Anasayfa / KUR'AN-I KERİM / Yüce Kur’an-ı Kerim
imanilmihali.com
dua ve beddua

Yüce Kur’an-ı Kerim

Yüce Kur’an-ı Kerim

İnsanlara hidayet yolunu göstermek üzere Kuran-ı Kerim’i gönderen Allah’a hamd, bu yolu insanlara tebliğ eden Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’e sonsuz salat ve selam olsun.

Kur’an alemlerin Rabb’i Allah tarafından Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’e indirilen son ilahi kitaptır. O, doğru yolu gösteren hidayet kaynağı, insanları huzur ve mutluluğa götüren evrensel bir mesaj, hk ile batılı birbirinden ayırt eden eşsiz bir mucizedir. İndirilişi, tertip ve tanzimi, okunması, yazılması ve üslubuyla hiçbir kitaba benzemeyen, okurken ve dinlerken hissedilen güzelliğiyle herkesi kendisine hayran bırakan Allah sözüdür. O, Yüce Allah’ın, içerdiği ilke ve esaslara sımsıkı bağlı kalınmasını istediği sağlam bir kulp ve Sevgili Peygamberimizin peygmberliğinin en büyük belgesidir. Rabbimiz O’nu maneviyat eksikliğiyle daralan kalplere şifa, ahlaki değerlerin zaafa uğramasıyla bunalan gönüllere deva, ders almak isteyen beyinlere öğüt olsun diye göndermiştir. Allah (c.c.) katından hakikatin yegane kaynağı ve ebedi kurtuluşun rehberi olarak gelen bu ilahi mesajı öğrenmek, dünyada insan için ulvi bir gaye ve büyük bir saadettir. Nitekim sözlerin en güzelini söyleyen Peygamberimiz “Sizin en hayırlınız, Kuran-ı Kerim’i öğrenen ve başkalarına öğretendir” buyurmuştur.

Yüce Allah’ın varlığını ve birliğini bize tanıtan Kuran-ı Kerim, insanlığı aydınlatmaya başladığından beri ışığından hiçbirşey kaybetmemiş, taşıdığı değer ve anlamlar getirdiği ahlak ve erdem ilkeleri hep taze ve yeni olarak kalmıştır.

Getirdiği mesajları 14 asırdan beri anlaşılmaya ve okunmaya çalışılan yüce kitabımız, teknoloji ve bilgi kirliliğinin hat safhaya çıktığı günümüzde çağımız insanlarınca sahih bilgi temelinde çok daha iyi okunup anlaşılmalıdır. Bu nedenle Kura’an okumanın ötesinde ayetlerin mana ve mahiyetlerinin de bilinmesi, ilahi mesajların iyi kavranması ve emredilen ahlaki hususların hayatta en güzel bir şekilde uygulanması gerekir.

Kitabımız Kuran-ı Kerim’in ayetlerde geçen diğer adları; Furkan, ez-zikir, et-tenzil’dir.

Kur’an kelimesi “okumak” anlamında bir mastardır. Kelime kökü tam bilinmemektedir.

Kuran-ı Kerim’in tarifi; Bir benzerini meydan getirmek hususunda beşeri aciz bırakan, Peygambere inzal (vahiy) yoluyla gelen, mushaflarda yazılı bulunan, Peygamberden itibaren nesilden nesile tevatüren nakledilen, tilaveti (okunması) ibadet hükmünde oln bir kelamdır.

İnzali; Kur’an’ın inzali toptan olmamış, Hz. Peygamberin 23 yıllık peygamberlik hayatı boyunca çeşitli problemleri çözmek, çeşitli sorulara ve toplum içinde ortaya çıkan güçlüklere cevap olmak üzere peyderpey, kısa kısa bölümler (sure ve ayetler) şeklinde gerçekleşmiştir. Bu gelişe vahiy diyoruz. İlk vahiy MS 610 yılında Mekke’nin 3 mil kuzeydoğusunda bulunan Hira mağarasında gelmiş, Kur’an’ın “Seni Yaratan Rabbinin adıyla oku!”diye başlayan ilk emirleri Hz. Peygambere tebliğ edilmiştir.

