Anasayfa / DİNİMİZ İSLAM / İBADET / Zekat / Zekatı vermek yetmez salih niyette lazımdır
imanilmihali.com
Zekatı vermek yetmez salih niyette lazımdır

Zekatı vermek yetmez salih niyette lazımdır

Zekatı vermek yetmez salih niyette lazımdır

İbadetin tüm alanlarında lazım gelen ilk şey has niyet (Allah rızası), samimiyet ve huşudur. Zaten İslam’da irade ile teslim olmak, huşuyla sığınmak ve gönülden arzulayarak ve sadece Allah’a yönelmektir.

“İyiliği, daha fazlasını bekleyerek (bir kazanç elde etmek için) yapma.” (Müddessir 74/6)

Buradan hareketle, ibadet türlerinden namaza dair sayısız şey yazılmış ve çizilmiştir lakin huşu şartı sadece namazla sınırlı değildir. Başlığımızda kullandığımız zekat konusu, içerisinde sadaka ve infakın tüm türleri saklı olmak şartıyla huşuya ve has niyete ihtiyaç duyan bir başka ibadettir.

“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir). Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara 2/263,264)

Görüldüğü üzere zekat sadece para verilerek yerine getirilebilecek bir ibadet olmadığı gibi, içerisinde huşu ve Allah rızası aramak gayreti de olan bir güleryüz ve yardımlaşma amelidir, ibadetidir. Dahası öncesi ve sonrasıyla riya ve gösterişe kapalı olması gereken zekat, tatlı sözle, yumuşak edayla yerine getirilmelidir ki başa kakılan sadakanın zararı faydasından çoktur.

Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Bakara 2/271)

Keza, sadakaların açıktan verilmesi de mümkünse de riya ve gösterişe yakınlığı sebebiyle bunun yerine gizlice verilmesi daha makbuldür ki ayet bunu işaret eder ve bu da gerçek samimiyet ve huşu demektir.

“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona eli genişleyinceye kadar mühlet verin. Eğer bilirseniz, (borcu) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2/280)

Verilen borcun geri alınmaması da bir sadakadır ve bunun mantığı şu şekildedir; borç veren için o para ihtiyaç fazlasıdır ki verilmiştir ve borcu alanın ihtiyacı vardır ki almıştır. Bu durum hala devam ediyorsa ve gerçekse o halde o borcu geri istememek en güzel zekatlardandır.

Çünkü sadakaları alan aslında Yüce Allah’tır.

“Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu; tövbeyi çok kabul edenin, çok merhametli olanın Allah olduğunu bilmediler mi?”(Tevbe 9/104)

Zekat konusunda çok mühim meselelerden birisi de zekatın miktarına dairdir ve fıkıhta ve sünette bu miktar kırkta bir nispetinde asgari olarak uygulanmışsa da ayetin işareti “ihtiyaçtan arta kalan”dır.

“ .. Yine sana Allah yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “İhtiyaçtan arta kalanı.” Allah, size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.” (Bakara 2/219)

İhtiyaçtan artanı bağışlamak ve paylaşmak yüce bir iman ve feragat ister ki zaten ayetin sonu düşünesiniz şeklinde bitmektedir.

Modern zamanlarda vergiler de zekat mahiyetindedir ancak vergi kaçırmamak, kazancı helal kılmak gibi pek çok şarta ilaveten tahakkuk eden vergi zaten kırkta birden azdır ve üzerine sahte harcama ve zararlar da bilançoda zarar hanesine yazılınca neredeyse kuş kadar bir vergi/zekat mükellefiyeti çıkmaktadır. Yani ihtiyaçtan arta kalan miktarınca olması gereken zekat yaklaşık seksende bire tekabül etmekte ve o da zaten taksitlendirilmekte veya hiç ödenmemekte, üç yılda bir nasılsa borçlar silinmektedir.

Velhasıl zekat konusu, ramazan fitrelerinden sadakalara kadar muazzam bir yelpazede huşuya ve dürüstlüğe muhtaçtır ki tüm peygamberlerin üç emrinden biri olan zekat Kur’an’da sayısız kez geçmekte ve günahlara kefaret olarak gösterilmektedir.

Buna rağmen insanların mal ve para tutkusu, Peygamberin hayatından örnek almayı engelleyecek kadar fazladır ve öldürücüdür.

Kaldı ki zekat gönülden, Allah rızası için, gizlice, tatlı dille, karşılıksız verilmeli, verilenin o para veya malın aslında gerçek sahibi olduğu unutulmamalıdır. Yani onalrın parası bizde emanet durmaktadır.

Kısaca, zekatı vermek yetmez salih niyette lazımdır ve bu ancak Allah rızasını arayabilenlerin işidir. Yoksa korkarız tüm zekatlar israftan öte gidemeyecek, başa kakmadan daha da beter etki edecektir.

Çünkü zekat toplum içi maddi dengelerin tesisi, suç oranının düşürülmesi, muhtaçlıkların giderilmesi, sağlıklı beslenme ve barınmanın temini gibi idealler ile alakalıdır ve zekat olarak verilen şeyler o toplumun tüm fertlerine emniyet ve asayiş olarak zaten geri döner. Kaldı ki iman kardeşliğinin tesisi konusunda mevcut imanların paylaşılması kardeşlikler gereğidir.

Ve tüm bunlar isteyerek, dürüstçe, fazlasıyla, karşılıksız, rencide etmeden yapılmalıdır.

Çünkü Allah niyetlere şahit olandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Zekat kimlere verilir

Zekat kimlere verilir

Zekat kimlere verilir Zekâtın sarf yerleri, yani kimlere verilebileceği Kur’an’daki sıralamasına uygun olarak (et-Tevbe 9/60) ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

9 + = 15