Anasayfa / Global siyonizm / Zulüm ve cihat
imanilmihali.com
Zulüm ve cihat

Zulüm ve cihat

İslam aleminin bir türlü hakikati yakalayamamasının, şeytanın bu denli güç bulabilmesinin sebebi dinin verdiği ruhsat, hüküm ve emirlerden habersiz olmasıdır. İblisin yemlemesiyle serseri tavuk gibi ilkelerin değil kişilerin hegemonyasına girmiş Müslüman kitle, ne yapması gerektiğini de o kişilerin ağzından duyma mecburiyeti ile yaşamaktadır. Laik ve demokratik olmaktan uzak, insan haklarını çoktan unutmuş, ibadetle yetinen bu kesim maruz kaldığı zulmü kader kabul etmekle, dinin en temellerine dahi isyan halindedir. Zulmü ve şirk’i anlayamadığı için cihada yeltenmek aklının ucundan bile geçmeyen Müslüman dünya, kendisine biçilen rolü manasızca oynamakla yetinir, rüzgara göre taraf değiştirir haldedir. Siyonizm bu saflıktan öylesine güzel yararlanır ki teröre tamamen karşı olan İslam’ı alır, cihat adına en kanlı terörlere bulaştırır.

En büyük zulüm Yüce Allah’a eşler, ortaklar tanımaktır ki bunun dindeki adı şirktir. Şirk üzere ölmek ise afsızlığa mahkûm olmak demektir. Zulme karşı savaşmak, sadece zulmün muhatabı olanların görevi değildir. Kur’an, zulme uğrayanların yanında savaşmayı tüm onur sahiplerinden, bir insanlık borcu olarak istemektedir;

“Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz?” (Nisa 4/75)

Zulme rıza göstermek, zulmü seyretmekle yetinmek, zalime karşı çıkmamak da bir zulümdür. Başka dinlerdeki zalim olmayanlar, İslamiyet içindeki zalimlerden yeğdir. Kur’an, açık zulme dikkat çektiği gibi örtülü, maskeli, pasif zulme de dikkat çekmektedir. Bu ikinci tür zulüm, zalime seyirci kalmak şeklinde sergilenen zulümdür ki zulmün en kahpe türüdür. Çünkü bu kahpe tür, zalime, yaptığı işin normal hatta iyi olduğu kanaatini verir. Pasif zulüm, zalim üreten bir zulümdür, zulme meşruiyet kazandıran bir namertliktir.

“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” (Hud 11/113)

Aydınlar ve ilgililer susunca zulüm sadece ‘olmaz’, egemen olur. Kur’an’ın zalime hıncı öylesine büyüktür ki, kendisini ‘zulmedenleri korkutmak, tehdit etmek için gelmiş’ olarak gösterebilmiştir;

“Bundan önce bir rehber ve bir rahmet olarak Mûsâ’nın kitabı da vardı. Bu ise, onu doğrulayan ve zulmedenleri uyarmak, iyilik yapanlara müjde olmak üzere Arap diliyle indirilmiş bir kitaptır.” (Ahkaf 46/12)

Yüce Allah, kötü sözün açıklanmasını istemeyendir lakin bunun tek istisnası mazlumun zulme karşı feryadıdır ki feryat yoksa alacak da yoktur, feryat sadece bir hak değil aynı zamanda farzdır.

Kur’an’da 74 kez geçen firavun sözcüğü hem özel isim hem de cins ismi olarak alınmalıdır. Özel isim olarak anıldığında, Hz. Musa’nın tebliğine zulüm ve dehşetle karşı çıkan azgın despot bir diktatörü ifade eder. Cins ismi olarak anıldığında ise bütün firavun ruhlu despotların ortak adı olur. Kur’an, bu ikinci anlamdaki firavunlukları da özel isim olan Firavun’un kişilik ve eylemine bağlayarak anlatmaktadır. Bu firavunlarca üretilenler ise zulümdür ve Müslüman kitleye düşen bu zulümlerle başa çıkmaktır.

“İşte Âd kavmi! Rablerinin ayetlerini inkâr ettiler. O’nun peygamberlerine karşı geldiler ve inatçı her zorbanın emrine uydular!” (Hud 11/59)

Kur’an; ehli kitap, inançsızlar, namaz kılmayanlar, Hristiyanlar, zekat vermeyen ve hacca gitmeyenlerle değil, imanı olmayanlara, imanı sahte olanlara, zulmedenlere karşıdır. Kur’an, günah işleyenleri lanetlemez aksine günah işlemeyi Peygamberlerine bile yakıştırır ki tevbe kapısını açık tutarak kendisinden af niyaz edilsin ister. Kur’an, Kur’an’ı uzaktan sevenleri, Kur’an’a rağmen zulmedenleri lanetler. Kur’an cahil ve zalim olanlara savaş açar! Çünkü cehalet zulme, zulüm şirke götürür.

Kur’an’a göre cihad; zulme, batıla, haksıza, namerde karşı yapılacak her türlü mücadele ve gayrettir. Bilimle, akılla, keşiflerle, kalemle, geri bölgede mal ve emekle, ön cephede canı ortaya koyarak, vesaire surette verilen her türlü emek ve sarf edilen her türden çabalardır. Bu çabaların elbette arasında bir derecelendirme vardır ve yine elbette en yücesi canı ortaya koymaktır. Bu sebeple şehitler ölü değildir, cennettedir. Zulümle savaşı emreden Kur’an bu nedenle cihadı da farz kılmış, öncesinde barışın tüm yollarının denenmesini, teslim olanlara veya saldırıdan vazgeçenlere düşmanlık edilmemesini, teslim olup tevbe edenlere kin beslenmemesini emretmiştir.

Cihat edenlerin dindeki adı mücahittir ve cihadın bir adım ötesi tecdittir ki (tecdit erlerine müceddid denir) tecdit cihat ve gayret ile sadece zulmü yenmek değil, zulümden sonraki zamana huzur ve esenlik getirmek, yeni bir sulh çağı başlatmak, aydınlık temin ve tesis etmek, insanlığa umut verecek büyük hamleler yapmaktır.

“Her devirde ümmetin içinden biri çıkar ve dini tecdit eder.” (Ebu Davud, Melakim 1,; Elbani, Silsiletü’l-Ahadis es-Sahiha, 2/148-149)

Tecdit erlerinin elbette en yücesi Mustafa Kemal Atatürk’tür ki O, İslam’a ve Türklüğe karşı zulüm üreten yedi düveli dize getirmiş, karanlık ve umutsuz kalpleri umutla buluşturmuş, cehaleti bilgi ile darmadağın etmiş, insan yerine bile konmayan bir ulusu yeniden var ve muktedir kılmayı Allah’ın izni ve yardımıyla başarmıştır. Esaret zincirlerini, cehaletin prangalarını kıran Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşları yalnızca bu fiziki zaferlerle de yetinmemiş, İslam’ı yiyip bitiren yaban otlarını temizleyerek miskin dergâh yapılanmalarını ve Arapçaya mahkûm edilmiş anlaşılmaz dini, anlaşılır, tanınır ve sevilir kılarak tüm kalplere yerleştirmiştir.

İnsan yaşamak için su içer ve vücudun dörtte üçü zaten sudur. Bu su değişik yollarla vücuttan çıkar. En adisi ve sıradan olanı idrardır ki temel bir ihtiyaçtan ibarettir, yaşamsaldır. Daha makulü ter olarak dışarı çıkmasıdır ki çalışmanın gururu ve eylemin helal olduğunun kanıtıdır. Daha faziletlisi göz yaşıdır ki zulme mecbur bırakılmanın, duyguları yaşamanın, işkence edilmenin, haksızlığa uğramanın ispatıdır. En yücesi kandır, şehadet şerbetidir. Bedenlerimizdeki suyun dışarı çıkarılışı bile hakkımızda bir fikir veriyorsa akıllar artık zulme ve cihada odaklanmalı, beşeri meşguliyetlerden faziletli amellere yönelmelidir. İki hidrojen ve bir oksijenden (H2O) ibaret kopyalanamaz bu nimette sayısız hikmet saklıdır ki hafızası olan su, insan ve melekleri hidrojen formunda yan yana getirirken, yaşamın devamı için oksijen durumundaki iblisi de kaçınılmaz kılar.

Toplumlar uyanamadığı ve karşı çıkmaya korktuğu için zulüm çağlar boyu sömürgeci kapitalistlerin, kabalist siyonların hem karar öncesinde tehdit aracı hem yanlış karar sonrası intikam ve şantaj silahı olmuştur. En büyük zulüm ise şirktir, şeytandır.

Bu yazıyı okudunuz mu?

Globalizm

Global veya küresel demek tüm yeryüzünü, içindekilerle, altındakilerle, üstündekilerle bütün olarak kaplayan demektir. Siyasi ve ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir