlerini özellikle resmederek işledikleri günahların bu kibirden, böbürlenmeden, servetle şımarmadan kaynaklandığını da anlatır.

“Ey Muhammed!) Rabbinin, (Hûd’un kavmi) Âd’e, şehirler içinde benzeri kurulmamış olan, sütunlarla dolu İrem’e, vadide kayaları oyan (Salih’in kavmi) Semûd’a, kazıklar sahibi Firavun’a ne yaptığını görmedin mi? Bunlar şehirlerde azgınlık eden ve oralarda pek çok bozgunculuk çıkaran kimselerdi.” (Fecr 89/6-12)

“Şüphesiz Kârûn, Mûsâ’nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: “Böbürlenme! Çünkü Allah, böbürlenip şımaranları sevmez. Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.” Kârûn, “Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir” dedi. O, Allah’ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helâk etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).” (Kasas 28/76-78)

Düşünülsün ki Kur’an asırlar önceden ekini ve nesli mahvetmeye çalışacak, süslü ve pahalı elbiseler giyen, ağzı laf yapan, yalan yere yemin eden, münafıkları ihbar ederek iman sahiplerini uyarmakta ve Allah’ın bunları asla sevmediğini haykırmaktadır. Allah’tan korkmayan bu münafıkların hallerini cehennem ateşine mahkum eden Kur’an kendisine inanan ve inanmayanları bu anlamda ikiye ayırarak iman sahiplerini Kur’an’a tabi olanlar diye tanıtır.

“Ekini ve nesli yok etmeye çalışanların” GDO’larla oynayan, ilaçlamalarla insanlığı kısırlığa mahkum eden siyonizm yanlısı şeytanlar olduğu hatırlanırsa şer cephesinin Rahman’a değil de şeytana asker olduğu daha net anlaşılır. Kur’an bu kadar net ve açıktır!!

“İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider. Bir de kalbindekine (Sözünün özüne uyduğuna) Allah’ı şahit tutar. Hâlbuki o, düşmanlıkta en amansız olandır. O, (senin yanından) ayrılınca yeryüzünde bozgunculuk yapmağa, ekin ve nesli yok etmeğe çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona “Allah’tan kork” denildiği zaman, gururu onu daha da günaha sürükler. Artık böylesinin hakkından cehennem gelir. O ne kötü yataktır! (Bakara 2/204-206)

“İçlerinden öylesi var ki ona (Kur’an’a) inanır; yine onlardan öylesi de var ki ona inanmaz. Rabbin bozguncuları daha iyi bilendir.” (Yunus 10/40)

Yüce Allah’ın bozguncuların tuzak ve hilelerini boşa çıkartacağı ama bir zamana kadar süre vereceği açıktır, ayetin emridir.

“Sihirbazlar atacaklarını atınca, Mûsâ dedi ki: “Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah, onu elbette boşa çıkaracaktır. Çünkü Allah, bozguncuların işini düzeltmez. Suçluların hoşuna gitmese de, Allah, hakkı sözleriyle gerçekleştirecektir.” (Yunus 10/81,82)

Yine Kur’an hem bu dünyada hem ahiret yurdunda bozguncular ile diğerlerinin arasının elbet açılacağını müjdeler.

“ .. Bir de sana yetimleri soruyorlar. De ki: “Onların durumlarını düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlara karışıp (birlikte yaşar)sanız (sakıncası yok). (Onlar da) sizin kardeşlerinizdir. Allah, bozguncuyu yapıcı olandan ayırır. Allah, dileseydi sizi zora sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara 2/220)

“Bundan dolayı İsrailoğullarına (Kitap’ta) şunu yazdık: “Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mucize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir. Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut o yerden sürülmeleridir. Bu cezalar onlar için dünyadaki bir rezilliktir. Ahirette de onlara büyük bir azap vardır. (Maide 5/32,33)

Yukarıdaki ayet ise bizlere haksız yere adam öldürmenin dehşetini anlatırken aynı zamanda yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezasını bu dünyadayken öldürülme, asılma veya en azından sürgün edilme, ahiret yurdunda ise cehennem ateşlerine mahkumiyet olarak bildirir.

“Allah’a ve Resûlüne karşı savaş ve yeryüzünde bozgunculuk” tabirinin korkunç bir suç olduğu aşikar iken Diyanet Başkanlığının tefsirinde bunun terör ve yağmalama ile sınırlandırılması anlaşılır değildir. Çünkü Allah’a ve Peygambere savaş, bozgunculuk anılmadan dahi, şirk ve küfrü işaret eder, Kur’an’ı inkarı tarif eder. Hal böyleyken bozgunculuk suçu hafif bile kalır ki burada bozgunculuk ile anılan ilahi nizamın pisletilmesine dair her türlü beyhude çabadır. Öte yandan bozgunculuğun Allah ve Peygambere savaş açmak demek olduğu da açıktır.

Aşağıdaki ayette ise alçak gönüllü, tevazu sahibi olmak hali övülürken, haddi aşmanın ne kötü bir şey olduğu anlatılmakta ve yeryzünde düzene sokulduktan sonra bozgunculuk yapmak ile çevre ve tabiatı muhafaza emri buyrulmaktadır. Nitekim ayetin devamında, yağmurlar, su ve içeceklerden bahsedilmekle konu tamamlanmaktadır.

Sanılanın aksine bozgunculuk bu nedenle sadece insana karşı değil tüm ilahi nizama ve fıtrata karşıdır. İnsan, emrine verilen tüm varlıklara, tüm nimetlere hesapsızca zulmederken onları hiçe sayar ve tüm ilahi nizamı temelden sarsarak bozgunculuk eder. Ağaçlar kesilir, ormanlar yakılır, tarlalar beton yığınlarına döner ve bu suretle tabiat döngüsü, temiz hava, mis gibi sular tehdit altına girer ki üç beş çapulcunun maddi kazanç elde etmesi adına heba edilen bu nimetler ilahi nizamın tümünü ve temelden sarsmaktadır. Yeryüzüne ve çevreye zarar verenleri Peygamberimizin lanetlediği de hatırlanırsa konu daha iyi anlaşılacaktır. 

O halde bozgunculuk ithamı sadece insanlara dair değil tüm varlık, canlılara, kısaca tüm kainata karşıdır. Bu nedenle insan bu dehşetli suçtan tevbe etmeli ve dua ile af dilemelidir.

“Rabbinize alçak gönüllüce ve için için dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Allah’a (azabından) korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Şüphesiz, Allah’ın rahmeti iyilik edenlere çok yakındır.” (A’raf 7/55,56)

Dinler tarihindeki nice kavim, kendisine görevlendirilen Peygamberlerin bu anlamda mesajlarına kulak asmamış ve haddi aşarak fitne ve fesatla bozgunculuk etmiştir. Dahası modern zaman insanları eski kavimler kadar heybetli kudretli ve güçlü de değildir. Buna rağmen hak etmediği bir sahte gururla büyüklenen insanın şimdiki bozgunculuğu tariflere sığmaz bir azgınlıktır.

Geçmiş Peygamberlerin kavimlerine verdikleri ilk nasihatin “Allah’a iman edin ve O’na ortak koşmayın” olması ise tevhidi işaret eder ve tevhid dışı tüm inanç ve amelleri bozgunculuk olarak tanımlar. Ayetlerin devamında ticaret ahlakına, toplumsal düzene, hak ve adalete olan vurgu ise beşeri kural ve kaidelerin hak ve adalete uygun olmasının mecburiyetini ve amellerin sulh ve esenliği temine yönelik olması gerektiğini işaret eder.

“Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi (Semûd Kavmini) onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (A’raf 7/74)

“Medyen halkına da kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Rabbinizden size açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın. İnsanların mallarını eksiltmeyin. Düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin. İnananlar iseniz bunlar sizin için hayırlıdır. Bir de, tehdit ederek Allah’ın yolundan O’na iman edenleri çevirmek, Allah’ın yolunu eğri ve çelişkili göstermek üzere her yol üstüne oturmayın. Hatırlayın ki, siz az (ve güçsüz) idiniz de O sizi çoğalttı. Bakın, bozguncuların sonu nasıl oldu!?” (A’raf 7/85,86)

“Medyen’e de kardeşleri Şu’ayb’ı peygamber olarak gönderdik. Şu’ayb, “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Ahiret gününe ümit besleyin ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın” dedi.” (Ankebut 29/36)

“Ey kavmim (Medyen halkı)! Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. İnsanların eşyalarını (mallarını ve haklarını) eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Hud 11/85)

“Sonra onların ardından Mûsâ’yı, apaçık mucizelerimizle Firavun’a ve onun ileri gelen adamlarına peygamber olarak gönderdik de onları (mucizeleri) inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu.” (A’raf 7/103)

“Mûsâ’ya otuz gece süre belirledik, buna on (gece) daha kattık. Böylece Rabbinin belirlediği vakit kırk geceye tamamlandı. Mûsâ, kardeşi Hârûn’a, “Kavmim arasında benim yerime geç ve yapıcı ol. Sakın bozguncuların yoluna uyma” dedi.” (A’raf 7/142)

“Hani Şu’ayb, onlara şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın. Doğru terazi ile tartın. İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve önceki nesilleri yaratana karşı gelmekten sakının.” (Şu’ara 26/177-184)

Geçmiş Peygamberlerin Allah’ın emirlerine sadakat ve itimadı emretmesi ise iman ve takvayı tarif eder ki bu ikisi bir insan için en büyük nimet ve hidayetlerdendir.

“Onlar eğer savaşa çıkmak isteselerdi, elbette bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların harekete geçmelerini istemedi de onları geri bıraktı ve onlara, “Oturun, oturan âcizlerle beraber” denildi. Eğer onlar da sizin içinizde (sefere) çıksalardı, size bozgunculuktan başka bir katkıları olmayacak ve sizi fitneye düşürmek için aranızda koşuşturacaklardı. Aranızda onları dinleyecek kişiler de vardı. Allah, zalimleri hakkıyla bilendir.” (Tevbe 9/46,47)

Yukarıdaki ayet ise bir başka mucizevi hakikate imza atar ki sahtekar münafıklarla yola çıkmaktansa bir avuç iman sahibiyle yola çıkmak her zaman daha yeğdir. Çünkü o münafıklar amel veya cihadın öncesi, esnası ve sonrasında da elbette huzursuzluk çıkaracaktır ve arzu edilen gaye asla tamam olamayacaktır. Bu nedenle münafıkların cihad ordusunda yer almaması, almasından daha hayırlıdır.

“Bir de Yahudiler, “Allah’ın eli bağlıdır” dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlansın ve lânete uğrasınlar! Hayır, O’nun iki eli de açıktır, dilediği gibi verir. Andolsun, sana Rabbinden indirilen (Kur’an) onlardan birçoğunun azgınlık ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Her ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çalışırlar. Allah, bozguncuları sevmez.” (Maide 5/64)

Büyüklük, kibir ve zulüm inkarı ve inkar bozgunculuğu getirir ki ayet bunu muhteşem bir lisan ile resmetmiş ve bunların aslında hakikati bilir olduklarını, buna rağmen inkarda ısrar etiklerini buyurmaktadır. Bu hal tüm bozguncular için genel bir kaidedir ki pirince taş katan da, derelere kimyasal atık döken de, ormanları yakanlar da, ticaret ahlakına aykırı davrananlar da, sözlerine sadık kalmayanlar da, imanlarına şirk karıştıranlar da aslında hak ve doğruyu elbet bilirler ama bu illerine gelmez. Bu durumda ya inkarı ya numara yapmayı seçerler ki kalpleri daima hakikatin baskısı ile acı çeker haldedir. Nitekim geçmiş Peygamberlerin halklarının durumu da aynen budur.

“Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri hâlde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkâr ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!” (Neml 27/14)

“Onlar, “Sen (Salih peygamber) ve beraberindekiler yüzünden uğursuzluğa uğradık” dediler. Salih, “Sizin uğursuzluğunuzun sebebi Allah katında(yazılı)dır. Aslında siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz” dedi. Şehirde dokuz kişilik bir çete vardı. Bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar ve ıslaha çalışmıyorlardı. Aralarında Allah adına and içerek şöyle dediler: “Mutlaka onu ve ailesini geceleyin öldüreceğiz, sonra da velisine; ‘Biz onun ailesinin öldürülüşüne şahit olmadık. Biz kesinlikle doğru söyleyenleriz’, diyeceğiz.” (Neml 27/47-49)

“Islaha çalışmıyorlardı” diye anılan amelin bozgunculuktan men emri ile birlikte zikredilmesi ise bir başka mesuliyeti gösterir ki mesele sadece bozgunculuk yapmamak değil ama aynı zamanda bozguncularla mücadele etmek ve onların bozduğu/bozmaya çalıştığı düzeni ıslaha çalışmaktır.

Yalan ve iftira, yalan yere yemin bozgunculuğun sertifikalı halidir ve haksız itham ve adalet saptırmaları ile bozguncuların yapageldiğinin adı fitne ve fesattır. Allah ise fesatçıları,fitnecileri, kasıkalrı hiç ama hiç sevmez.

Tevbe ve dua her zaman mümkün, dine girmek kolay, iman etmek Allah’ın dilemesi iledir. Bozguncuların akibeti fena ve yaptıkalrı iş beterdir. O halde kurtuluş tevbede, duada ve iman dilemektedir. Çünkü ecel veya mucizeler halinde iman kar etmeyecek, cehennemden çıkmak asla mümkün olmayacaktır. Kimse ne zaman öleceğini bilmediğinden de bir an önce fitne ve fesattan sıyrılarak tevbe etmekte fayda vardır.

“İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun da, askerleriyle birlikte zulmetmek ve saldırmak üzere, derhal onları takibe koyuldu. Nihayet boğulmak üzere iken, “İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka hiçbir ilâh olmadığına inandım. Ben de müslümanlardanım” dedi. Şimdi mi?! Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.” (Yunus 10/90,91)

Aşağıdaki ayette de muazzam büyüklükte bir azarlama vardır ve bu şamar tüm iman edenlere, tüm müslümanlaradır. İman ettiğini söylediği halde, müslümanlıkla övündüğü halde kendini kurtarma derdine düşenlerin, imanın gereğini yapmayanların, nasihat görevini dahi yerine getirmeyenlerin, azgınlara karşı duramayanların, hak ve adaleti savunmaya cüret edemeyenlerin, Allah’tan başkalarından ve ecelden korkarak ve zalimlere sığınarak aman dileyenlerin elbet bunun hesabını vereceğini buyuran ayet sadece bu uyarı ve direnişi gösterenlerin kurtulacağını da bildirmekle imanı hem iyiliğe yönelme hem de zulümle savaş olarak tarif eder ki bunlardan sadece birisi asla yetmez.

“Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.” ile anlatılan ise bir başka mucizevi emirdir ki refaha erenlerin bu anlamda kafirlerin nüvesini teşkil ettiğine, şımara geldikleri servetin kibriyle ve o serveti korumak adına inkarı seçtiklerine işaret vardır. 

Yine ayet bildirir ki helak edilen kavimlerde kurtarılanlar hariç büyük çoğunluk nasıl kafir veya müşrik yahut münafıksa ahir zaman toplumları da öyledir ve selamete ancak gerçek iman sahipleri yani hem inanıp hem mücadele edenler, hem hayra koşan hem şerre kilit olanlar erecektir.

Cehennemin doldurulacağına dair ahid ise ayetlerde üç yerde geçen büyük yemindir ve cehennemin dolması, büyüklüğü de düşünüldüğünde sakınılması gerekendir. Oysa Allah’ın cennetleri dolduracağım diye bir ahdi yoktur.

“ (Ey Peygamber) Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükâfatını zayi etmez. Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular. Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helâk etmez. Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti. (Hud 11/115-119)

Cinlerin de fitne ve fesatla, bozgunculukla anılması bizlere insan – cin işbirliğini, dişi cin olan şeytana tapan insanları ve kötülerin (küfrün) ister insan ve isterse cin olsun tek cephe olduğu anlatır.

“Allah’a ortak koşanlar, ortaklarını gördüklerinde diyecekler ki: “Rabbimiz! Bunlar, seni bırakıp kendilerine tapmış olduğumuz ortaklarımızdır.” Koştukları ortaklar da onlara: “Siz elbette yalancılarsınız” diye laf atacaklar. Onlar o gün Allah’a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler de onları yüzüstü bırakıp kaybolur. İnkâr eden ve insanları Allah’ın yolundan alıkoyanların, yapmakta oldukları bozgunculuklarına karşılık azaplarının üstüne azap ekleriz.” (Nahl 16/86-88)

Yukarıdaki ayette ilave bir husus vardır ki İnkarcıların bir kısmının günahlarını katlayarak iman edenleri Allah yolundan çevirmek günahına da imza attıkları buyrulmaktadır. Yani inkar etmekle kalmayan, kötülük, şer ve inkarın yayılmasını temine çalışan, hak ve adil olmaya gayret edenleri engelleyen, iman sahiplerine işkence edenlerin ayrıca ve daha fazla azaba mahkum olacağını buyuran ayet bizlere onların azabını misliyle diyerek tanıtır.

Ne muhteşem bir izahtır ki kişisel olarak inkarla yetinmeyen ve etrafını da Allah yolundan çevirmeye gayret ve etki edenler (bunlar daha ziyade mahiyetlerine menfi etki eden servet sahipleri ve idarecilerdir) çok daha fazla titremeli ve kendisine gelmelidir. Yoksa vebal büyük, azap fenadır.

Çünkü cennetlere sadece iman edenler girecek, salih amel işleyenler esenliğe erecek, takva sahipleri mutlu olacaktır. Yalancı münafıklar, inkarcı müşrikler, bozguncu fasıklar ise ancak cehennem ateşine layık görülecek ve oradan Allah aksini dilemedikçe asla çıkamayacaklardır.

“Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?” (Sad 38/28)

“İşte ahiret yurdu. Biz, onu yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara has kılarız. Sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” (Kasas 28/83)

Allah’a verilen söz, “Başkaca ilah tanımamak, gönderilecek peygamber ve kitaplara inanmak, hak yoldan ayrılmamak ve sınavı kabul etmektir.” Bu söze aykırı olan her şey fitne, fesat ve bozgunculuktur ki konunun özeti de budur. Kendisine hayat hakkı tanınan insanoğlu bu sebeple cennetlere varis kılınmış, kainata egemen hale getirilmiş, yaratılanların pek çoğundan (hepsinden değil) üstün kılınmıştır.

Allah’ın sınırlarına en çok uyanlar, Allah’ın emir ve yasaklarına ciddiyet ve samimiyetle bağlı kalanlar elbet huzur ve kurtuluşa erecek, zalim kafirler ve düzeni şeytanca maksatlarla bozmaya yeltenenler azaba mahkum olacaktır.

Allah, kafirler istemese de nurunu tamamlayacak olandır. hal böyleyken fesat çıkaranlar ve bozgunculuğa çalışanlar ve tabi onlara bilinçli veya aptalca bir sadakatle bağlı olanlar ise cehennem çukurlarına yuvarlanacak ve orada azabın katmerlisi ile tanışacaktır.

Allah’ın öfkesi de, laneti de, azabı da o şeytan maskeli aptal fasıklara ve şeytana uyan akılsız aldananlaradır.

Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lânet onlara, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Ra’d 13/25)

Son söz

Yeryüzü tüm muazzamlığı ile insan denen cennetlere varis bir muhteşem eserin kullanımına sunulan, herşeyi dengeli ve uyumlu olan mükemmel bir eserdir. Bu sınav alanında herşey vardır, herşey ilahı nizama uygundur ve zıtlıklar kaçınılmaz olarak mevcuttur. Lakin çirkin, pis ve batıl olanlar istenilsin diye değil sadece sınav olsun ve sapanlar belli olsun diyedir. Bu nedenle şeytan fısıldamak suretiyle hakkı saptırır ve iman etmeyenleri kandırır ve haksız – adaletsiz olsa da harama el uzatmayı telkin eder.

Ticaretten siyasete, sanattan spora, örflerden ekonomiye kadar her alanda hak belli, batıl bellidir. Bunu en kara cahil kafirler dahi kalplerine danışarak pekala bilirler. Ama münafık ve müşrikler bunun aksine davranmak suretiyle haksız kazanç ve nüfuslara sahip olmak suretiyle büyüklenmeyi, servete ermeyi ve ezmeyi dler. Bu kibir onalrı inkara, isyana ve ilahlaşmaya sevk eder ki sonrası şirkin katmerlisidir.

Yeryüzünün faniliğini anlayamayan, sınavı idrak edemeyen, hayatı bu dünya ile sınırlı sayanların akibeti hem bu dünyada hem ahiret yurdunda elbet karanlık ve azap doludur.

Tevbe kapısı her zaman açık, dua ile Allah’a yönelmek her daim olasıdır.

Allah, dileyene hidayet, dileyene azgınlık nasip eder.

Allah, azabı çetin, rahmeti bol olandır.

Sadece kafirler Allah’tan umut keser ve Allah cehennemi dolduracağına ahdetmiştir.

Münafıklık ve müşriklik, kafirlikten de beterdir. 

O halde aklı ve kalbi olan herkes için tek doğru yol Allah yolu, tevhid yoludur.

Bu yazıyı okudunuz mu?

vicdan

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir

Vicdan Allah’ın kalplere koyduğu adalet terazisidir Vicdan kalp sesidir. Dinleyene de dinlemek istemeyene de aynı ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir