Anasayfa / ALLAH (cc) / Yüce Allah’ın hesabı
imanilmihali.com

Yüce Allah’ın hesabı

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.” (Lokman 31/33)

Yüce Allah’ın hesabı her şeyin üzerindedir ve Allah tuzak kuranların en çetinidir. Buraya kadar anlatılanlar dünyayı acınası ve yaşanmaz hale getirmeye gayretli iblis ve taraftarlarının gayesidir oysa Yüce Allah bunu bilen, bir yere kadar müsaade eden ama nihayette mücadeleyi kendi taraftarlarının kazanacağına yemin edendir. Yani şeytan ve soyu ne yaparsa yapsın kader ve akıbet değişmeyecek, doğru ve imanlı olanlar kazanacaktır. Çünkü Allah’ın hesabı ayetinde bildirdiği üzere başkadır.

İblisin yeminine karşılık insana imanı buyuran, Fil ordularına karşı ordularını gönderen, kabalist kahinlerin insan ve cin ordularına karşı Hz. Süleyman’ın emrine cinleri ve tabiat kuvvetlerini veren, Hz. Peygamber’ini cihatlarda yalnız bırakmayan Allah, kıyamete yakın zamanlarda da iman kardeşlerinin yardımına elbet yetişecek ve şeytanların kazanmasına müsaade etmeyecektir.

Dehşetli kıyametin soğuk nefesinin hissedildiği ahir zamanda şeytan soyunun gayretlerini artırma ve hızlandırma emeli boşuna değildir. İnsanlık dünya sınavının sonuna yaklaşmakta, azmakta, şeytan taraftarları çoğalmakta ve kıyamet hissedilir olmaktadır. Ahir zamanın kıymetlisi İMAN, bu zamanda elde tutulması gerekendir. Bu dönemde imanlı kalabilmek zorlaşacaktır. Ne yapmak lazım sorusunun cevabı ise önce Kur’an’da, sonra kalpte ve akıldadır. İnsanlık Kur’an, beden ve kainattaki ayetleri okuyarak yapılmaya çalışılanları anlayabilir ve iblisin ahdindeki gayelere vakıf olabilirse ahir zamanı daha iyi yorumlayacak, kalbine danışırsa doğruyu görecek, aklını kullanırsa şeytan oyunlarını boşa çıkaracak, imana sarılırsa tuzak ve hilelerden kurtulacaktır.

Allah’ın hesabı, herkesin hesabı üzerindedir. Doğrular tüm toplumlar tarafından öğrenildiğinde, ‘Türkiye Türkler’e bırakılmayacak kadar değerlidir’ diyenler ve Avrupa’da da Türk bayrağını yakanlar, Anadolu’da Türk milletinin yaşıyor olmasına şükredecektir. Şimdi bunlar için çok fazla kahır etmeye gerek yoktur.

Allah her şeyi işiten, gören ve bilendir. O, kafirler istemese de nurunu tamamlayacak olandır. Yüce Allah şeytanlara başarı şansı elbette vermeyecektir ama Yüce Allah dilerse tüm bu rezillikleri tek bir emri ile silme kabiliyetine sahipken diler ve ister ki; kulları bunu Allah adına, Allah rızası için, samimiyetle yapsın, kanmasın, korkmasın, aldanmasın, mücadele etsin, aklını kullansın, imandan ve kendisinden vazgeçmesin. Yüce Allah, insanların çoğunun şeytanlarla bir olduğunun elbet farkındadır, şeytanların insanlar hakkındaki zannında haklı çıkacağını da bilmektedir ve Allah, insanların Kur’an’ı hayatın dışına ittiğini, iteceğini de bilmektedir. Allah cehennemleri dolduracağına ahdetmiştir ama cennetleri dolduracağına ahdetMEmiştir. Nurunu bize rağmen tamamlarsa çekeceğimiz var demektir, bizimle tamamlarsa da çok yakında aydınlanma başlayacak demektir.

Peki kafir kimdir? Oturup kalkılması bile mü’minlere yasak edilen bu kafirler kimlerdir? Kast edilen ilk etapta inkarcılardır. Yani Allah’ı veya Kur’an’ı veya Hz. Peygamber’i yahut İslam’ı ya da Allah’ın din adına bildirdiği emirleri inkar edip onaylamayan, uydurma veya gereksiz bulan, elle kaleme alınmış kabul eden, din adına vadedilenlerin gerçekleşmesine ihtimal vermeyen, yeniden dirilme gibi olağanüstülüklere, ahiret hesabına vb. iman etmeyenler, meleklere cinsiyet yakıştıranlar, Cebrail ve Mikail’e düşman olanlar, meleklerin kanat sayıları hakkında ileri gidenler, din içinde görünüp münafıklık, müşriklik, mürailik edenler … kafir grubudur.

“Her kim Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail’e ve Mîkâil’e düşman olursa bilsin ki, Allah da inkâr edenlerin düşmanıdır.” (Bakara 2/98)

Bunlar istemese de nurun tamamlanması nedir o halde? Akla ilk gelen, tüm bu küfür cephesinin Peygamberimizin tebliğine itiraz etmekte kullandıkları her bir gerekçelerinin hayata geçişi aslında nurun ta kendisidir. Yani hak ve adaletin, eşitlik ve özgürlüğün, sevgi ve kardeşliğin yere egemen olması, kötülüklerin cezasız bırakılmaması, iyilik ve güzelliğin, bu arada iman, İslam ve tevhidin yeryüzüne barış ve esenlikle beraber egemen olmasıdır.

İkinci seçeneğimiz Allah’ın dünya hayatına dair vadettiği tüm hak buyruklarının hayata geçirmesidir. Üçüncü cevabımız ise ahiret hesabından sonra kesin ve hak olarak herkesin yapıp ettiklerinin karşılığını bulacağı sonsuz hayat yani hesap ve mizan sonrası dönemdir.

Lakin son ihtimal kesin ve kast edilen asıl gaye olmakla birlikte, ilk seçeneğin gerçekleşmesi de Allah’ın vaadleri arasında yer aldığı için nurun bu yaşamda da temini söz konusudur. Doğrusunu Allah bilir ancak bu hayattaki nurun tamamlanması Allah’ın yardımı olmadan zor görülmektedir.

Allah, “Andolsun ki ben ve Peygamberim muhakkak galip gelecektir” buyurarak Hakk’ın zaferini işaret etmiş ve iman cephesinin tüm şeytani oyun ve tuzaklara rağmen muzaffer olacağını emretmiştir. Peki az sayıdaki imanlıyla bu nasıl olacaktır? Tufanlar, Tsunamiler, yanardağlar, depremler ile mi? Yoksa tuzakları boşa çıkartan Allah şimdiye kadar yaptığı gibi küreselcilerle siyonistleri, küreselci, aileleri birbiriyle, çıkarcı şeytanları diğer şeytanlarla mı vuruşturarak yapacaktır?

Zulümlerin vebali … yarına kalsa da kimsenin yanına kalmaz ve Allah tuzakları boşa çıkarandır. Yüce Allah buyurmaktadır ki ‘Onlar ne zaman savaş ateşi yakmaya kalktılarsa Allah söndürmüştür.’ Bu da demektir ki YDD senaryosunun geleceği tasarlanandan farklıdır. Ahir zaman Kur’an’ın altın çağı olacaktır. Bizi ilgilendiren husus imanda sabit kalmak, akıl ve bilimden vazgeçmemek, şeytanlara düşman, meleklere ve mü’minlere dost olmaktır.

Son savaş, İslamiyet hariç diğer tüm dinlerde ortak bir beklenti veya destandır ki tamamen küreselci oyunu ve israiliyat kaynaklı bu yalanlar sebebiyle dünya orduları ve yönetimleri silah savaşını sürekli kızıştırmakta, silahlanmakta, nükleer silahlar her geçen gün yeni kabiliyetler kazanmaktadır. Armageddon da denilen bu savaş filmlere bile konu olmuş bir son hamledir. Dikkat edilirse siyonizm kaynaklı şeytani çabalar hep bir kurtarıcıyı özendirir, öne çıkartır, hep yaklaşan büyük bir tehlike vardır ve dünya insanlığı aynı çatı altında birleşmek zorundadır. Nihayet birleşen insanlık o kurtarıcı sayesinde yok olmaktan kurtulur. Yani Mesih’in!

Allah ve Peygamber’in galip gelmesi ise; Kur’an’ın ve hükümlerinin haklı çıkması, Allah’ın muradının gerçekleşmesi, tevhidin insanların kalplerine ve devletlerin yönetim ilkelerine girmesi, İblis ve askerlerinin emrine girmeyenlerin kazanması ve Altın çağın ‘Kur’an çağı’ olması demektir. Hak kazanacak, batıl kaybedecektir. Tevhid kazanacak diğer tüm insan ürünü din ve inançlar kaybedecektir. Her şeye rağmen böyle bir savaş yaşanacak olursa da bu savaşın tarafları ülkeler olmayacak, iman ve küfür cepheleri olacaktır. Öyle ki zulüm üretenlerle mağdurlar var olma mücadelesine girecek, iman orduları Türklerin önderliğinde sayısız kayıplar verdikten sonra Allah’ın yardımı gelecek ve zafer kazanılacaktır. İşte Türk’lerin tarihi ve manevi misyonu da budur, buradadır.

İman ordularına bayraktarlık yapacak Türk milleti bugüne dek nasıl kahramanca savaşmış ve nasıl imanına karşılık rahmete mazhar olmuşsa, galibiyete uzanıp nasıl ezan seslerini hür kılmışsa, olursa bu son savaşta da imanın bayraktarlığını yapacak ve elbet kazanacaktır. İşte Türk ve Müslüman olmanın kıymeti buradadır. Bir ütopyadan öte bu kabul, aklın sezişidir ve hak orduları kazanacağına göre akıllar nefisleri hak tarafta olmaya zorlamalıdır. Bunun için de hak din İslam’a ısınmalı, imana ermek için tevbe ve dua ile Allah’a yakarılmalıdır. Aklın mesuliyeti bu sonu görerek tedbir almak, kalbin görevi dua, inanç, gayret ve tevekkülden sapmadan Allah’tan yardım dilemek, sebat ve sabırla korunmaya çalışmaktır.

Ahid hem bir yemin hem bir sözleşmedir. İblis insanlık aleyhine yemin ederken aslında Allah’a karşı da bu görevi muntazam yapacağına dair söz vermiştir. Şeytan ve soyu insanlığın gözü önünde bağıra bağıra kendi ahdine çalışmakta ama sağır insanlık duymamakta, duymazdan gelmektedir. Yıllarca tevhid hayallerine kendisini kaptıran insanoğlu şirk belasından habersiz yaşamış, şeytandan korkmuş ama neden şeytan olduğunu araştırmamıştır. İslam içi din adamları da şeytana sadece mistik anlamlar yüklemekle yetinmiş ve iblis masal kahramanı olmuştur. Oysa hakikat öyle değildir. Yüce Allah’ın insanı zalim, cahil, nankör ve aceleci tanımlaması da boşuna değildir. Hakikat elbet tecelli edecek ve Kur’an ile yeniden yapılanma elbet gerçekleşecektir ama muhakkak ki çok canlar yanacak, akıbetler kararacaktır.

İmana davet edenlerin görevi imansızlığı da ret ve lanetlemektir. Bunlardan ilki yapılır ve ikincisi yapılmazsa iman güdük kalır ve Allah sadece kendisine yardım edene yardım eder. Yani kul şeytanın oyunlarına direnmedikçe imanı tamam olmaz ve dünyalık umuduyla şeytanların emellerine sessiz kalanlar aynen onlar gibi dilsiz şeytan olurlar.

Bu yazıyı okudunuz mu?

İslam’ın abdesti iman

Bir çekirdekten dev çınarı çıkartan Allah bizler için iman nüvesini kalplere koymuştur. O iman büyüyecek, ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

58 + = 67