Kuran-ı Kerim’in mushaflar halinde yazılması; Gelen vahiyler Hz. Peygamber (s.a.s.) ve diğer müslümanlar tarafından süratle ezberlenmekle birlikte, ayrıca Yüce Peygamberin emri üzerine vahi katipleri tarafından yazılıyordu. Bir ayeti aynı zamanda birkaç farklı katip ayrı ayrı da yazmış oluyordu. Yazı malzemesi olarak ise özellikle ilk yıllarda düz satıhlı şeyler (ince taşlar, kürek kemikleri, hurma dalları, deriler vs.) kullanılıyordu. Hz. Peygamberimizin ölümünden sonra bu yazılı metinler bir araya getirilmiş, böylece iki kapak arasına alınan Kur’an sahifelerinin tümüne “Mushaf” denilmiştir.

Kuran-ı Kerim’in tevatür yoluyla gelişi; Gelen vahiyler gerek Hz. peygamber ve gerekse diğer mü’minler tarafından süratle ezberleniyor, Kur’an öğretimine önem veriliyor, vahiy katiplerinden başka özel nüshalar meydana getirenler de oluyordu. Bunlar aynı zamanda Kur’an’ı ezbere bilen kişiler olarak ta tanınırlar. Bu görünüş, Hz. Muhammed (s.a.s)’in yaşadığı asra münhasır kalmadı. Her nesilde Kur’an ezberleyen binlerce hafız yetişti. Böylece Kur’an diğer semavi kitapların başına gelen tahrif tehlikesine maruz kalmadı.

Kuran-ı Kerim’in iki kapak arasında toplanması; Hz. Muhammed (sas) hayattayken gelen vahilerin iki kapak arasına alınması düşünülmemişti. Gelen vahiler dağınık vaziyetteydi çünkü Hz. Peygamber hayatta olduğu sürece yeni vahiler gelebilir, eskilerine katılabilirdi. Ayrıca ayetlerin tertibi iniş sırasına göre değil Resulallah’ın işaretine göre çeşitli surelerdeki yerlerine yerleştirilmesi şeklinde olduğundan vahi devam ettiği müddetçe Kur’an ayetlerinin bir kitap halinde toplanması imkansızdı. Hz. Muhammed (sas)’in vefatından sonra durum değişti. Hz. Ebubekir’in hilafetinin ilk yılı içinde irtidat (dinden dönme) ve irtica olayları kendisini gösterdi. Devlet bunlar üzerine asker göndermek zorunda kaldı, savaşlar oldu. Bu savaşlarda pekçok hafız da şehit düştü. Bu durum Hz. Ömer b. el-Hattab’ı Kur’an’ın geleceği açısından endişelendirdi. Gerçi vahi katiplerinin yazdıkları metinler dağınık halde de olsa mevcuttu, özel nüshalar halinde Kur’an yazmış kişiler ve birçok hafızlar hayatta idi. herhangi bir yetin okunuş veya yazılışınd güçlük söz konusu değildi. Ancak konuya uzun vadeli bakmak gerekmekteydi. Halife Hz. Ebubekir, Hz. Ömer’in Kur’an’ı mushaf haline getirme talebine başta “Peygamber efendimizin yapmadığı şeyi biz nasıl yaparız?” diye karşı çıksa da Hz. Ömer’in ısrarları karşısında ikna olmuştur. Derhal genç ve zeki vahi katiplerinden Zeyd b. Sabit görevlendirildi. Zeyd Kur’an’ı hiç bilmiyormuş ve elinde hiç belge yokmuş gibi hareket etti. Göreve başladığı zaman kimin elinde yazılı Kur’an metni varsa getirmesini istedi. Bununla yetinmeyip Hz. Ebubekir’in talimatıyla getirilecek her metin için iki şahit istedi. Herkes ayet ve sahifeleri getiriyor, iki şahidide berberinde bulunduruyordu. Böylece bu metinler bir araya getiriliyor ve mükerrer (tekrar eden) hususlar ayıklanıyordu. Bu sayede ilk Mushaf-ı Şerif yazılmış oldu. Zeyd mushafı hilafet makamına teslim etti. Bu ilk nüshaya Kur’an tarihçileri “İmam Mushaf” olarak adlandırır.

Ashab Zeyd b. Sabit’in ortaya koyduğu çalışmada fazlalık, eksiklik veya yanlışlık bulamadı. Aksine hafızlar ve Ehl-i Kur’an kişilerce hazırlanan çalışma sonucu ortaya çıkan nüsha bütün Ashab tarafından onaylandı. Toplumun kabulüne mashar oldu. Böylece Kur’an-ı Kerim Hz. Muhammed(s.a.s)’in ölümünden hemen sonra devlet eliyle resmi bir mushaf haline getirilmiş ve o günün müslümanlarının Kur’an’ın geleceği hakkındaki endişeleri ortadan kalkmış oldu.

Hz. Ömer’in halifeliği zamanında mevcut mushafla yetinilmiş ve daha ziyade Kur’an öğretimine hız verilmiştir.

Hz. Osman döneminde ise yılların geçmesi ve sınırların genişlemesi nedeniyle değişik şive, dil ve lehçeleri konuşan toplumlar müslüman oluyor, Kur’an okumaya çalışıyorlardı. Tabi sonuç olarak Kur’an okumada bazı ayrılıklar ortaya çıktı. Hz. Osman talep ve istişareler sonunda resmi Kur’an nüshalarının çoğltılmasına ve belli başlı yerleşim yerlerine gönderilmesine karar verdi. İlk mushafı hazırlayan Zeyd b. Sabit başta olmak üzere dört kişilik bir komisyon kuruldu. İlk resmi mushaf Hz. Ebubekir’in ölümünden sonra Hz. Ömer’e, ondan kızı ve Hz. Peygamberin eşi Hz. Hafsa’ya verilmişti. Bu nüsha getirildi ve bu nüsha esas alınarak nüshalar çoğaltıldı. Bu sayı bazı rivayetlere göre 4,5 veya 7’dir. Bu nüshalardan biri Mekke’de tutulmuş, diğerleri önde gelen yerleşim yerlerine (Küfe, Basra, Şam vb.) gönderilmiştir. Bu belgelerin ulaşmasından sonra farklı tüm mushafların yakılarak imha edilmesi de istenmiştir. Bu çoğaltılan mushaflar arasında çok küçük harf hataları vardı. Bu farklar daha sonra nesholundu (düzeltildi). Bu çoğaltılan nüshalarda ashab tarafından onay görmüş, beğenilmiş ve övülmüştür. Ashabın çoğunun henüz hayatta iken bu çalışmaya onay vermesi mü’minlerin en önemli huzur vesilelerinden biri olmuştur.

Gerek Hz. Muhammed (s.a.s) ve gerekse sahabeler zamanında resmi Kur’an yazılarında nokta ve hareke kullanılmamıştı. Keza Kur’an’ı yaklaşık 30 eşit prçaya ayıran cüz işaretleri ve bu cüzleri kendi içinde bölümlere ayıran hizib işaretleri de ilk nüshalarda yoktu. Arapça bilmeyenlerin İslam’ girmesiyle durum değişti. Onlar zorlanıyor, hatta yanlış okuyordu. Yapılan çalışmalarla ihtiyaç giderilmiştir. Harekeleme ve noktalama çalışmaları (bazı din ehli karşı çıksa da) henüz hicri ikinci asırda en olgun seviyeye ulaşmış, yabancılar için okuma güçlüğü azaltılmıştır.

Kuran-ı Kerim muhtevası ve gayesi; Kur’anın muhtevası incelendiğinde onda iman, ibadet, muamelat, ahlak vb.. gibi konularda emir, yasak ve öğütlerin yanında pek çok ilmi konulara da değinildiği, astronomik gerçeklere ve fiziki hakikatlere, insan natomisine işaret edildiği görülür. Ama bunlara rağmen asıl gaye; insanların hidayete erdirilmeleri, doğru yolu bulmaları, Allah’ın hoşnutluğunu kazanarak hayatlarını sürdürmeleri, mesut olmaları ve böylece ebedi hayata ak alınla gitmeleridir. Buna göre ondaki her emir, her yasak aynı gayeye yöneliktir. İlmi gerçekler insana kendisini tanıtmak, gerçeği buldurmak ve düşündürmek içindir.

Kuran-ı Kerim’de sure ve ayetler; Kuran’ın sure sayısı 114’dür. Ayet sayılarında fikir birliği yoktur. Bu nedenle altıbin küsur demek daha doğru olacaktır. Ayetlerin tertibi hz. Muhammed (s.a.s)’ın belirttiği şekilde değiştirilmeden yer almıştır. Surelerin yeri hususunda değişik görüşler vardır.

Kuran-ı Kerim okurken dikkat edilecek hususlar; Kur’an okuyan kişi abdestli olacaktır. hele abdestsiz olark Kur’an’a el sürülmeyecektir. Bu haliyle mü’min kendini onu okumaya ruhen ve bedenen hazırlamış, dikkatini bir noktada toplamış ve onu anlamaya hazırlanmış olacaktır. Okunan ayetlerin manası anlaşılmalı, çok hızlı okumalardan kaçınılmalıdır. Arapça bilmeyenlerin yapacakları şey kendi dillerine yapılmış meal ve tefsirlerden yararlanmaktır. Bu konuda Hz. Ali’nin sözü şöyledir; “Kendisinde anlayış ve idrakin bulunmadığı hiçbir ibadette ve yine kendisinde tedebbürün (düşünce) bulunmadığı hiçbir kıraatte (Kur’an okumada) hayır yoktur.” Kur’an okurken üç şey iş birliği halinde olmalıdır. Ağız, akıl ve kalp.

Sonuç; Kur’an ibadet kasdiyle okunur ve dinlenir. Allah rızasının ve O’nun vereceği ecrin umulmayacağı bir tilavet veya hatim düşünülemez. Allah hoşnutluğunu, sevabını ve rızasını kazanmak için Kur’an okuyanların hasıl olacak sevaba mashar olacakları da hadislerle sabittir. Dua maksadıyla ölülere okunabilirse de aslen yaşayan müslümanların anlaması ve öğüt alması için bir yol gösterici ve öğretici kabul edilerek okunur.

KURAN’I ANLAMAK (EHY);

Hakiki her ilmin bir tek konusu vardır, Kur’ân’ın hikmet ilminin konusu ise Allah ile kâinat ve özellikle insanlar ve insanların işleri arasındaki ilişki ve bağlantıdır. Kur’ân’ı anlamak isterken kelime ve terkiplerinin bütün inceliklerini gözetmek gerekir. Kur’ânî belağatın özelliklerinden biri de gerçekleri en açık yönünden gösterirken ince hatlarını da çeşitli beyan noktaları içinde bütün incelikleri ile toplamasıdır.

Beyan yönleri, kesinlik noktasından en azından on altı yönü kapsadığı usulce (metodoloji) bellidir. İşaretle ve kesin olmayan belağat yönleri ise belağat ilminin sayılması mümkün olmayan zevkleri ile anlaşılır. Kur’ân ise bir hakîm (hikmet dolu) kitaptır. “Bu kitabın indirilmesi herşeye galip hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafındandır.” (Zümer, 39/1). Bunun için önce kelimelerin mânâlarını iyice tesbit etmek, ikinci olarak yerlerinde lafız veya mânâ yönünün ilgili olabileceği kelimeler ve mânâları ile karşılaştırma yapmak, üçüncü olarak terkip şekillerini, siyâk ve sibâk üzerinde düşünmek, dördüncüsü bunlardan asıl kasdedilen mânâ ile süsleyici unsurları birbirinden ayırmak lazımdır. Kasdedilen mânânın belirlenmesinde de iki itibar (ölçü) vardır. Birisi kelimenin aslında veya yerine göre zihindeki mânâsı, diğeri de onların gerçekte ele aldıkları, delalet ettiği mânâlarıdır ki genelleştirme, tahsis (özelleştirme), mutlak, ıtlak (kayıtlamama) gibi özellikler bu ikisi arasında meydana gelir ve hükümlerin çıkarılmasında bunların önemi büyüktür.

Bu kitap esas itibariyle “İnsanlar için hidayettir.” Genellikle insanları irşad ve doğru yolu göstermek için inmiştir. İyilik ve yumuşaklıkla yol göstermek demek olan bu hidayetin, bu çağrı ve rehberliğin esas itibariyle şuna buna tahsis edilmesi yoktur.

Kur’ân, hem başlangıç ve hem sonuç itibariyle hidayettir. Bunun için insan, ne kadar yükselirse yükselsin, Kur’ân hidayetinden kendini asla ihtiyaçsız sayamıyacaktır. Onun hidayeti, seçkinlerin ve halkın bütün derecelerini kapsar. Gerçekten İslâm dini, bir taraftan dünya hayatının zaruri şartlarını öğretecek, diğer taraftan bu geçici hayatın mutlak gaye olmadığını ve bunun da hedeflemesi gereken ebedî gayeler bulunduğunu gösterecek ve onun da kazanma şartlarını anlatacaktır.

O yalnız ilkel insanların ruhî gıdası değildir, ilerlemiş medeniyetlerin de sonsuza dek yükselmesi için olgunlaşmış teminatı olmak üzere inmiştir. Gerçekten insanlık toplumunda tam mânâsıyla Allah’ın birliğine dayanan bir hayat nizamı genel şekilde henüz kurulmuş değildir. Henüz bütün insanlık Allah’ın korumasına girmemiş, sonuç ve ahiretine kesin olarak inanacak sakınma mertebesine yükselememiş olduğundan âlemde sosyal buhran (kriz) devamlı bulunmuştur.

Kur’ân’ın sûreleri, âyetleri rastgele bir tesadüfün veya sadece şairane bir duygunun gücü ile ortaya çıkıvermiş karışık bir divan değil, o baştan başa gibi geniş anlamlı tek bir cümle ve belki fasih bir kelime düzeninde sağlam bir uyum ve çok hikmetli bir beyan ve üslup ile inmiş ilahî bir sözdür. Başında sonunda bulunur.

İşte Kur’ân’ın bütün beyan dizisi bu başlangıç ve sonuç arasındaki bağlantıların anlatılması gibi, yüce Allah’tan, görünen ve görünmeyen bütün yaratıklarına ve özellikle insanlara gelen ve insanlardan yüce Allah’a giden varlık ve hayat ilişkilerinin sonsuzluk zevkiyle tadlandırılmış sağlam bir anlatım tarzıdır.

Kur’ân’da sûreler, sûrelerin çoğunda kıssalar, kıssalarda âyetler, âyetlerde kelimeler, kelimelerde harfler ve bütün bunlar arasında açık veya kapalı, sözle veya mânâ ile birçok yönden tam bir uyum ve belli bir düzen vardır ki, bunların tek tek araştırılması ve ayrıntılarının açığa çıkarılması sayısız denilebilecek kadar çoktur ve hemen hemen bütün ilimleri ve sanatları da yakından ilgilendirir.

Yüce Kur’an-ı Kerim

Bu yazıyı okudunuz mu?

Bir ayet bir açıklama

Bir Ayet

Bir AYET bir açıklama

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir