Anasayfa / ALLAH (cc) / Yüce Allah’ın muradı
imanilmihali.com
Yüce Allah'ın muradı

Yüce Allah’ın muradı

Yüce Allah’ın muradı

Yüce Allah çokca sevdiği ve güvendiği, yeryüzüne ve cennetlerine varis kıldığı insana her türlü kabiliyet ve nimeti bahşetmiş, akıl, ruh ve şuurla donatarak kainata (hepsinden değil çoğu varlıktan) üstün kılmış, lakin insan İblisin oyununa gelerek ilk günaha imza atmış ve yeryüzü sınavı belirli bir süreye kadar bu sayede başlamıştır.

Yüce Allah kimin daha iyi iş yapacağını görmek ve cennete varis kılacaklarını seçmek, iman sahiplerini ayırt etmek için sınavı yaratandır ve O, daha insan yaratılmadan ruhlarından söz almış, Kur’an’ı (Ana Kitabı) var etmiş, sonra yarattığı insana Kur’an’ı öğreterek, insanın aklıyla, hür iradesiyle kendisine yönelmesini, yanlış yollara sapmamasını, emanete sahip çıkmasını dilemiştir. İnsanın ve kainatın yaratılışı elbette boşuna değildir, sınav içindir.

Bu sınavın baş düşmanı olan İblis, kibir ve cehaletle hikmeti anlayamayan, ilahi iradeye isyan eden gafildir ve akibeti sonsuz cehennem yurdudur. Lakin o kendisine verilen süre zarfında insanı Allah aleyhine kandırmaya yemin etmiş ve bunun için Yüce Allah’tan müsaade ve zaman almıştır.

Allah’ın vaadi ise İMAN EDENLERİN korunacağına dairdir ve tüm bu yaratış ve imtihana ait hak ve doğru yani Yüce Allah’ın muradı ise elbette, sadece ve daima Kur’an’dadır.

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?” (Enbiya 21/10)

Yüce Allah Kur’an ile evvela kendisinin yüceliğini hatırlatmış, akabinde fıtratta verdiğimiz sözü beyanla ve her rekatta tekrar ettirmekle ahde vefayı emretmiştir ki bu ahid içerisinde dinin ve Allah’ın muradının tamamı zaten vardır.

“De ki: “O, Allah’tır, bir tektir. Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır; O, hiçbir şeye muhtaç değildir.)” O’ndan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir). Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (İhlas Suresi)

“Hamd , Âlemlerin Rabbi , Rahmân , Rahîm , hesap ve ceza gününün (ahiret gününün) mâliki Allah’a mahsustur. (Allahım!) Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğrayanlarınkine ve sapıklarınkine değil.” (Fatiha Suresi)

İmtihan bu ahde sadakat imtihanıdır.

“O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş’ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır…” (Hud 11/7)

“İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.” (Zümer 39/49)

“Her canlı ölümü tadacaktır. Ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.” (Al-i İmran 3/185,186)

İmtihanın en kıymetli soru ve gayesi hak ile batılı birbirinden ayırmak, insanları Kur’an ile bildirilen Allah yoluna yani Hak’ka davet etmektir. Kur’an ve İslam hak yolun temsilcisi, şeytan ve şirk ise karanlığın davetçisidir.

“De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.” (İsra 17/81)

İnsana yüklenen emanet yeryüzüne ve cennetlere varis olmak, bahşedilen kabiliyetleri hak istikamette kullanmak, aksini seçme kabiliyeti varken doğru ve hak olanı seçmek ve cennetlerdeki yaşamda sonsuz hayata arınmış olarak erebilmektir.

“Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir. Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ahzab 33/72,73)

Şeytan bu emanetin baş düşmanıdır ve ahdi insanları imanlı kullar hariç Allah aleyhine kışkırtarak batılda birleştirmek ve kendisi gibi cehennemlik kılmak, bu sayede sınava balta vurmaktır. Lakin onun gayretleri de sınavın şartıdır ve iblis cennetliklerin seçilmesi için kendisine verilen görevden başkasını yapmamaktadır. Yani o aksi kutup veya ayrı bir ilah değil sadece verilen emri yapan bir sınav aracıdır, imtihan vesilesidir.

“Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, “Birbirinize düşman olarak inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süre barınak ve yararlanma vardır” dedik.” (Bakara 2/36)

Çünkü tüm hüküm, ilim ve kudret Allah’ındır ve O, insanlardan bunu anlamasını ve teslim olarak kalpten desteklemesini murad eder.

“Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Sizin için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.” (Bakara 2/107)

Allah’ın rıza ve muradı da buradadır ve O inkara razı olmaz, imana razı olur.

“Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizin için buna razı olur. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz ancak Rabbinizedir. O da size yaptıklarınızı haber verir. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir.” (Zümer 39/7)

Kendisine karşı gelmekten sakınanları en iyi bilen O’dur ve Allah rızasını kazanmak duasıyla yaşayanları hayırlara erdirecek, cehennemden muhafaza edecek, doğru yola iletecek olandır.

“Binasını takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) ve O’nun rızasını kazanmak temeli üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını çökmeye yüz tutmuş bir yarın kenarına kurup, onunla birlikte kendisi de cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah, zalimler topluluğunu doğru yola erdirmez.” (Tevbe 9/109)

Çünkü Allah rızası bu hayatın gayesidir ve Allah tüm insanların bu rıza için nefes alıp vermesini murad eder. Bu O’nun vaadidir ve bu vaad cennet hayallerinden de yücedir, korkusuzluk, ölümsüzlük, bol nimet ve rahmettir.

“Allah, mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara, ebedî olarak kalacakları, içinden ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde çok güzel köşkler va’detti. Allah’ın rızası ise, bunların hepsinden daha büyüktür. İşte bu büyük başarıdır.” (Tevbe 9/72)

Yüce Allah’ın Peygamberin şahsında tüm insanlara duyurduğu bahisler ise Allah muradının nerelerde saklı ve bu murada erişebilmek için neler yapmak gerektiğinin de ipuçlarını verir.

İlk emir muhakkak ki Alemlerin Rabbinin yüceltilmesi yani en tepeye ve tek başına konması, anılması, başkaca ilahlar edinilmemesidir. Müreakip emir kötülüğü emreden ve terbiye ile güzele yönelebilen nefsin arındırılması yani manevi cihaddır ki bu bireyin şeytanlardan ve zulümden uzak kalması için tek devadır.

Şirk belası küfür ve münafıklıktan çok daha sistemli ve organize bir şeytan dinidir ve ayetin işaretiyle Allah rızasına en büyük engeldir. Çünkü bu hal üzere ölmek, başka hiçbir günah için anılmadığı halde, afsızlığa mahkumiyettir. Nihayet iyilik ve salih amellerin gayesi sadece Allah rızasına mazhar olmaktır ki karşılık bekleyerek veya birilerine yaranmak ya da birilerinin rızasını almak adına yapılan iyiliklerin ilahi katta hiçbir kıymeti yoktur.

Sabretmek ayetlerde sayısız yerde geçen kıymetli bir uyarı ve öğüttür ki Yüce Allah kullarının kendisinden gelene sabrını, imtihana sabrını emrederken zulme karşı aynı sabrı dilememekte tam aksini emretmektedir.

“Ey örtünüp bürünen (Peygamber!) Kalk da uyar. Rabbini yücelt. Nefsini arındır. Şirkten uzak dur. İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma. Rabbinin rızasına ermek için sabret.” (Müddessir 74/1-7)

“Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu kötülüklere gömüp kirleten kimse de ziyana uğramıştır.” (Şems 91/7-10)

Yüce Allah’ın vaadi haktır ve muradına işaret eder ki bu anlamda tüm Kur’an bu muradın tercümesidir. Lakin kısaca aşağıdaki ayette de görüldüğü gibi bu murad iman, ibadet, ahlak ve salih ameli işaret eder ki ilk adım ve temel taşı imandır.

İyilik muhakkak kazanacak ve kötülük yok olacaktır. Bu eski kavimlerde de böyle olmuştur ve ahir zamanda da böyle olacaktır. Bu ise bize hangi tarafta durmamız gerektiğine işarettir ki Allah’ın muradı daima doğru taraftan yanadır.

İslam’ın yeryüzüne ve özellikle iman sahiplerinin kalplerine egemen olacağı da bir başka vaaddir ki o ana dek yaşanan tüm korku ve acılar nihayete erecek ve mükafatlara kavuşulacaktır. Çünkü sadece Allah’a kulluk ve ibadet edenelr için tek korku Allah rızasını kaybetmekten ibarettir. O halde inkar edenler insanların en zalimi ve Allah’ın muradına ters düşenlerdir.

“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” (Nur 24/55)

İmtihan alanı olarak fani vaziyette var edilen dünya güzeldir, süslüdür, yeterlidir lakin baki ve asıl değildir. Bu hayata hak ettiğinden fazla değer vermek ve bununla razı olmak ise sadece cahillerin ve fasıkların işidir ki dünya hayatına aşırı meyil tüm kötülüklerin başıdır.

Allah’ın muradı, kulların sınavı anlaması, dünyaya hak ettiğinden fazla değer vermemesi, ahiretin unutulmayarak asıl hayatın orada yaşanacağına inançla bu istikamette yaşanmasıdır.

Dünya hayatına razı olanların nasibi ancak dünya nimetidir ve bu bolca verilir lakin onların ahiretten nasibi olmayacak, ayrıca ahireti inkar edip hafife aldıkları için bedel ödeyeceklerdir. Oysa ahiret nimetlerini isteyenlerin bu dünyada da nasibi vardır ve onlar asla üzülmezler.

“Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.” (Hadid 57/20)

Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer. Kim de mü’min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.” (İsra 17/18,19)

“Şüphesiz bize kavuşacağını ummayan ve dünya hayatına razı olup onunla yetinerek tatmin olan kimseler ile âyetlerimizden gafil olanlar var ya; işte onların kazanmakta oldukları günahlar yüzünden, varacakları yer ateştir.” (Yunus 10/7,8)

İmtihan zor olsa da Yüce Allah insan için kolaylık murad eder ki kimseye taşıyamayacağı yükü yüklemeyen Allah, iman nimetini tamamlamak, arındırmak, Kur’an ahlakına erdirmek ve temizlemek ister.

O, tüm insanların kendisine daha hayata gelmeden verdiği ilahi mukaveleye (fıtri misaka) sadık kalmalarını ister ve kendisinden saklı hiçbir şey olamayacağını beyanla kullarını gerçek imana çağırır.

“.. Allah, size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez. Fakat O, sizi tertemiz yapmak ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz. Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve “işittik, itaat ettik” dediğinizde ona verdiğiniz ve sizi kendisiyle bağladığı sağlam sözü hatırlayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.” (Maide 5/6,7)

İslam, kıyamete kadar baki nimetin adıdır ve Kur’an’ın tek mesnet olduğu bu din doğru yolda olmak ve sapmak ayracıdır. kalpler Kur’an ile doğruyu bulur ve Kur’an’sız kararır. İstek ve tercih ise kulundur.

“Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.” (En’am 6/125)

Kur’an ahlakı veya cennet ahlakı dediğimiz şey Hz. Peygambere de nasip olandır ve kalbi imana karşılık imanın hayata bakan penceresi olan bu ahlak Yüce Allah’ın en yüce muratlarındandır.

“(Ey Muhammed) Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem 68/4)

Salih amel, içerisine ibadet ve hayratı, söz ve davranışları da alan devasa bir nimet ve güzelliktir ki Yüce Allah kalplerdeki iman ve maneviyatlardaki ahlak ile kullarının daima güzel ve iyiye hizmette yarışmasını murat eder, çirkinlik ve fenalığı da yasaklar.

Adalet ve hak Allah’ın en yüce muratlarındandır ve hayasızlık ve fenalığı yasaklayan Yüce Allah insanlara öğüt vermekle, doğru yolu göstermekle akıl ve kalplerin iyilikte buluşmasını murad eder.

İman edip salih ameller işleyenlere gelince; onlara içinden ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu büyük başarıdır.” (Büruc 85/11)

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl 16/90)

Dua ile kendisine yönelinmesi Yüce Allah’ın muradıdır ve bunu ihmal edenlerin veyahut tenezzül etmeyenlerin işleri kolay olmayacak, nasipleri kısıtlanacak ev Allah katında değerleri de düşük olacaktır. Dahası dua edenlerin kardeşliği iman kardeşliğine giden yol üzeredir ve duadan mahrum ve duaya düşman olanların vebali fena, azabı çetindir. Allah bu nedenle kulları için ‘sadece kendisinden’ dua ile istemelerini ve duaya karşılık vermeyi murad eder.

“(Ey Muhammed!) De ki: “Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin! Siz yalanladınız. Öyle ise azap yakanızı bırakmayacak.” (Furkan 25/77)

“Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.” (Kehf 18/28)

Yüce Allah rahmeti bol olan Rahman’dır ki Rahmanlığı her iki cihanda iman eden ve etmeyen herkese ama rahmeti bu dünyada herkese ama ahirette sadece iman edenleredir. Bu nedenle O murad eder ki kulları kendisini ansın, bilsin, tanısın, tabi olsun ve sığınsın.

Şefaat ve bağışlanmayı dileyen insanın muradına cevap veren Allah bağışlamayı murad eder lakin bunda şart yukarıda bahsedilen Allah rızasına mazhar olma şartıdır ki bu yoksa ne o kimse şefaat edebilir ve ne de şefaate mazhar olabilir. Yani şefaat sadece, Allah’ın rızasına, muradına uygun yaşayanlar içindir.

“Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.” (Enbiya 21/28)

Yüce Allah’In muradı insanların kendisinden başka vekil ve Malik tanımamasıdır. O, insanların iman ederek sadece kendisine güvenmesini, elinden geleni yapıp sonucunu Allah’a bırakmasını murad eder ki bu vekalet sadece kendisine olacak, başkalarına da olmayacaktır!

“ .. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa 4/81)

Şirk tüm zamanların en büyük belası ve cehheneme mahkum eden bir illet olduğu için Yüce Allah kulları için şirkten korunmalarını, şeytanlardan uzak durmalarını, şeytanın en büyük düşman olduğunu unutmamalarını murad eder.

Ayetlerin açık ifadesiyle maalesef insanalrın çoğu imanlarına şirk bulaştırmakta yani isteyerek veya istemeden Yüce Allah’ın Rab’liğine eş ve ortaklar atamakta, açık veya gizli şirke tabi olmaktadır.

“İman edip de imanlarına zulmü (şirki) bulaştırmayanlar var ya; işte güven onların hakkıdır. Doğru yolu bulmuş olanlar da onlardır.” (En’am 6/82)

Yüce Allah açık olarak iyilik ve güzelliği emrederken gizli olarak da, kapalı kapılar ardanda da hiyanetin değil infakın, adaletin velhasıl güzelliğin konuşulmasını murad eder. Yani o diler ki açık veya kapalı yerlerde olsun insanlar daima iyi ve güzele hizmeti konuşsun, hainlik ve tuzaklar peşinde olmasınlar.

“Ey iman edenler! Siz baş başa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı (kötülükten sakınma yeteneğini) konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.” (Mücadele 58/9)

Yüce Allah, nurunu tamamlamayı murad eder ki bu kafirler ve müşrikler istemese de böyledir. Bu nur ise Kur’an’ın ve İslam’ın hayata egemen olması, sınavın salimen tamamlanması ve emanete ihanet etmeyenlerin adil olarak seçilmesi, hesabın zerrece haksızlık yapılmadan kapatılmasıdır.

“Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa kâfirler hoşlanmasalar da Allah, nurunu tamamlamaktan başka bir şeye razı olmaz.” (Tevbe 9/32)

Yüce Allah’ı kandırmak asla mümkün değildir çünkü O bizlere şah damarından da yakındır ve her şeyi bilen ve görendir. O halde münafıklık, riya ve gösterişle iman eder, kullukta yarışır görünmenin kimseye faydası yoktur ve O kalpten iman edenleri de bilir ki sınav zaten bu seçimdir.

Meleklerin, insanların ve hatta peygamberlerin şahitlikleri söz ve hareketlere göredir ve lakin Yüce Allah kalpleri ve niyetleri bilen Tek olduğu içindir ki münafıklık asla söz konusu değildir, iman kalbi bir meseledir, O imanı veren ve bilendir. Zaten bu nedenle takva yeryüzünde insanlar arası değil sadece Allah katında bir üstünlük derecesidir.

Münafıklık ise müşriklikten çok az kötü olmakla cehenneme aday olmaktır ve Allah mü’minlerin yanına sinsice sokulup yüreklerde patlayan bu hain yalancıları cehennemde kafirlerden de aşağıya koymayı murad eder.

“Allah, elbette kendisine iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir.” (Ankebut 29/11)

Kullarının imanda sebat etmesi veya gaflette bulunup bir günah işlediklerinde derhal tövbe etmeleri Yüce Allah’ın muradlarındandır. Sebatın burada iman ile eşleştirilmesi, diğer ayetlerde geçen ‘doğruluk ve güzellikte sebat’ ile birlikte düşünüldüğünde imanın nasıl bir güzellik ve esenlik imkanı olduğu da anlaşılacaktır. Yani Allah’ın muradı hem imanda sebat edenleri ödüllendirmek hem de anlık gafletle günah işleyip tövbe edenlerin tövbelerini kabul etmek şeklindedir. 

“Kötülükleri işleyip de sonra ardından tövbe edenler ile iman(larında sebat) edenlere gelince şüphe yok ki, Rabbin ondan (tövbeden) sonra elbette çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (A’raf 7/153)

İnsanlar için helal ve temiz olanla yetinmek, zorlama ve riya olmadan, kalpten geldiği şekilde, has ve devamlı olarak, sadece Allah’a kulluk ve ibadet etmek, ibadeti huşu ile eda etmek Yüce Allah’ın bir diğer muradıdır.

“Artık Allah’ın size helâl ve temiz olarak verdiği rızıklardan yiyin. Eğer yalnız O’na ibadet ediyorsanız, Allah’ın nimetine şükredin.” (Nahl 16/114)

İnsanların şükretmesi, kendisine duyulan minnetin ifadesi anlamında Yüce Allah’ın hakkı ve beklentisidir ve şükredenler için azap olmayacağı Allah’ın vaadidir. O, şükreden kullarına karşılığını vermeyi murad edendir.

“Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size niye azab etsin ki? Allah, şükrün karşılığını verendir, hakkıyla bilendir.” (Nisa 4/147)

Ve insan tüm bu nimet ve rahmete rağmen nankördür, zalim, cahil ve acelecidir. İnsan, Allah muradına ve rızasına ermek yerine dünyevi telaşlarla oyalanır gider ve ziyandadır.

“Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).” (Asr Suresi)

Özetle;

Yüce Allah’ın muradı kullarının fıtri misaka sadık olarak imanla, sadakatle doğru ve düzgün vaziyette sadece kendisine tabi ve teslim olarak yaşaması, inkar ve şirke demir atmak demek olan fenalık ve çirkinliklerden uzak kalmasıdır.

Yüce Allah cennetlerine varis kıldığı, fıtratta ahid aldığı, sayısız nitelik ve üstünlüklerle donattığı, ruhundan üflediği, akıl, ruh ve şuur bahşettiği, varlıkların çoğundan yüce kıldığı, şeref ve şan verdiği, Kur’an’ı, kelamı ve beyanı öğrettiği kullarından; kendisini anlamalarını, tanımalarını, saygı duymalarını, sadece kendisine tabi ve teslim olmalarını, kendisinden iman ve temiz nefis dilenmelerini, doğru ve dürüst yaşamalarını murad eder, bu halde yaşayanları ödüllendirmek ve cennetlerine koymak, diğerlerini cehennem azaplarına teslim etmek ister.

O, kullarının zorlama olmadan, rıza ve iradeleri ile doğruyu seçmesini, kendisini akıl ve kalp ile bulmasını, başkaca ilahlara meyletmemesini ister.

Yüce Allah, insanların, dünya malına ve süsüne göre değil, ahirete uygun, adaletli, haklı, namuslu, helal ve mübah yaşamasını ister, kullarının haramdan, çirkinlikten, zulümden ve riyadan kaçınmasını, münafıklık etmemesini, yalan ve iftiradan uzak durmasını diler.

Nihayet Yüce Allah’ın muradı; kulun iman etmesi, bu imandan beslenen ahlak, ibadet ve salih amel ile SADECE kendisine kulluk ve ibadet etmesini, fıtri misakta verdiği sözü asla unutmamasını ve buna göre yaşayıp ölmesini murad eder.

O, rızkı ve medeti, şifa ve nimeti Tek veren olarak, varlık, yönetiş ve kudrette kendisine eş ve ortaklar atanmamasını, şirk dinine tabi olunmamasını, şeytandan uzak durulmasını murad eder.

O, kulları için imana ve tevhide razı, inkar ve isyana razı değildir.

O, kullarının Vekil olarak sadece kendisini tayin etmelerini ve sadece kendisine güvenmelerini murad eder.

O, Allah’tır, Allah’lığına yakışır sevgi, sadakat, riayet ve saygıyı kullarından görmek ister.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi?

Kur’an İslam’ına dönüşün hala vakti gelmedi mi? Derin Asr-ı Saadet özlemiyle yanıp tutuşurken, tevhid yolunda ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir