Anasayfa / ALLAH (cc) / Yüce Allah’ın fıtrat hatırlatışları
imanilmihali.com

Yüce Allah’ın fıtrat hatırlatışları

Yüce Allah;

Rahmân (Rahmetiyle muamele eden, esirgeyen), Rahim (Merhamet eden, bağışlayan), Selâm (Kullarını selâmete çıkaran), Hâdî (Hidayete ve doğru yola erdiren), Adl (Son derece adaletli olan), Halîm (Yumuşak davranan, hilmi çok olan), Afüvv (Affı ve rahmeti çok olan, bağışlayan), Şekûr (Kendi rızası için yapılan iyi işleri, ziyadesiyle mükafatlandıran), Veliyy (İyi kullarına, gerçek mü’minlere dost olan), Aziz (Mağlup edilmesi asla mümkün olmayan), Cebbâr (İstediğini mutlak yapan, dilediğine muktedir olan), Alîm (Her şeyi en ince noktasına kadar bilen, ilmi ebedi ve ezeli olan), Kâdir (Her şeye gücü yeten, her istediğini yapmaya kâdir olan), Tevvâb (Tövbeleri kabul eden)’dır.

Ama aynı Allah;

Kahhâr (Her şeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim olan), Muzil (Zillete düşüren, hor ve hakir eden), Habîr (Her şeyin iç yüzünden, gizli tarafından haberdar olan), Hafîz (Yapılan işleri bütün tafsilatıyla, ayrıntılarıyla tutan), Hasîb (Herkesin hayatı boyunca yaptıklarının hesabını soran), Mukaddim (İstediğini ileri geçirip, öne alan), Muahhir (İstediğini geri koyan, arkaya bırakan), Müntakim (Suçluları adaletiyle cezalandırıp intikam alan), Bâis (Ölüleri diriltip kabirlerinden çıkaran), Muid (Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan), Mânî (Bazı şeylerin meydana gelmesine müsaade etmeyen, engelleyen), Dâr (Elem ve zarar verecek şeyleri yaratan, hüsrana uğratan), Sabûr (Çok sabırlı olan), Reşid (Bütün işleri ezeli takdirine uygun bir nizam ve hikmet üzere sonuna ulaştıran)’dır. Dolayısıyla mağlup edilmesi mümkün değil, hesabından kaçılması olası değildir.

Kader çoktan yazılmış ve tebliğ edilmiştir. Bu kaderde şeytan ve askerleri mağlup olacak Allah ve dostları kazanacaktır. Ve bu vaat, insan aleyhine yemin eden İblisin ahdettiği an kendisine tebliğ edilmiştir. Tebliğ makamı ise Yüce Allah’tır. Buradan hareketle aslında dünya sınavı sonucu belli bir oyundan başka bir şey değildir. Kaybetmeye mahkum iblis ve soyu tarafında olanlar ile galip geleceğine yemin eden Yüce Allah’ın takımında yer alanlar arasındaki mücadele ne kadar çetin geçse de sonuç değişmeyecektir. Şu farkla ki iblis milyarlarca insanı peşine takıp kandırırken, gerçekleri buyuran Yüce Allah’ın dostları az sayıda kalacaktır. Çünkü şeytan beşeri, Yüce Allah ahireti müjdelerden bahseder ve zalim insan fani şehvet ve makamları tercih edecek kadar cahildir.

“Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın. Şüphesiz şeytan sizin için bir düşmandır. Öyle ise (siz de) onu düşman tanıyın. O, kendi taraftarlarını ancak alevli ateşe girecek kimselerden olmaya çağırır. İnkâr edenler için çetin bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.” (Fatır 35/5-7)

“… Oysa şeytan, Allah’ın izni olmadıkça, mü’minlere hiçbir zarar verebilecek değildir. Öyle ise mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.” (Mücadele 58/9,10)

İblisin ahdi karşılığında Yüce Allah, şeytanı hemen orada cezalandırmak yerine ruhsat (Haydi, onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaatlerde bulun.” (İsra 17/64)) ve zaman vermiş, dünya sınavını dilemiş ve şeytanı sınav vesilesi kılarak bir vaadde bulunmuştur; Şeytanın imanlı kullar üzerinde sultası olmayacak, iblise uyanların sonsuz hayattaki kaderi şeytanlarla aynı olacak, iman edip salih amel üreten has kullar, gelen peygamber ve kitaplara itikat ve itimat ettikleri sürece cennetlere geri dönmeye hak kazanacak, Allah’ın dini yeryüzüne mutlaka galip gelecektir.

“Hak vaad” tabiri ise hükmün adaletine ve mutlak gerçekleşeceğine işarettir. Keza bunu destekleyen çok sayıda ayet vardır.

“İnin oradan (cennetten) hepiniz. Tarafımdan size bir yol gösterici (peygamber) gelir de kim ona uyarsa, onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir” dedik. İnkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar cehennemliktir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara 2/38-39)

“Allah, dedi ki: “Yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. Andolsun, onlardan sana kim uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.” (A’raf 7/18)

Kul için bu hayattaki gaye cennetlere layık olmaktan da öte Allah rızasına mazhar olabilmektir. Tevhide uygun yaşamak, iblislere uymamak, küçük günahlar olsa da büyüklere yanaşmamak, fayda ve değer üretmek, Allah’a ve insanlığa yardım etmek, kötülük ve zulme savaş açmak, Allah yolunda canı ortaya koymak, doğrulukta sebat etmek inşallah Allah rızasına ermektir. Allah’ın imanın insanları koruyacağına dair vaadi, büyük bir rahmettir ki bu kalkan olmadan amansız şeytan saldırılarına karşı koymak imkansızdır. Nihayet dinin her çağda ve her ümmete bahşedilmiş olması ilahi hikmetin şefaat dolu nimetleridir. İnsan ise … zalim, cahil ve nankördür.

Yüce Allah, sınavın başlangıcında (fıtratta) insana bizzat hitap ederek, şeytanı en büyük düşmanı kılarak, yasak sayısını asgaride tutarak dinini bildirmiş, yeryüzüne o bilgilendirmeden sonra göndermiştir. Lakin Kabil’le başlayan şeytana kanma hadisesi göstermiştir ki zalim insan için kalbine konulan adalet terazisi vicdanlar doğru yolda kalması için yeterli değildir.

Bir zaman sonra artan Kabil’ler nedeniyle yüce Allah bu kez adeta sil baştan yaparak Nuh tufanı ile kafir ve müşrikleri, bozguncuları toptan yok etmiş yani vicdanın (cemalin) tam aksi kutbunu celalini gösterip azabıyla müdahale etmiştir. İkinci bir şansla kurtulan salih insanlık yine “iyi kalamayınca” Allah bu kez her topluma tek tek, içlerindeki en güvenilir ve sözü dinlenir insanlardan elçiler göndermiş, unuttukları yemini hatırlatıp kısa basit sözlü hatırlatmada bulunmuş, rota çizmiştir.

İnsan bu kısa ve az sayıdaki emirlere de uymak yerine azgınlığa yönelince Allah bu kez mucizeler sergileyip ahit almış, ama insan ahdinden dönerek yine lanete müstahak hale gelmiştir. Zaman unutkanlık sebebi olunca Yüce Allah ara ara ve kısmi nice helak, musibet ve belalarla cezalandırmayı denemiş, kısa süreli imana dönen insan azmaya devam edince, Yüce Allah bu kez peygamberlerinin arasını sıklaştırmış, insanlığın en zalim toplumlarına (İsrailoğulları) öncelik vererek diğerlerine de örneklik yolunu seçmiştir.

Firavun zamanı nice işkencelere tutulan insanlık, o zulümden kurtarıldığı halde yine buzağılara tapacak kadar vefasızlık gösterebilmiştir. Başkaca ilahlar ve şeytanlar arayan, sihre sapan, cinlere tabi insanlık bir kez de Süleyman Peygamber zamanında tüm şeytanlar ve o şeytanlardan medet uman kahinler boyunduruk altına alınarak sınanmıştır. Yüce Allah, bunca peygamber arasında nice doğru sözlü güzel insanlar da nasip etmiştir ki vahye doğrudan muhatap olmadığı düşünülen bu insanlar ilim ve akılla toplumlara doğru yaşam şekillerini yaşayarak göstermişlerdir. İnsanlık peygamberleri öldürdükçe ve dinlerini kendileri kaleme almayı tercih edince Yüce Allah peygamberlerini de mucizelerle donatmıştır.

İblisin küresel planı hep vardı. İlki Kabil’le başladı. Sonra yeryüzünü kapladı. (Mu ve Atlantis bahisleri için ilk kitabımıza bakınız.) Tek Göz, Nuh tufanından sonra (MÖ. 5.500 yıllarında) şeytancılığın atası ve sembolü olarak devreye girdi, firavunlar, Nemrutlar, Ad-Semud gibi inkarcı kavimler yaratıp, dönemin tüm egemen ve zorba inançsızlarıyla ahitleşti. Başını İsrailoğullarının çektiği bu grup, metafizik yöntemlerle, cin şeytanlarıyla temas kurup Kabala’yı, mişnaları üretti, cinleri ve İblisi ilahlaştırdı, kainatın ulu mimarı yaptı. Semavi kitaplar Zebur’dan başlamak üzere bu şeytani güdüden nasibini aldı ve Harut ve Marut isimli meleklerden öğrenilen küfürlerle (büyülerle) de zirve yaptı. Hz. Süleyman zamanı ilahi hikmetle 36 veya 40 yıllığına dizginlenen bu karanlık güç, Peygamberin vefatıyla yeniden serbest kaldı ve dünya bu günlere geldi.

Bu arada o şaşalı muhteşem krallığa sahip ülke, azdığı, iblisin yeniden egemenliğine girdiği ve hikmetten uzaklaştığı için kısa süre sonra esir edildi, sürgüne gönderildi, mabet yıkıldı, servet ve hazineleri yağmalandı. Muhtemelen İsrailoğullarının İblisle ahitleşmesi de Hz. Peygamberin hükümdarlığı esnasında oldu.

(MÖ. 971-931 yılları arası yaşanan Hz. Süleyman döneminde rivayetlere göre 40.000’den fazla şeytani cin yarım yüzyıla yakın süre mabet inşasında insan emrinde-zor şartlarda çalıştırıldı. İblis emirde çalışanlardan mıydı Kur’an bildirmez ama en azından iblisin soydaşlarına yardım edemediği hatta Hz. Peygamberin vefatını bir yıla yakın süre anlayamayacak kadar akılsız olduğu katidir. Dünya bu anılan sürede tüm şeytan cinleri mahkum olduğu için rahat bir süreç yaşadı. İnsan şeytanları çaresiz ve ilhamsız kaldı. Araştırılırsa bu dönemde savaşların, karmaşaların olmadığı görülecektir.)

Yüce Allah’ın semavi dinlere kadar verdiği tüm nasihat ve emirleri sözlüdür, nasihat içeriklidir, kısa ve basittir. Bundan sonra ise hatırlatmalar yazılı olarak bildirilecektir. Lakin insan zalimdir, nankördür ve yazılı olarak vahyedilen Musa Peygamberin taşa yazılı levhalarını değiştirecek, Davud peygamberin Zebur’unu yok edecek, İsa Peygamberi üç senelik risaletinin ardından çarmıha gerecek, kavmiyle 23 sene yaşayan Hz. Peygamberi inkar edecek kadar uslanmazdır.

Yüce Allah, Zebur’da nasihatlerini, Tevrat’ta kısmen emir ama çoklukla müjdelerini, İncil ile sevgi ve hoşgörü dolu tembihlerini iletmiş, bunları tahrif eden insanlığa nihai ve detaylı tedbir olarak Kur’an ile kesin emir ve yasaklarını, hem de yazılı olarak bildirmiş, dahası Kur’an’ı kendi ebedi korumasına almıştır.

Adalet Kur’an’la tamam olmuştur. Kur’an tüm din yolculuğunun özeti, tamı, sonudur, detaylı, kısa ve özdür. Tüm insanlık için anayasa ve rehber mahiyetindedir. Bu Yüce Allah’ın son kutsal ve toplu müdahalesidir ama elbette son iradesi değildir. Yüce Allah, mucizelerle, musibet ve afetlerle, yeni keşiflerle insanlara ilim ve idrak göndermeye, iman ve hidayet vermeye devam etmektedir. Lakin dini tamamdır, kıyamete dek bakidir. Gönderdiği ilhamlar o dinin hayata tatbikini temin maksatlıdır.

Kendisi için çok kolay olsa da Yüce Allah, haşa felsefe olarak hiçbir zaman tüm insanlığın kurtuluşunu dilememiştir. O dilemiştir ki emirle değil rızayla, tamamı olmasa da bir kısmıyla insanlık iman çatısında toplansın ve kendisinden başkasına meyletmesin. Son’u gören olarak O’nun dileği, iman edenlerin kurtulması, etmeyenlerin bela çukurlarında yok olmasıdır. Çünkü ahdi veren insandır, emaneti yüklenen insan sözünü tutmalıdır, Allah’ın vaadi boşuna değildir ve değişmez. İblis ise her safhada baş düşman, kandıran ve caydıran olarak devrededir.

“Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur…” (Zümer 39/7)

Ahir zamanda Yüce Allah sözünü tamamlamış, insanı şeytanlar arasında Kur’an’la ve kalbiyle baş başa bırakmış, insana gözler önündeki ayetlerini işaret ederek başkaca bir kılavuza ihtiyacı olmadığını hatırlatmıştır. İblise verilen süre sonuna kadar insanlık artık tek başınadır, başka peygamber ve kitap gelmeyecektir. Evvela bizzat hitapla, sonra tufanla, sonra nasihatle, sonra helaklarla, sonra sözlü ve nihayet yazılı tebliğlerle tarih boyunca hatırlatmada bulunan Allah, Kur’an’la kalıcı tebliğini yapmış ve adaletini göstermiştir. Bundan sonrası insana kalmıştır. Artık ahirette zerrece haksızlık olmayacak, hesap Kur’an ile görülecek, kimse haberim yoktu diyemeyecektir.

Yüce Allah insana daima ve sadece fıtrattaki misakını hatırlatmış, vaadinde buyurduğu güzel ve kötü sona giden yolları hatırlatmış, her defasında şeytan ve soyunun illetlik düşmanlığını bir kez daha göstermiştir. Çünkü maalesef küfrün ve azgınlığın zirve yaptığı anlarda risaletle görevlendirilen peygamberler insanın azmasına ve şeytana uymasına mani olamamıştır. Çünkü insani zalim, cahil ve nankördür.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Sabır ve şükür

Yüce Allah vaadinde, sabır ve şükürle doğru yoldan ayrılmayan kullarını cennetleriyle müjdeleyeceğine vaad vermiştir. Bu ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

97 − 90 =