Anasayfa / ALLAH (cc) / Yüce Allah ve fıtrat
imanilmihali.com
Din Allah’ındır

Yüce Allah ve fıtrat

Yüce Allah’ı tanımadan vaadini, yaratılışı ve sınavı anlamak mümkün değildir. Keza anlamak da doğru kelime değildir, doğrusu tanımaktır. Bilmek ve anlamak sırrına ermek, akla uygun hale getirecek ilme sahip olmak demektir ki insanlık bu sırra asla ulaşamayacak, hikmetin tecellileriyle yetinecektir. Tanımak ise Kur’an’daki, kainat, tabiat ve bedendeki ayetlerin alamet ve izlerinden gayet kolaydır. Bu yüzden zikir dinin sebeplerine varma da daima etkili olmuştur.

“O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun? Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.” (Mülk 67/3,4)

Allah’tan başka ilah yok, O’ndan başka Yaratan yoktur. O her şeyi duyan ve bilen, kimin daha iyi işler yapacağını görmek için hayatı ve ölümü var edendir. O’ndan habersiz kuş bile uçamaz, meyveler tomurcuk açamaz, dişiler doğuramaz, taş yuvarlanamaz, yaprak yere düşemez. Kuşları havada tutan da O’dur, yağmur yüklü bulutları sevk eden de, yaşı da kuruyu da, altı da üstü de, sağı da solu da bilen ancak O’dur. Allah’ın zatı değil, nimet, lütuf ve sıfatları düşünülmelidir. Havada kuşun kanadıyla uçtuğunu görüp de ondan uçma kanunlarını ve o kanunları yazan Allah’ın kudretini anlamaya çalışanlar içindir ki kuşların uçması bir ayet olur.

“Gaybın anahtarları yalnızca O’nun katındadır. Onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı da bilir. Hiçbir yaprak düşmez ki onu bilmesin. Yerin karanlıklarında da hiçbir tane, hiçbir yaş, hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Allah’ın bilgisi dâhilinde, Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” (En’am 6/59)

“Gökyüzünde Allah’ın emrine boyun eğerek uçan kuşları görmüyorlar mı? Onları gökte ancak Allah tutar. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.” (Nahl 16/79)

İnsanı var eden, kainattaki çoğu varlığa üstün kılan, cennetlerine varis kılan da O’dur.

“Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan (meniden) yarattı. Sonra sizi (erkekli dişili) eşler yaptı. Allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır.” (Fatır 35/11)

Tüm bu sınırsız ilim ve kudrete sahip Yüce Allah’ın yarattığı üstün varlık olmak, cennetlere varis kılınmak ise vebaldir, sorumluluk getirir, büyük bir onur ama bir o kadar da büyük mahcup olma endişesidir. İnsan, üstün kılındığı varlıklardan üstünlüğünü yaşayarak ispat etmekle mükelleftir. Tıpkı o cennetlere geri dönmeyi hak etmesi nasıl gerekiyorsa, kendisine verilen üstünlük ve kabiliyetleri de hayra ve güzele kullanarak varlık ve mahlukata da örnek olmak zorundadır.

Sünnetullah, Allah’ın fıtratıdır, yaşamı dizayn şekli, ahengi, nizamı, kaderidir. Allah’ın tavır ve tarzı demektir. Tüm yaşam O’nun dilediği şekilde var olmuş, olmakta ve sona akmaktadır. Tüm nefisler gibi tüm varlıklar da ecellidir ve baki olan sadece Allah’tır. Onu daha iyi tanıyabilmek içinse kendisince ayetlerde verilen isim ve sıfatlarına bakmak lazımdır ki Esma’ül Hüsna denen bu ‘En Güzel İsimler’ ancak O’na mahsustur. Bunların içinde en özel ve ortak olanı da elbette ALLAH’tır. Kendisini Kur’an’ın da; kızan, öfkelenen, sevinen, müjdeleyen, korkutan vb. tarif etmesi de insanın en güzel biçimde ve Allah’a benzer ruh yapısında yaratıldığına işarettir. Daha doğrusu duygu dediğimiz şeylerin kalpten değil gönülden, hafıza ve zeka dediğimiz şeylerin beyinden değil akıldan yani bilcümle tüm insani idrak ve beyanlarımızın aslında sadece ruhtan kaynaklandığının. Ve bu ruh içimize üflenen Allah emanetidir, sahibine geri dönecektir, her şeye şahit ve bilen olduğu için de hesap sorucu olarak yetecektir. Hiçbir şeyin Allah’tan saklı kalamaması da bu nedenledir.

Allah’ın cemal ve celali, güzel, gülen, merhametli yüzü (cemal) ile kızgın, hesap sorup, azap eden dehşetli yanı (celal) demektir. Cemal yüzünü imanlı kullarına, celal yüzünü ise şeytanla işbirliği yapanlara gösterdiğineyse şüphe yoktur. Yüce Allah’ın vaadinin iman edenlere cennet müjdeleri ve imansızlık edenlere cehennem ateşleri şeklinde olması bu iki zıt hikmetin tecellileri sebebiyledir. Yüce Allah rahmetinin çoğunu ahirete ayırmıştır. Çünkü orada herkesin bolca ihtiyacı olacaktır ancak…

Allah bu dünyada herkesin Rahman ve Rahim’i, ahirette herkesin Rahman’ı ama sadece imanlı kullarının Rahim’idir! Dolayısıyla ahirette herkesin Yüce Allah’a dair görecekleri aynı isim ve sıfatlar olmayacaktır. Bu da Allah’ın vaadinin neden ciddiye alınması gerektiğini izah eder, şart koşar. İnsan, bu yüzden Allah’a yürüdüğü yolda, Allah dışındaki her şeyden uzaklaşmak zorunda olandır. (Masiva, Allah dışındaki şeyler demektir.)

Bu yazıyı okudunuz mu?

Allah nurunu tamamlayacaktır

“Kim, İslâm’a davet olunduğu hâlde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalimdir? Allah, zalimler topluluğunu hidayete ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir